tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

28 Nisan 2013 Pazar

Sessiz Sedasız 2. Yaş

Sessiz sedasız 2. yaşına girdi blogum 2 gün önce yani 26 Nisanda. Yaygara koparmadım, bu yıl nisan ayı kutlamalarımı büyük bir dinginlikle yapıyorum. Benim ve blogumun doğduğu ay bu ay ve tıpkı doğum günümde hiçbir arkadaşım yanımda olmayıp en kıymetlim, sevgilimle kutladığım gibi blogumun doğuşunu da en kıymetlisi yani kendimle baş başa yaptım. Bu yıl sessizim, huzur arıyorum bakın ben buradayım beni kutlayın demiyorum susuyorum ve mutluyum. 2 kişilik yaşıyorum hayatı, üzülüyorum bazen evet arkadaşlarımca terk edilmiş olmama ama olsun en azından o var hayatımda. Neden yazmıyorsun artık derseniz inanın bende bilmiyorum nedenini.  Öyle çok konu birikti ki mesela gezmeye bayılıyoruz sevgilimle gezi yazılarım olduğu gibi duruyor, yemek yemeye bayılıyoruz onları da paylaşabilirim belki, bir de şu an ailemin dizinin dibindeyim onları da hiç anlatmıyorum artık sizlere. Hayatım duruyor ilerleme yok belki ama komik ya da trajikomik şeyler olmuyor değil, anlatsam anlatırım da işte bilmiyorum neden yazamıyorum. Ama söz yazacağım en kısa zamanda hatta ilk olarak 23 Nisan tatilimizden başlayabilirim belki…
Doğuşun ve hayatımı çekilebilir kılışın kutlu olsun blogum…

20 Nisan 2013 Cumartesi

Bu Kez Tutmalı Plan

Yine geldi bir 23 Nisan tatili daha bakalım yazarımız PukiDiki bu sefer amacına ulaşabilecek mi? Lisedeyken denk gelmezdi, babam kendi işinde çalıştığından ötürü patrona bayramlar dışında tatil olmaz, tatile gidecek olsak da 2 gün öncesinden ayarlarız her işimiz son dakika koşuşturması olurdu. Üniversiteye başladım bir heves her tatili değerlendireceğim sanırdım ama yanılmışım benim tatiller hep vize haftası olmayan, vizeleri hiç bitmeyen okuluma kurban gitti, vize denk gelmezse de proje yapacağız bu tatili değerlendirmeliyiz diyen manyak arkadaşlarıma. Düşünün geçen yıl sevgilim askerde bir heves yanına gideceğim diye planlar yapıyorum manyak karının biri ki kendisine CanDost derdim, hiç hak etmemiş, (Siktir olup gitti hayatımdan sebep belirtmeden bari sıçmayaydı hayatıma iyiydi.) tutturdu ki bu tatilde proje yapmamız gerek. Üstüne bir de annemler geldi onlarla bile ilgilenemedim, yüzlerini görmeden işlerini halledip geri gittiler. Bense bir 23 Nisan tatilini daha heba etmenin burukluğuyla kalakaldım. Bir mezun olayım deli gibi gezeceğim, öğlenlere kadar uyuyacağım, asla da kahve içmeyeceğim dedim de ne oldu yılın başından beri öyle aman aman gezemedim, işsizlik psikolojisi hiç o rahatlığı vermedi bana. Ama ilk kez yılbaşında tatil yapabildim hem de sevgilimle şimdi ise şeytanın bacağını bir kez daha kırmayı deniyorum. Biletleri aldık oteli ayarladık iki gün bir gecelik bir kaçamak bizi bekliyor, sahi bu kez de yarım kalır mı dersiniz planlarım? Umarım kalmaz ve umarım ben haftaya çok eğlendim sevgilimle diye yazılar yazarım J Bir de dilerim aileme yakalanmam J
Tüm çocukların (Siz burayı okumayın bence niyeyse ilk kez küfredesim tuttu.) ve çocuk kalanların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şimdiden kutlu olsun!!! Ve hepimize yağmursuz, bol güneşli tatiller olsun amin J

16 Nisan 2013 Salı

Neden Bu Sonsuz Yalnızlık?

Hep özendim sosyal insanlara küçüklüğümden beri. Hem abim hem de kız kardeşim oldukça sosyal insanlar, her daim dolu programları hiç yalnız kalmaz onlar, hep koşuşturmacaları vardır, başka şehirlere bile yetişirler hep. Daha da çok insan var tıpkı onlar gibi olan, ama ben hep asosyaldim ne kadar çok istesem de değiştiremedim hiç kaderimi. Hayatımın her döneminde bir tane yakın arkadaşım ve bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar da normal arkadaşlarım oldu. Ama ne kadar yakın olurlarsa olsunlar ben hep dert dinleyen oldum, dertlerimi sallamadılar, ihtiyacım olduğu anda neredesin geliyorum diyen dostlarım olmadı, ne yazıkki önemli işleri bitince iş işten geçtikten sonra geldiler. Ben yalnız başıma ağlamaktan helak olup öyle hissiz ve konuşamayacak hale geldiğim anda. Oysa hisli bir insanım kendimi ifade edemediğimden içimdeki fırtınalar akar akar beni bitirir ve sonunda durulur.
Düşündüm hep neden bu kadar yalnız bir insanım diye ama inanın cevabını hiç bulamadım. Başkalarının derdinde yanında olmadığımdan mı desek değil, sadece kötüyüm diyene değil sesinde moral bozukluğu hissettiğim tüm dostlarıma ve arkadaşlarıma her işimi bırakıp koştum. Derdimi belli etme özürüm mü var desek açık açık söylemekten hiç çekinmedim beklemedim kendileri hissetsinler diye. Ukala, kendini beğenmiş bir tipim de ondan yaklaşamıyorlar yanıma desek her insanın eşit olduğuna yürekten inandım ailemden öyle gördüm, benim dengim değil gibi bir karşılaştırmaya hiç girmedim. Kendine fazlasıyla güvenen, gereğinden fazla güçlü ve dertsiz görünüyorum desem hayır ben zayıf noktalarımı görmelerinden hiçbir zaman korkmadım insanım ve her zaman güçlü olamam dedim. Sessiz bir insan olduğumdan böyle oluyor desek alışana kadar soğuğum evet ama o kadar uzun sürmez alışmam ve alışınca öyle geveze ve sıcak olurum ki herkes söyler bunu. Depresif bir insanım ondan desek de her zaman böyle değilim her insan gibi arada depresyona girer çıkarım genelde neşeliyimdir olmasam bile insanları bıktırmamak için mutlu görünmesini bilirim. İnsanları sevmiyorum onlara değer vermiyorum onlar da bana vermiyor desek söz konusu bile değil herkesi her haliyle sadece insan oldukları için bile sevebilecek potansiyeldeyim. Çağırdıkları yerlere gitmedim de ondan pes ettiler artık davet edilmedim desem iki taşın arasında bile kısa süreliğine her davete icabet etmeye gayret ettim.
Yalnız başıma baş ettim hep her şeyle, çok şükür hep ailem yanımdaydı ama aileyle konuşulacak şeyler başkaydı bir dostla başka, ben hep arkadaş eksikliği çektim. Kısacası iyi, kötü günde herkesin üzüntüsünü ve mutluluğunu paylaşmaya gayret ettim, elimden bir şey gelmese bile sarıldım ve ben buradayım dedim, en güzel günlerinde onlarla birlikte sevinç çığlıkları attım, heyecanlandım. Ama olmadı işte ben hep yalnız bir çocuk, yalnız bir ergen ve yalnız bir genç kadındım; hiç değiştiremedim üzerime yapışan kaderimi.
Şimdi siz tahmin edin ve bana yardımcı oldun bakalım ben neden bu kadar yalnız bir insanım, neden olamadım o çok özendiğim sosyal insanlardan?

12 Nisan 2013 Cuma

Tanıdıkmış Duygular

Eşyalarımla oradan oraya sürüklendiğimi fark ettim bir anda, eskiden şehir şehir gezdirdiğim sırt çantamı pek kullanmaz olmuştum, poşetlerde taşıyordum sevgilimin evinden kendi evime. Ne kadar saçma bir görüntüsü vardı poşetlere tıkıştırılmış kıyafetler, makyaj malzemeleri gibi özel eşyaların. Sonra bir görüntü canlandı gözümde, yıllar önceye gittim. Oğullarını kendi evine evlendirip en sonunda en küçük oğluyla yaşarken hep birlikte oğlunun evine taşınınca bir daha hiç evi olmayan dedem ve babaannem geldi aklıma. Orası onların eviydi evet hala, en azından emektar eskimiş bir yatakları bir de gardolapları vardı odalarında. Arada bir haftalığına değişiklik olsun diye yatıya geldikleri diğer oğulları vardı bir de işte, öyle poşetlere doldurur birkaç kıyafeti gelirlerdi bizlere. Sonra dedem gitti bir mayıs akşamı bir anda. Yengem daha yedisi bile çıkmadan odayı zapt etti ve tek kişilik yataklar atarak babaannemle çocuklarını aynı yere sığdırdı. Poşetlerinin sayısı arttı babaannemin artık bir aydan kısa kalmıyordu bizlerde, sıraya bindirmişti sanki sığamıyormuş gibi hiçbir eve, göçebe bir hayata yol almıştı. Poşetlerde eşyalar hiç yerleşmeden dolaplara öylece gezdi dört yılı aşkın süre. Sonra o da gitti bir kasım sabahı dedem gibi bir anda. Nereden geldi aklıma niye doldu gözlerim bir anda? Eğer hala hayatta olsalardı vermez miydim onlara minik bir valiz ve dolaplarımızda birkaç raf? Burası sizin eviniz diye hissettirmez miydim her zaman kapımızın açık olduğunu? Şimdi olsa anlamaz mıydım damdan düşmüşken onların halini? 2007’den beri ailemden uzaktayım, eşyalarım hep valizlerde o eve gittiğimde, çoğu zaman eşyalarımı yerleştirmeye bile vakit bulamayacak kadar kısa süreli bir misafirim. Göçebeyim çoktandır, kendi evim Ankara’da şu an son demlerini yaşadığım öğrenci evimdir. Sevgilim askerden gelip kendi başına yaşamaya başladığından beridir poşetlerle gidiyorum evine, doğru düzgün yerleşmeden oradan oraya taşıyorum sürekli eşyalarımı. Kendi evimde bile misafir oldum iyice tıpkı babaannem gibi. Ben anladım seni ama çok geç kaldım be babaanne, geçen hafta bininci kez kavga edip sevgilimle toplayıp geldiğim poşetleri günlerce yerleştiremedim ya evime, elim gitmedi ya bir türlü onlara baktım ve seni anladım. Senin ne hissettiğini ilk kez anladım ve ağladım. Baktım sanki poşetlerdeki kıyafetler benimkiler değil de seninkiler oldu gözümde, ben sen oldum üzüldüm. Öğrendim ki ev ev üstünde olmazmış ve insanın ne olursa olsun her zaman dönüp gidebileceği benim diyebileceği bir evi olmalıymış. Poşetlerde eşyaları, yer açamasa da kendine, sığamasa da dolaplara dönüp geleceği bir evi olmalıymış. Evini senin evin olmaktan çıkartanlar adına ben utandım, sen yine de evim dedin oraya son nefesine kadar ama bugün olsa izin vermezdim o iğrenç duyguyu hissetmene, sana her yerde kocaman yer açardım kendini evlatlarının evinde sığıntı gibi hissetmeyesin diye.