tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Sonu Yok Yalnızlığın

Ankara’da ona dair onca anıyla yaşamanın zor geldiği noktada küçük bir seyahat programı çizdim kendime. Önce memlekete uğradım bir geceliğine sonra abimlere takıldım. Memlekette hayatımın en zor gecelerinden birini geçirdim ama bundan bahsetmek istemiyorum, çünkü gerçekten çok kırgınım bana veremediği değere, çünkü çok kızgınım kendime hiç ama hiç hak etmeyen birine hayatımı verdiğime, psikolojik sağlığımı onda terk ettiğime.
Yollara vurdum kendimi ondan uzaklaşmak için ama şarkılar yalnız bırakmadı beni. Hep çıktılar bir yerlerden ve yollar boyu gizlice süzüldü gözyaşlarım arabanın arka koltuğunda yapayalnız otururken hep ön koltuktaki bir çiftin mutluluğunu izleyen gözlerimden. Gidenlere ağladım, yalnızlığıma ağladım, geleceğe dair tükenen umutlarıma ağladım, en korktuğum sona doğru ilerleyişime ağladım, yolunda gitmeyen hatta artık olmayan hayatıma ağladım. Kısacası hep ağladım. Şu an bir otel odasında ilk kez kendi başıma kalıyorum ve odada yine ağlayarak yazıyorum son 2 gündür toplamda 5 saat uyumuş yine de uyku tutmayan bünyemle. Yalnızlıktan ölümüne korkan ben her geçen gün daha çok hissediyorum yalnızlığımı. Kime kızmalı bilmiyorum beni yanımdayken bile yalnız bırakana mı yoksa kalabalıklar içinde hep yalnız hisseden hiçbir yere ait olamayan kendime mi? Bu otel odasında değil sadece hayatın her yerinde, her zaman yalnızım ve ben en çok yalnız ölmekten korkuyorum. Elimde değil artık her zamankinden çok korkuyorum, hiç hak etmeyenlere verdiğim değerlerde öldürdüğümden beri insanlara güvenimi. Bu kadar hayal kırıklığından sonra yeniden eski sen olabilir misin, yeniden sevebilir misin birini, yeniden koşulsuz şartsız sunabilir misin birine hayatını? Yoruldum yalancı kalabalıklar arasında hiç sahip olamadığım ilgiyi aramaktan. Yoruldum bana sadece cinsellik için yaklaşan zavallılardan kaçmaktan. Yoruldum ait olmak isterken birine kendimi bile kaybetmekten. Sevgili hayat ben çok yoruldum ve gerçekten tek dileğim, ya beni bu kadar yalnızlıkla sınama ya da çek al beni hiçbir ölünün yalnız olmadığı diyarlara…


22 Ağustos 2013 Perşembe

Eksik Yanımsın

Aylar geçiyor, mevsimler de geçecek ve başından beri olmayacağını bildiğim bize dair senaryolar bile değişecek. Hani güçlü görünüyorduk ya güya şerit bir anda kopana kadar son kez sana sarıldığım anda, tutamadım gözyaşlarımı ve dünyanın en duygusuz adamıydın ya ben dokundum gözyaşlarına. Parmaklarımın uçlarındaydı ve ben ilk kez yüreğine bu kadar dokunabildim, ilk kez kaçmadın benden duygularının çıplaklığı karşısında. Sanki sarabilecekmişiz gibi birbirimizde açtığımız yaraları, sarılıp ağlarken birbirimize gözyaşların içime akıyordu. Söylesene kaç kadın dokunabilir gözyaşlarına, kaç kadın bu kadar sen olabilir, kaç kadını sevebilirsin benden sonra, daha kaç ten gerekli beni unutmana? Ben milyonlarca tende yeniden başlamayı denesem de içime karıştın sevgilim, unutamam seni. Sen unutabilecek misin peki beni, yoksa ikimiz de kayıp hayatlar mı yaşayacağız birbirimizden uzakta? Keşke hiç denemeseydik olmayacak yerlerde denemeyi derdim ya neyse biliyorum ki sen gittin ve hep deneyeceksin sevgilim. Bir gün başaracaksın belki de ama ben senden önce mutlu olmak istiyorum sevgilim, inan bana bencillikten değil vicdan azabın olmak istemediğimden. Çünkü ben hala hissediyorum seni, başka tenlere dokunduğunu bildiğim her gece eski fillerim geliyor yine tepişiyor göğsümde ve ben nefes alamıyorum. Ben yine ölüyorum sanıyorum ama ölemiyorum, boğazımı yakıp da geçemeyen nefesim yüzünden ağlama krizlerim yoksa ben bize ağlamaktan çoktan vazgeçtim. Söylesene sen giderken acımadıktan sonra bize bir ömür yas tutmanın anlamı ne? Öyle ya da böyle ben de deniyorum yaşamayı işte. Yaşıyorum ve yaşayacağım senden sonra da. Belki bir gün yeniden seveceğim ama seni sevdiğim kadar değil, belki yine biri hayatım olacak ama senin olduğun gibi her şeyim değil. Senden sonra kaybettiklerimi yerine koyamadan hep biraz eksik yaşayacağım, çünkü… Neyse boş ver söylemek istemiyorum sende kaybettiklerimi. Ben tükendiğimiz yerde filizleneceğim rahat olsun için. Ve sen sevgilim…
Benden sonra sevmeni sevilmeni istiyorum, ama asla beni sevdiğin kadar değil ve asla benim seni sevdiğim kadar her şeyden çok değil. Gülümsemelerin daim olsun yüzünde ama asla beni sana aşık edenler kadar içten değil. O çok sevdiğin sofralarda benden sonra da yanın boş olmasın istiyorum ama asla benim doldurduğum gibi dolu değil. Sevişmelerin de olsun o gecelerin ardından ama asla benimle olduğu gibi mükemmel uyumla doruklarda değil. Benden sonra da birine dokunmak hoşuna gitsin istiyorum ama asla benim ruhuma dokunduğun gibi değil. Başka birine sarılarak da dal istiyorum uykulara ama asla bana sarıldığındaki gibi huzurlu uykular değil. Yine yürü keşfetmek için bir şehrin sokaklarını ama asla benim elimi tuttuğundaki kadar zevkle değil. Yeni biriyle bir anlamı olsun istiyorum hayatının ama asla benim kattığım anlam kadar yoğun değil. Zamanı gelince yaşlanmanı da istiyorum biriyle birlikte ama asla benimle olabileceği kadar huzurlu, mutlu değil. Kısacası mutlu ol, sağ ol, huzurlu ol, sağlıklı ol ama hep eksik kalsın bir yanın, küçücük de olsa hep boşluk kalsın benim yerim. Ve bir gün, bir akşamüstü bana uzak kentlerden birinde akşam güneşinde hatırla beni istiyorum gözlerinde belli belirsiz bir damla yaşla, ama sonra sil, geç, git…

20 Ağustos 2013 Salı

Affedememek...

Dün minicik bir şey istedim, benim için bir şey yap seni affetmem için dedim. Belki tüm yaşadığımız kötü şeyleri unutacaktım, güzel bir anı olarak geride bırakacaktım onu ama yine eline yüzüne bulaştırdı her şeyi. Tam 2 yıl önce olduğu gibi ona neden güvenemediğimi, nasıl minicik beklentilerimi bile karşılayamadığını ve bunun için de en ufak bir çabası olmadığını, en önemlisi de neden bağlanmaktan korktuğumu hatırlattı bana.
Geldi 4-5 gün önce güzel ayrılalım, arkamdan beddua etmeni ya da küfretmeni istemiyorum birbirimizi güzel hatırlayalım dedi, biraz tartıştık sonra yine sarıldık. Tutamadım gözyaşlarımı sarılıp seni hala çok seviyorum derken ben de dedi öylece sarılıp ikimizde ağladık. Bir daha hiç biz olamayacağız dedik, duygu patlaması yaşadık, bir daha bu kadar sevemeyeceğim dedim ben de dedi. Ne yapıyorsam seni unutmak için dedim ben de ama sen yapma benim arkamdan bir şey demezler ama sana orospu derler senin için üzülürüm dedi. Hayatım mahvoldu senin yüzünden sen yeni evinde benim anılarım olan eşyalara baka baka ben aklına gelmeden yaşamaya devam ediyorsun, ben her yerinde anımız olan bu evde ölüyorum dedim. Aklıma her zaman geliyorsun hiçbir ten seninki gibi değil, kıskanıyorum seni hala ama benden de çok mutlu olmanı çok istiyorum, olacaksın da bir gün dedi. Ben de senin mutsuz olmanı istemiyorum aslında sadece bensiz mutlu olmanı istemiyorum, bana bu düşünce çok ağır geliyor dedim. Unut beni dedi, unutacağım bir gün dedim. Geceleri uyuyamıyorum ben ama senin yanında yine uykum geldi bana huzur veriyorsun dedi, hastaydı birlikte uzandık uyusun diye. Duramadık her zamanki gibi iğreniyordum güya ama unuttum yine her şeyi, seviştik. Ateşi yükseldi sonra her zaman ki gibi ilgilendim eve gidince merak ederim ara dedim. Yine bana uslu durma sözü verdi giderken, ben de duracaktım ve ben yine tuttum ama o tutmadı. Hayatımın içine s.çmış gitmiş olmasını affettirecekti, ben hayatıma düzgün bir şekilde devam edebildiğim anda görüşmeyi kesecektik ama en ufak bir çaba sarf etmedi benim için. O yine benim için kılını kıpırdatmadı ve ben bir kez daha çok kırıldım. 2 yıl boyunca binlerce kez paramparça olduğum yetmedi giderken bile kırmaya devam ediyor.
Dün bana gel dedi ben de benim seçtiğim çarşaflar üzerinde seviştiğin o yatağı görmek istemiyorum sen gel dedim. Israr etti üzüleceğimi bile bile, yorgunum yoldan geldim dedi, gelemem. Uzun mesajlar sonucunda gelsem ne olacak dedim, benim için hiçbir şey yapmazsın ki sen geleceğim ve uyuyacaksın. Anlaştık sonra yemek yiyecektik şarap eşliğinde ve bana kendini affettirmek için bir şeyler yapacaktı. Hazırlandım gittim, o ev kıyafetleriyle açtı kapıyı kötü bir haberim var sipariş vermiştim iletilmişti ama sonradan iptal ettiler, yeni siparişleri bekleyeceğiz. Bir de dedi tirbuşon kırıktı ya şarabı açmaya çalıştım mantar içine düştü süzmemiz lazım. Kısacası hiçbir şey yapamamıştı benim için belki kader belki de önemsememe. Sonuç olarak başladığı gibi fiyasko ile devam eden bir gece yaşadık. Hayal kırıklığına uğrayan ben daha çok hiddetlendim, üzüldüm daha çok üzerine gittim o da daha çok boş verdi. Saçma sapan kavga gürültü ile bir kötü gecenin daha imzasını attık hayatlarımıza. Sabahın köründe o işe gitti ben eve geldim ve ağlama krizleri eşliğinde bu yazıyı yazdım.
Dün anladım ki başından sonu belliymiş bizim hikayemizin, o hayattan beklentilerini olabildiğince az tutan benim minicik beklentilerimi bile karşılayamayacak kadar bencil, ilgi görüp göstermesini bilmeyen bir adammış; bense ilgi görememekten, sevilmemekten korktukça hata yapan, hayal kırıklığına uğradıkça saldırganlaşan bir kadınmışım. Bizi bağlayan aramızdaki tutku, sevgi ve aşkmış, ne o bana göreymiş ne de ben ona göreymişim aslında. Üzerimizde geçmişimizin gölgeleri ve korkularımızla birbirimizi kırıp, üzmekten, karanlık geceler yaşatmaktan başka bir şey başaramamışız iki yıl boyunca. Sevmişiz, ortak zevklere sahipmişiz, mutluymuşuz birlikte ama hep eksikmiş bir yanımız. Belki başka bir hayatta şartlar böyle gelişmese mutlu bile olabilirmiş bizim hikayemiz ama olmamış işte. Artık çok geç affetmek için de sevmek için de, gidenler gitti kalanlar hiç sevmemiş gibi yaşamaya yetmiyor…

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Hep Kaybeden Taraf

Bugün işten çıkarıldım daha 1 ay 6 gündür çalıştığım tazecik işimden, doğru düzgün sebep belirtilmeden. Deneyimsiz olduğumu başından bilen patronum artık nasıl bir beklentiye girdiyse bir ayda harikalar yaratmam gerekiyordu galiba ama ben yaratamadım. Hoş öyle küçük ve sistemin olmadığı bir firmaydı ki deneyimli insan bile o kadar kısa sürede halledemezdi, zaten benden öncekiler de deneyime rağmen bu sebeple 3 ay sonunda gönderilmiş. Deneme süresi sonunda işten ayrılmayı düşünüyordum zaten kariyer hedeflerimin çok altında olduğu için amacım deneyim edinmekti ama bu çok hızlı oldu. Tabi bir de hayatımın her yönden berbat gittiği şu dönemde canımı sıkmadı değil, bir başarısızlık daha ağır geldi. Evet belki arada kafam çok dağılmış olabilir özel hayatımdan dolayı ama kimse de efor sarf etmediğimi iddia edemez. Yine de bunun da suçlusu eski sevgilim işte zamanlaması süperdi işe girdim ertesi gün terk edildim resmen. Kısacası dibinde dibine doğru ilerliyorum ama inanıyorum ki diplemeden yüzeye çıkamazsın. Şu an ailemin yanına uçuyorum yoldayım birlikte tatile gideceğiz ve ben şu dünyada artık güvendiğim nadir insanlar olan ailemin kanatları altına sığınmaya deli gibi ihtiyaç duyuyorum. Onu ve sevgili Ankara’sını bütün pislikleriyle baş başa bırakıyorum bir süre. Sevilmeye ve güven duymaya yani bunları tek alabileceğim yer olan aileme çok ihtiyacım var.
Bu arada biri beni sevmedi, sevemedi hiçbir zaman diye kahroluyorum ama beni bir kişi sevmediyse de bin kişi sevdi. İş arkadaşlarım duyunca öyle üzüldü ki bütün gün öyle çok yanımdalardı ki bu dünyadaki en büyük servetin insanların sevgisini kazanmak olduğunu anladım. Hani o sözde altımda çalışan benim her zaman korumaya gayret gösterdiğim işçi dedikleri var ya onlardaki insanlık kimsede yok, şu an hala mesaj atıp yanımda olanlar var, anında cvmi götürmem için iyi bir firmadaki arkadaşını arayan bile oldu. Hiç beklemediğim kişiler yanımda oldu da mesaj attığım insan cevap bile vermedi, sağlık olsun ama. Ben şimdi dibe iniyorum yarın çıkarken kimlere sarılacağımı çok iyi biliyorum. Hayatımın dersi insanlığı yalancı bir şerefsizde değil kötü günlerimde düşünmeden elini uzatanlarda aramam gerektiği oldu. Bugün Ankara benim için miadını tamamen doldurdu. Kim bilir belki de iş görüşmelerinden sonuç alamazsam dünyanın herhangi bir yerine uçabilirim ne de olsa tamamen özgürüm artık.
                                                                                                                                           06.08.2013
                                                                                                                                                 21:45

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Her Şey Yalanmış...

İlişkimizin en başından beri bana güven vermiyordu, sürekli onun hayatındaki diğer kadınlardan biri olacakmışım gibi hissediyordum, ne zaman sıkılacak benden diye bekliyordum. Deli gibi korkuyordum ona bağlanmaktan, kahretsin ki beni kendine çekiyordu ve ben hiç güven duymadığım bu adama aşık olmamak için direniyordum. Ben de bilmiyordum sebebini, kirli geçmişi mi yoksa verdiği his mi diye düşünüyordum. Ben ona bağlanmamak için çok direndim en çok koptuğum zaman o askere gittiğindeydi aldattım ama yine de başaramadım ondan ayrılmayı. Yerine koyamadım hiçbir şeyi. Çok vicdan azabı çektim askerden geldiğinde soğuk davrandım yavaşça ayrılmaktı niyetim istediğim gibi bir adama dönüşmüştü yapamadım, ama ben vicdanımın sesini dinledim ve itiraf ettim. 1 yıl boyunca çekmediğim işkence kalmadı, kaç kez aldatıldım sayamadım bile. Ettiğimi öyle buldum ki 1 yıl boyunca her gün psikolojik olarak kendimi yedim bitirdim. Geçen yıl tam da bugün affettiği halde yapamıyorum diyerek terk etmişti beni. 5 ağustostu tarih. Bana tam 1 yıldır çektirmediği kalmadı yani, sürekli beni suçlayarak vicdan azabından zaten ölen bana kat kat fazlası işkence uyguladı. Kimse bilmiyor ama benim son bir yılda ömrümden ömür gitti. İnsanlara pembe tablolar çizerken içim kan ağladı. Ama bu sabahı yani 4 ağustosu da not etmeliyim ki tarihime bir daha asla ben ben olmayacağım. Ben bu sabah insanlara olan güvenimi, mutlu olabileceğime dair inancımı tamamen kaybettim. 2 yılımı şerefsiz bir yalancıya aşık olarak heba etmişim. İçimde öyle bir nefret büyüdü ki bugün ben iyi olan ne kadar yanım varsa hepsini kaybettim, ruhum tamamen karanlık artık. Defalarca aranızda bir şey oldu mu diye sorduğum, sadece arkadaşım dediği benimleyken görüşmeye devam ettiği kadın eski fuck buddysiymiş. Ve gelmiş bana yüzsüzce biriyle yattığını söylüyor, isim onun ismi ama başka biri bu diyor, kadınsal hisler işte anladım onun olduğunu. Anladım ve itiraf ettirdim. İçim buz gibi oldu o an öldüm sanki kocaman bir nefret kapladı her yanımı, öyle çok saydırdım ki son bir yılda bana çektirdiği tüm acının hıncıyla. Bu ilk değildi defalarca gözümün içine baka baka bana yalan söyleyen adam ilişkimizin en başından beri beni kandırıyormuş. Ona hiç güven duyamamamın sebebini bir anda anladım resmen, bu adam en başından beri beni kandırıyordu ve ben içten içe bunu hep hissediyordum. Seninleyken hiç onunla yatmadım sadece görüştüm bu senden önce olan bir şeydi dedi ama ne anlamı varki. Ona artık zerre kadar inanmasam da, yatmamış olsa bile bu dürüstlüğe sığmazdı, çünkü ben bunu başından beri hissediyordum ve defalarca sormuştum. Bir yalanı 2 yıl yaşamak, tanıdığını sandığın dürüst olduğuna inanmak istediğin adamın seni 2 yıl boyunca kandırmış olması. Belki de görüştüğünde ya da telefonla konuşurken sevgiline ne diyip geldin diye dalga geçilen kişi olmak. Aptal yerine konmak. Bu hayatta en çok güvendiğin adamın tüm suçu sana yükleyip vicdanınla seni baş başa bırakarak kendi suçlarını yalanlarla ört pas ettiğini öğrenmek. Ben vicdanımla hayatım boyunca her gece hesaplaştım o yüzden anlamıyorum, bir insan karşısındakine suçu atıp kendi suçunu bildiği halde nasıl bu kadar fütursuzca hareket edebilir? Bu dünyada tek vicdan sahibi ben miyim? Böyle olduğumu bile bile beni vicdanımla daha çok baş başa bırakması acımasızlık değil de nedir?
Telefonda acıyla ona bağırdığım gibi, 1 yıldır maddi manevi hep yanındaydım ama şu saatten sonra hakkımı helal etmiyorum, edemiyorum. Çektiğim ruhsal işkenceyi mi affedeyim, yoksa 2 yılımın yalanlarla çalınmasını mı bilmiyorum. Ve ben ilahi adalet varsa onun Allah’ından bulmasını diliyorum, benim çektiğim ve bana çektirdiği bütün vicdan azaplarını onun da çekmesini diliyorum Allah’tan. Hepsinden öte yıllar dediğin geçti gitti belki bana ders oldu bu bir daha hata yapmamam için hadi bunu da kabul ediyorum da asıl benden çaldığı en büyük şey insanlara güvenim oldu. Bu saatten sonra nasıl birine güvenebilirim nasıl sevebilirim bilmiyorum. Nasıl normal hayatıma döneceğimi de bilmiyorum. Kimseye güvenemeyeceğime, düzgün bir insan bulamayacağıma öyle çok inanıyorum ki yalnızlık korkum eskisinden de beter bir hale geldi. Ve ben yine saçma sapan günü kurtarmalık hayat tarzıma dönmekten ölümüne korkuyorum. O hayat tarzına dönersem de sorumlusu tamamen o olacak şu saatten sonra, bunun için de kendisini asla affetmeyeceğim.
Son olarak onu iyiki aldatmışım da bu beni bırakması için bahanesi olmuş, bu yalanlarla bir ömür aldatılarak yaşasaydım eminim çok daha kötü olurdu. İyiki bunu da öğrendim ki buz gibi soğudum ondan. Aşık olabileceğim en berbat insana aşık olarak tüm derslerimi aldım ve artık benim için aşk defteri, güven, sadakat, uzun ilişkiler rafa kalkmış bulunmakta, bugün ben kaybedebileceğim her şeyi kaybettim.

4 Ağustos 2013 Pazar

İçimdeki Boşluk

Uykumdan uyanıyorum bazı geceleri sanki her zamanki gibi arkamdan sarılıyor da ben gözümü açtığım anda kayboluyormuş gibi geliyor, kocaman bir boşluk hissediyorum içimde. Dayanamıyorum gözlerimden yaşlar akıyor, neyin var diye soracak kimsem bile yok yapayalnızım. Hoş sorsa da sorun bir şeyimin olması değil olmaması, en önemli ve en sevdiğim parçamın artık olmaması sorun. Geceler işkence gibi geçiyor, gün içinde hayatın akışı işin yoğunluğu derken geçiyor da zaman hani o yürüyüş yapayım zaman geçsin dedikten sonra eve dönüş var ya işte orada kopuyor şerit. Bomboş bir sokakta yalnız başıma evime yürüyorum uzun zaman sonra yeniden her gün ve boş bir ev karşılıyor beni. Pijamalarımı giyip müziğimi açıyor ve onun hayaline sarılıp saatlerce ağlayarak uyuyorum her gece. Hiç dönmeyeceğini bildiğin birini unutmak için kaç gece gerekir? Kaç tende onu arayıp bulamamak gerekir? Daha kaç kişiyle yattığını bilmek gerekir soğumak için? Deli gibi aşık olduğun tüm dünyayı uğrunda yakacağın adamı unutmak için ölmek mi gerekir? Öyleyse ben hemen şimdi ölmek istiyorum. Ya da bütün gece kandil duasında ettiğim gibi bana değer verecek, dibe vurmadan beni kurtaracak bir adam varsa eğer onu hemen yoluma çıkart Allah’ım çünkü ben böyle yaşayamıyorum…

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Onsuzluğun 1. Ayı

Bugün tam bir ay oldu o gideli, onsuz geçen tam bir ay…
Sanki geçmez gibi geliyordu, hayata devam edemem gibi…
Ama geçiyor işte zaman onsuz da yaşayabiliyorum, biraz eksik, biraz yitik ama yaşıyorum. Tam bir aydır hiç olmadığı kadar dostlarımla vakit geçiriyorum, mümkün olduğunca yeni insanlarla tanışıyorum, iş arkadaşlarımla takılıyorum ve her konuda ilgili bir anı geliyor aklıma, onu anıyorum herkesi bıktırana kadar. Geçecek ama biliyorum sadece biraz zaman, bırakacağım onu her gün anmayı sadece aklımda kalacak her şey kelimelere dökülmeden, her hatırladığımda sadece benim içimden geçecek bir hüzün dalgası.
Dün de işteki 1. ayım doldu, neyse ki kafamı meşgul edecek kocaman bir uğraşım var artık gün boyu kafam yoğun sürekli çalışıyorum bir de bolca fazla mesaim oluyor. Geçiyor yani zaman bir şekilde, ama her gece eve gelmek ve anılarımızın olduğu onca eşya arasında başımı yastığa koymak yok mu, işte orada bitiyorum ben. Rüyalarıma geliyor, ağlayarak uyanıyorum bazen, sabahları ise aklıma gelen ilk o oluyor bir ömür görmeyi istediğim yüzü uyandığında ilk kim görüyor? Gözlerim doluyor her sabah güne başlarken, ben görmüyorum bir başkası görüyor diyorum ve yoğun bir günün akışına atıyorum kendimi. Zaman acıyla dolu olsa da geçiyor yani. “Bir ay mı, oldu mu o kadar bak nasıl da geçiyor zaman.” diyenlere dediğim gibi bir de bana sorun nasıl geçiyor o zaman… Sanki üstümden geçiyor zaman, beni paramparça ederek çıkartıyor sanki onu yavaş yavaş içimden.
Bir de haftasonları var tabi sanki hiç geçmiyor, kahvaltı yapmıyorum mesela artık çünkü hayatımın en güzel kahvaltısı onunla birlikte hazırladıklarımızdı. Onsuz bir cumartesi ve pazar hiç geçmek bilmeyen 2 gün gibi ve o benimle değil bir başkasıyla yapıyor belki de kahvaltılarını. Canım acıyor işte başkasıyla olduğunu düşündükçe ama sürekli hatırlatıyorum kendime “O seninle mutlu olmak istemedi bir başkası olsun istedi ve başkalarıyla mutlu anlıyor musun, devam et hayatına küçük aptal kimse acımıyor sana sen de acımaktan vazgeç…” Başkalarıyla mutlu olduğunu düşündükçe kıskançlık nefret bütün duygular birbirine karışıyor içimde ama asıl acı olanı ne biliyor musunuz? Her şeye rağmen hala seviyorum ben onu… Tam bir aydır azalmadan sadece üstünü örterek, yerine saçma sapan anılar koymaya çalışarak seviyorum Cio Çocukumu…