tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

9 Mayıs 2013 Perşembe

İstanbul Kaçamağı

Pencereden baktım bu akşam bir ara bahar kokuyordu sokak ve bir aile çocuklarıyla mutlu bir şekilde gülüşerek tırmanıyordu yokuşu. Mutluluk bahar aylarında saklı benim için, huzur işte dediğimiz işte budur, güzel kokulu bir akşam vakti sevdiklerimizle. Bahar aylarını hep çok sevdim özellikle de nisanı, yağmuruyla, ılık havasıyla, kutlamalarıyla. Ama işte bu bahar başka bir bahar her şeyiyle, hiç mutlu olmadığım kadar mutluyum sevdiğimle. Sürekli yürüyoruz, park bahçe tüm yeşillikler ve her haliyle bahar bizden soruluyor bu yıl.
Fakat ben yazmaya 23 Nisan tatilimizden İstanbul’dan başlayacağım. Yağmurlu bir sabahla karşıladı bizi o kocaman güzel şehir, her zamanki gibi yağmur sanki bir bulutla birlikte beni takip ediyordu sağ olsun tepemizden ayrılmıyordu. Her bahar bana olurdu da bu kez şanssızlığıma sevgilimi de eklemiştim ne yazık ki. Moda’da kahvaltımızı yaparken sabahın köründe sürekli dua ettik hava açsın ne olur diye. Neyseki bizi sırılsıklam yapmadı sadece atıştırdı ara ara ve akşamüzeri durdu.


Tabi biz bu arada karşıya geçip martılara simit atma ritüelimizi gerçekleştirdik ve o maketini yaptığımız ama benim hiç gezmediğim Aya Sofya’yı, Topkapı Sarayını gezmeyi de ihmal etmedik. Tabiki her resmi tatilde olduğu gibi bolca sıra bekledik. Sürekli tuvalete gitmesiyle dalga geçtiğim sevgilimle tuvaletleri de ziyaret ettik, eksik bırakmadık J 


Kalan son enerjimizle bir Sultan Ahmet köftesi gönderdik midemize ve sonunda İstiklal’e sürüklendik çünkü özellikle oteli oradan ayarladık gece eğlenelim diye. Otele yerleştikten sonra birkaç saat uyuyup geceye hazırlanmalıydık ki ikimiz de ilk kez taksimde gece geçirecektik (Eğlece anlamında ilk yoksa gece yürümüşlüğüm, bir otelin üst katında denize karşı abimle romantik bir ortamda oturmuşluğum var.) pilimiz erken bitmemeliydi ama o da ne ayrı yataklara mahkum etmiş bizi otel üstelik otel dolu değişiklik mümkün değil. Ama ben ona sarılmadan mutlu uyuyamam ki? Neyse dedik razı olduk kadere bir iki saat uyuduk ve hoş geldik taksim gecelerine.



Islak hamburgerleri attığımız gibi önden midelere biralar, shotlar, patates kızarmaları sürekli mekan değiştirerek en son Nevizade’ye uğradık. Her zamanki gibi canım içtikten sonra nohutlu tavuk pilav benim deyimimle sokak pilavı çekti tabi ki sevgilimin de canını çektirdim boğaza ne zaman dayanmış ki J Sokak pilavımızı da yedik ve PukiDiki çişim geldi diye tutturarak daha saat 12’yi henüz geçmişken otele uğrayalım bir dedi. Otele geldik, geliş o geliş gece yol gelen sabahın köründen beri gezen bünyeler üşenerek hadi uyuyalım dediler ve erkenden uyuduk. Ertesi gün kalktık kahvaltımızı yaptık, şanslıydık bu kez güzel bir hava bekliyordu bizi yağmursuz ve daha ılık. Attık kendimizi İstanbul’un kollarına, bu sefer de yine maketini yaptığımız Galata Kulesine uzun bir sıra bekleyerek çıktık benim oraya da ilk çıkışımdı, sevgilim neyse ki bininci kez gezdiği tarihi yerlerden hala zevk alabiliyor ve bana eşlik ediyor.


Daha sonra Bebek’e gittik bir waffle kaptık ve denize karşı Bebek Parkında yedik.  Deniz kenarında büyümedim, hiç özellikle özlem duymadım benim için deniz 1 haftalık kısa bir tatildi ama benim sevgilim deniz kenarında büyüyüp denizi bu kadar özleyip nasıl Ankara’yı bu kadar çok sevebiliyor ki? Manzara daha bir güzel görünüyor sanki onunla, öyle özlemle ve zevkle bakıyor ki…


Daha sonra Ortaköye geçtik İstanbula gelmişken Ankara’da özlemle aradığımız balığı yemeden olmaz dedik, son olarak da Beşiktaş’a geçtik ve yine denize bakarak otobüs servis saatimizi bekledik. Sadece 1 gece 2 gündü ama öyle çok baktık ki denize her açıdan, bir süre bizi götürür galiba J


Kapadokya için de söylemiştim yine söylüyorum daha önce İstanbul benim için hiç bu kadar güzel olmamıştı, sevgilim askerdeyken yanına gittiğimde bile. Ama her güzel şeyin bir sonu vardı, en sonunda otobüsümüze atladık ve bozkır ortası Ankara’mıza geri döndük. Duam kabul gördü bu kez, bir aksilik çıkmadan sağa salim, çok güzel bir kısa kaçamak yaptık. İşte hayat bu ben yaşamamışım ki şimdiye kadar…


p.s: Bütün fotoğraflar kendi ellerimizden çıkmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Fikrini söylersen yeni bir şey öğrenirim,
Küçük bir bağ kurarız hiç tanışmadan,
Farklı birinin hisleri hakkında bilgi sahibi oluruz,
Hiçbir şey olmazsa biri yazdıklarımı okudu diye mutlu oluruz,
Ya da en kötü ne olabilir ki içinden geçeni söylersen?