tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

23 Mayıs 2013 Perşembe

Bugün Umut Yok

Her şeyin hayırlısını istiyorum Allah’tan, şu an üzülsem bile hayırlısı ne ise o olsun diyorum. Ama gel gör ki hiç iyi şeyler olmuyor hayatımda, ergen bunalımlı halleri boşverelim 2006’ya kadar uzanıyor hafızam ve tek tük iyi şeyler buluyorum. Biri çok istediğim projeyi almamız ki hala hayrını göremedim iş bulma konusunda biri de sevgilimle yollarımızın kesişmesi. Hani bunlar hayallerin de ötesi oldu benim için. Bunun dışında insanın hayatında hiç mi güzel bir şey olmaz? Mutlu olduğum günler olmadı değil evet mesela istediğim gibi iyi firmalarda beni günlerce uğraştırmış olsa da staj ayarlamama mutlu olmuştum ya da abimin hayatının aşkını bulup evlendiği gün de mutluydum. İstediğim bilgisayarı, telefonu alınca da mutluydum, istediğim tatile gittiğimde de. Ama gerçekten tam anlamıyla mutlu olduğum şeyleri düşünüyorum da içim kararıyor yahu minicik güzel bir şey olsa hayatımda diğer taraftan kara bulutlar saldırıyor üstüme. Öyle günler var ki geçmişte umutsuzluğa kapılıp hayattan tüm ümidimi kestiğim hala düşündüğümde bile gözlerim yaşarıyor. Atlattım sanıyorum ama hepsinin üstünü örtmüşüm, içim paramparça. Hayat benim için hiçbir zaman tam olarak yolunda gitmedi hep çakıl taşları döşenmişti yoluma ve ben bugüne kadar tıngır mıngır idare ederek geldim. Ama bugün değiştiği de yok. Hayırlısını diliyorum tüm kalbimle her şeye rağmen mutsuz olsam bile hayırlısı olsun diyorum ve umutsuzluk hali yapışıyor üstüme. Benim için hayırlısı hep mutsuz olmak, her işimin götün götün gitmesi, hayata küfretmek havlu atmak ve tekrar sıfırdan başlamak. İnsanların hiç uğraşmadığı kadar hayallerimin peşinde koşmak ama hiçbir zaman benim için anlamını yitirmeden ulaşamamak. Benim için hayırlısı demek o çok istediklerimin ben vazgeçtikten sonra gelmesi, anlamsızca bakıp kara mizaha gülümsemem ve tekrar en baştan başlamam. Bugün yine yarından hiç umudum yok…

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Yağmurlu Bir Ankara

Şakır şakır yağan yağmurun sesiyle uyandım bu sabah. İç karartıcı o karanlığa ve yatağın beni mıknatıs gibi çekmesine aldırmadan kalktım hiç de hoş görünmeyen güne. Şemsiyemi evde unutmuşum, sevgilim de kendininkini almış gitmiş, arkadaşımla kahvaltı yapmaya sözüm var dedim yağmura rağmen attım kendimi dışarıya. Metroya yürüsem donuma kadar ıslanacağımdan sokağın başındaki taksiye koşmaya başladım ama her zamanki gibi bir anda nereden çıktığını anlamadığım üç kişi taksime bindi ve ben arkasından melül melül bile bakamadım iki saniyede sırılsıklam olmuşum zaten. Zile bastım şükür ki yeni taksi hızlı geldi. Yine her zaman olduğu gibi “Çok yağmur yağıyor taksiye bineyim en iyisi”nin ağırlığı çöktü bütçeme. Gittik kahvaltımızı yaptık, muhabbetimizi ettik kalktığımızda yağmur yağmıyordu ama sokaklar hala yağmur kokuyordu, yürüdük biraz evime doğru dönerken ayrıldık. Ne çok özlemişim Bahçeli sokaklarında yürümeyi? Öyle alıştım ki bu şehre hiç sevmiyorum desem de gitme vakti yaklaştıkça daha da güzel görünüyor gözüme Ankara. Sahi ben nasıl gideceğim buradan ve sevdiğimden? Yağmur ardından yürümezsem Bahçeli sokaklarını hayatın tadını nasıl alacağım ki? Bu şehre küçükken geldiğim zamanları düşündüğümde de hep bahar aylarındakiler geliyor niyeyse aklıma. Yağmurlu bir Ankara sabahı, serin, gri ama içten bir şehir, toprak kokan sokaklar, her yerden akan su, temizlenen gökyüzü ve açan güneş…  Anılar, insanlar, şehirler, sokaklar öyle bir bağ var ki aramızda ben nasıl gideceğim bu şehirden, doğduğum şehir nasıl beni geri alacak içine hiç bilmiyorum. Allah’ım nolur yardım et hayırlısından bir iş istiyorum bu kentte…

13 Mayıs 2013 Pazartesi

İşsizliğin Kafaya Vurması

İnsan sıkılır mı bomboş oturmaktan, öğlene kadar yatmaktan, her şeyi canı istediğinde yapmaktan, gezmekten tozmaktan? Ben sıkıldım hem de öyle böyle değil. Evet sonunda bu da oldu işsizlikten kafayı yemek üzereyim. Hayır ben tüm hayatını tempolu yaşamış, hiç boş durmamış, 24 saati yetiremeyen bir insandım buna alışkınım şimdi bu kadar boşluk fazla geldi bana. Acil olarak kafamı yoracak bir iş istiyorum, stresi bile özledim yahu biri tempo versin hayatıma ne olur! İş dilenmeye başlayacağım artık, kim bana mühendis ol dedi ya da dayın yoksa Ankara’da niye doğdun ki? Cv’imi bile okumuyorlar zannımca çünkü olumlu ya da olumsuz hiç cevap alamıyorum, o kadar yazdık bari bir göz ucuyla baksaydınız, o kadar proje koşuşturmaca zevk olsun diye mi yaptık? Yok ben yaparken zevk aldım orası ayrı ama bir amacımız da vardı yani deneyim olsun gibi. Hırslı olduğumu bilmesem, gocunmadan, şikayet etmeden çalışacak bir yapım yok desem belki hak verirdim beni istememelerine ama bu değil sebep. Adamlar açıp bakmıyor bile onca yazdıklarımıza, inan palavra sıktığım yok yapmadığım hiçbir şey yok o cv’de hatta önemsemediğim küçük şeyleri yazmadım bile. Alnıma yazıp çıksam para çok mühim değil eşek gibi çalışmak, yorulmak istiyorum, sürekli yatmak hiç bana göre değil sıkıldım diye işe yarar mı dersiniz? Neyse hadi onu bunu bırakalım tavsiye istiyorum, yeni mezun bir mühendis nasıl iş aramalı, bu süreçte neler yapmalı? Herkesin dediği gibi en çok işe alımlar haziran temmuz aylarında mı gerçekleşir? Benden daha deneyimli olan binlerce insandan tecrübelerini duymak istiyorum, ne yapmalı?

9 Mayıs 2013 Perşembe

İstanbul Kaçamağı

Pencereden baktım bu akşam bir ara bahar kokuyordu sokak ve bir aile çocuklarıyla mutlu bir şekilde gülüşerek tırmanıyordu yokuşu. Mutluluk bahar aylarında saklı benim için, huzur işte dediğimiz işte budur, güzel kokulu bir akşam vakti sevdiklerimizle. Bahar aylarını hep çok sevdim özellikle de nisanı, yağmuruyla, ılık havasıyla, kutlamalarıyla. Ama işte bu bahar başka bir bahar her şeyiyle, hiç mutlu olmadığım kadar mutluyum sevdiğimle. Sürekli yürüyoruz, park bahçe tüm yeşillikler ve her haliyle bahar bizden soruluyor bu yıl.
Fakat ben yazmaya 23 Nisan tatilimizden İstanbul’dan başlayacağım. Yağmurlu bir sabahla karşıladı bizi o kocaman güzel şehir, her zamanki gibi yağmur sanki bir bulutla birlikte beni takip ediyordu sağ olsun tepemizden ayrılmıyordu. Her bahar bana olurdu da bu kez şanssızlığıma sevgilimi de eklemiştim ne yazık ki. Moda’da kahvaltımızı yaparken sabahın köründe sürekli dua ettik hava açsın ne olur diye. Neyseki bizi sırılsıklam yapmadı sadece atıştırdı ara ara ve akşamüzeri durdu.


Tabi biz bu arada karşıya geçip martılara simit atma ritüelimizi gerçekleştirdik ve o maketini yaptığımız ama benim hiç gezmediğim Aya Sofya’yı, Topkapı Sarayını gezmeyi de ihmal etmedik. Tabiki her resmi tatilde olduğu gibi bolca sıra bekledik. Sürekli tuvalete gitmesiyle dalga geçtiğim sevgilimle tuvaletleri de ziyaret ettik, eksik bırakmadık J 


Kalan son enerjimizle bir Sultan Ahmet köftesi gönderdik midemize ve sonunda İstiklal’e sürüklendik çünkü özellikle oteli oradan ayarladık gece eğlenelim diye. Otele yerleştikten sonra birkaç saat uyuyup geceye hazırlanmalıydık ki ikimiz de ilk kez taksimde gece geçirecektik (Eğlece anlamında ilk yoksa gece yürümüşlüğüm, bir otelin üst katında denize karşı abimle romantik bir ortamda oturmuşluğum var.) pilimiz erken bitmemeliydi ama o da ne ayrı yataklara mahkum etmiş bizi otel üstelik otel dolu değişiklik mümkün değil. Ama ben ona sarılmadan mutlu uyuyamam ki? Neyse dedik razı olduk kadere bir iki saat uyuduk ve hoş geldik taksim gecelerine.



Islak hamburgerleri attığımız gibi önden midelere biralar, shotlar, patates kızarmaları sürekli mekan değiştirerek en son Nevizade’ye uğradık. Her zamanki gibi canım içtikten sonra nohutlu tavuk pilav benim deyimimle sokak pilavı çekti tabi ki sevgilimin de canını çektirdim boğaza ne zaman dayanmış ki J Sokak pilavımızı da yedik ve PukiDiki çişim geldi diye tutturarak daha saat 12’yi henüz geçmişken otele uğrayalım bir dedi. Otele geldik, geliş o geliş gece yol gelen sabahın köründen beri gezen bünyeler üşenerek hadi uyuyalım dediler ve erkenden uyuduk. Ertesi gün kalktık kahvaltımızı yaptık, şanslıydık bu kez güzel bir hava bekliyordu bizi yağmursuz ve daha ılık. Attık kendimizi İstanbul’un kollarına, bu sefer de yine maketini yaptığımız Galata Kulesine uzun bir sıra bekleyerek çıktık benim oraya da ilk çıkışımdı, sevgilim neyse ki bininci kez gezdiği tarihi yerlerden hala zevk alabiliyor ve bana eşlik ediyor.


Daha sonra Bebek’e gittik bir waffle kaptık ve denize karşı Bebek Parkında yedik.  Deniz kenarında büyümedim, hiç özellikle özlem duymadım benim için deniz 1 haftalık kısa bir tatildi ama benim sevgilim deniz kenarında büyüyüp denizi bu kadar özleyip nasıl Ankara’yı bu kadar çok sevebiliyor ki? Manzara daha bir güzel görünüyor sanki onunla, öyle özlemle ve zevkle bakıyor ki…


Daha sonra Ortaköye geçtik İstanbula gelmişken Ankara’da özlemle aradığımız balığı yemeden olmaz dedik, son olarak da Beşiktaş’a geçtik ve yine denize bakarak otobüs servis saatimizi bekledik. Sadece 1 gece 2 gündü ama öyle çok baktık ki denize her açıdan, bir süre bizi götürür galiba J


Kapadokya için de söylemiştim yine söylüyorum daha önce İstanbul benim için hiç bu kadar güzel olmamıştı, sevgilim askerdeyken yanına gittiğimde bile. Ama her güzel şeyin bir sonu vardı, en sonunda otobüsümüze atladık ve bozkır ortası Ankara’mıza geri döndük. Duam kabul gördü bu kez, bir aksilik çıkmadan sağa salim, çok güzel bir kısa kaçamak yaptık. İşte hayat bu ben yaşamamışım ki şimdiye kadar…


p.s: Bütün fotoğraflar kendi ellerimizden çıkmıştır.