tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Ocak 2013 Çarşamba

Blog Nostaljisi

Nisan 2010’dan beri buradayım ve hala ilk günkü heyecanla yazıyorum. Bazen öyle kötü yazdım ki kendim bile katlanamadım bir kez daha okumaya bazense dönüp dönüp okudum yazdıklarımı o günkü gibi hissettim yine yaşadıklarımı. Ama ne olursa olsun hep yazdım, ne silmeye kıyabildim ne de yazmaktan vazgeçebildim. Bugüne kadar sadece iki yazımı sildim yazdıktan sonra. Birinin yeri hala burada, can acıtıcı gerçekleri itiraf etmiştim; yapma, bu kadar kötü olma diyen sese kulak vererek sildim. Biri ise üç buçuk yıllık ilişkimin hatırasınaydı, şimdi bir asır kadar uzak gelen o duyguların burada olmasının gereği yoktu üstelik sevgilime de haksızlıktı sildim ve o defteri sonsuza kadar kapattım. Bu blogta hala o insana hisselerimin olduğu yazılar var bunun gibi ama diyorum ya ben o defteri çoktan kapattım. Sanki onları yaşayan ben değilmişim, sanki Cio Çocuk’tan önce kimseyi sevmemiş, kimseyi tanımamış gibiyim. Sanki hiç anım yok, başkasıyla hiç olmamışım gibi sadece ona dair şeyler var hafızamda. İnsan hafızası gerçekten değişik, unutmak istediğim her şeyi unuttum ilk dışarı çıktığımız o geceden beri her güzel şeyi tek tek tüm detayıyla hatırlıyorum da araya girenlerin hiç biri yok hafızamda istesem de hatırlayamıyorum. Bundan şikayetim de yok ben aşık olmadan önce bambaşka biriydim, hiçbir yere hiçbir kimseye ait hissedemez kendimi serseri mayın gibi dolaşırdım. Her ilgiyi sevgi zanneder sıkça yanılırdım insanlar konusunda, hep aşık olmak ister ama bir türlü işte bu adam diyemezdim. Sonra bir gün aşık oldum, ama yazdıklarımı da yaşadıklarımı da hiç silmedim. Çünkü ben bu aşamalardan geçmeseydim bugünkü ben olamazdım, çünkü ben o duyguları hiç yaşamamış olsaydım şu an gerçekten aşık olduğumu hiç bilemezdim. Blog nostaljisi yaptım bugün ama anladım ki en güzel gün bugün, tek gerçek aşk bugün içimde olan…

28 Ocak 2013 Pazartesi

Blog’ta Kadınlar ve Erkekler

Dikkat ediyorum da sürekli olarak takip ettiğim bloglar genelde kadınlara ait kişisel günlük tarzında olanlar. Erkekler genelde kendilerini anlatma gereği duymuyorlar ama biz kadınlar sürekli olarak kendimizi, yaşadıklarımızı yazıyoruz. Toplum içinde her şeyi paylaşmadığımızdan mı yoksa kendimizi ifade edemediğimizden mi diye düşünüyorum bir süredir. Ulaştığım sonuca göre sanırım anlatmaktan korkuyoruz. Kadınlar kadınların en büyük düşmanıdır ya anlamazlar anlattıklarınızı, en olumsuz tarafını alır daha da büyütür dedikodular şeklinde etrafa saçarlar. Biz anlatma ihtiyacı hissederiz ama yapamayız, ortam genelde müsait gelmez. Ondandır gizli kimlikler arkasına sığınıp dilediğimizce anlatmamız. Oysa erkekler öyle mi, anlatmaktan, konuşmaktan hoşlanmazlar. Onları dinler gibi yapan dostları vardır, yorum bile yapmazlar ama tepki de vermezler dinleyicilerine bunun için, anlatmış olmaları yeterlidir. Biz kadınları ise en güzel erkekler dinler ama o sırada belki de tek düşündükleri cinsellik ya da çok daha başka bir şeydir. Odaklanmazlar sizin aptalca problemlerinize, çünkü onlara göre sizin her derdiniz saçma. Bir erkeğe anlatınca problemler küçücük bir kadına anlatınca kocamandır. Oysa siz sadece sorunun gerçek boyutuyla oynanmadan, yol gösterici bir yoruma ihtiyaç duyuyorsunuzdur. Baktınız olmuyor, ifade etmenin bir yolu yok, bir gün çok bunaldığınız bir anda blog açabilirsiniz benim gibi. Burayı açarken dağ olmuş onlarca problemim vardı, bugün çoğunun üstesinden geldim kalanlarınsa hepsi normal boyutlarda. Erkekler gibi es geçemiyordum, bir kadın olarak konuşma ihtiyacım vardı. Bunun en güzel yeri de bu mabetti benim için. Ben yazdım siz okudunuz, siz yazdınız ben okuyorum ve her zaman yorumlarla yalnız olmadığımı hissediyorum. Her sorunum çözülebilecek boyutta ne büyük ne küçük, zaman ilacı, illa her derde çare bulunuyor…

15 Ocak 2013 Salı

Çalıntı Dostlar

Yaz dedi sevgilim rahatlarsın, zaten ben demesem de yazarsın biliyorum. Haklıydı, canım sıkıldığında içimi buraya dökerdim hep ama bu sefer yazmak istememiştim. O demeseydi yazmayacaktım. Öyle çok yazmıştım ki çevremdeki insanlardan uzaklaşışımı, dostum sandığım insanların çoktandır beni arayıp sormadığını, ondandır yazmak bile istemiyordum artık. Ama yaz dedi rahatlarsın, ben de öyle umdum yazdım. Facebook’ta bir arkadaşım eklemiş ayların fotoğrafını, karelerde tek eksik benim ve sanki kimse fark etmemiş bile yokluğumu. Ya da haberim bile olmayışından benim öyle hissetmem. Ben hala aynı yerdeydim ama kimse lütfedip çağırmamış. Oysa aramızdaki buzlara tek hak verdiğim, ikimizin de haklı sebepleri olduğunu düşündüğüm, bir zamanlar CanDost dediğim, bana dünyanın en gerizekalı çocukça şeyiymiş gibi gelen hareketi yapmış, beni listesinden bile silmiş olanıydı. Ben çok zor bir dönemimde, yaşadıklarımı göre göre beni imalarıyla sıkıştırmasına kızarken, o da sorumluluğumu gerçekleştiremediğim için bana kızıyordu. O ima ettikçe ben kızdım çenemi tutamadım, ben kızdıkça o daha çok sinirlendi, bugünkü buzlar oluştu aramızda. Ama asıl yakışmayan neydi biliyor musunuz, beni listesinden silebilir artık arkadaşım olmak istemeyebilirdi, yapmaması gereken ortak dostlarımızı çalmaktı. Ben zor günler geçirirken onlar yanımda olmadı diye üzülürken hepsi birlikte geziyorlarmış. Hakkımda ne söyledi onlara neden kimse beni aramadı sormadı ya da davet etmedi bilmiyorum ama bunu yapmaya kimsenin hakkı yoktu. Bu nifak sokmaktı ve madem kul hakkına bu kadar önem veren bir insandı bunu yapmamalıydı. Aralarında her ne yaşanmış olursa olsun insanların birbirinde hatırı kalmalıydı, ben böyle bir dost olmamıştım insanlara, benden farklı oldukları için saygı duymuştum, her şeye rağmen yanlarında olmuştum. Zor günümde yanımda olmalarını geçtim, ben her şeye rağmen hala onların yüzüne bakabiliyorken bu kadar yüzsüzleşmemelilerdi, sebepsiz ortadan yok olmamalılardı. Hele de bir zamanlar dostum dediğim insan kendi gidiyor diye diğer dostlarımı da çalıp götürmemeliydi. Çünkü ben dostum dediklerime hiçbir zaman arkamı dönmedim ki nereden bileyim hangi ara kaçıştılar?

13 Ocak 2013 Pazar

Tesadüfler

Hayatımızın rastlantılardan oluştuğuna inanıyorum. Bir aileye gönderildik ve geri kalan her şey tesadüf ile seçimlerin bir karışımıydı. Kazandığım Anadolu Lisesine gitmiş olsaydım bugün Ankara’da olur muydum? Lisede hazırlığı atlamamış olsaydım üniversitede bari okuyayım der miydim? Bunun sonucu üniversiteyi beş yılda bitirmeseydim aynı kişilerle karşılaşır mıydım ya da aynı aşamalardan geçer miydim? O yaz çok kötü bir ruh halinde olmasaydım, önce tatilimi yapayım sonra gelirim diye bir ay ertelemeseydim, onunla karşılaşmayacak mıydık? Ruh halim elvermediği için uzak durmasaydım, o da o zamanlar daha farklı bir hayat yaşadığına göre onun için öylesine biri olup, zamanından önce denemeyle hüsrana uğramayacak mıydık? Aradan geçen sekiz ayın sonunda o şarkıyı paylaşmasam ya da o da beğenmese o gün muhabbet edecek miydik? Sekiz ay öncenin verdiği cesaretle o gün buluşup amacını gerçekleştirmek istemese bugün hala birlikte olabilecek miydik? Ben o süre zarfında beni üzse de bazı sınırları aşmış olmasam o gün onunla gidebilecek miydim? O gün güzel muhabbet etmesek devamı gelecek miydi? Kafama koyduğum gibi o döndüğünde çekip gidebilseydim kal diyecek miydi? Gururumdan vazgeçip, egolarımı öldürmesem, bağlanma korkumu kafamda yenmesem bugün hala ilişkimiz sürüyor olacak mıydı? Her şey tesadüf ve seçimlerin eseriydi. 23 yaşımın sonlarına yaklaşırken daha çok hissediyorum ve artık pişman değilim seçimlerimden ya da başıma gelen tesadüflerden. Her şey olması gerektiği gibi oldu, yaşamamız gerektiği gibi yaşadık. Bazıları tevafuk dese de ısrarla ben tesadüf diyorum ve zannettikleri gibi değil ben de hepsinin Allah’tan geldiğine inanıyorum. Her adımımı önceden bilerek yazdığı kaderimi benim seçimlerimle ve O’nun verdiği tesadüflerle yaşadım. O çok üzüldüğüm şeyler, bana güzel şeyler de verdi kötü şeyler de. Ama yine de bugün başa dönsem şu an sahip olduğum hayata sahip olmak için aynı hataları yapar, aynı tesadüflere kanardım. Şimdi  asla pişman değilim, her şerde bir hayır vardır…

Hatta şu an bu yazıyı yazarken listeden çıkan şarkı da bir tesadüf…

9 Ocak 2013 Çarşamba

Başkalaşmak

Yıl geçiyor, yıllar geçiyor. Zaman akıyor ve bununla ters orantılı olarak yazma isteğim tükeniyor. Aradan zaman geçiyor ve ben yazdıklarımı okuduğumda o günkü ruh halimi sanki hala o andaymışım gibi çok net hatırlıyorum. Çoğu zaman canımı yakıyor bu, mutluyken yazmayı beceremediğimden, sıkıntılarımı hep yazılarıma yüklediğimden. İlk günkü sıcaklığıyla yerleşiyor içime o can sıkıntısı, istemiyorum orada kalsın her şey. Ya da yazmamalı ki bir daha hatırlamamalı. Tarihe sadece güzel şeyler düşmeli, şu an penceremden görünen güzel manzaradaki morumsu gökyüzü ve bembeyaz karların uyumu gibi.
Tıpkı bir yıl önceki gibi özledim sevgilimi, bu kez aynı şehirde ayrı düştüğümüzden, babası ziyarete geldiğinden. Ama ben hatırlamak istemiyorum, o günleri o duyguyu bir daha yaşamak istemiyorum. Çok net hatırlıyorum da o anları, şu an hissettiğim çok başka, içimdeki aşk bambaşka. Kokusunu ve tenini özlemekten çok daha fazlası, anlatamadığım bir yoğunluk var kalbimde. Mutsuzluktan değil ama duygusal boşalmadan gözlerimdeki yaş. Anlatamayacağım kadar çok seviyorum onu, kelimelerle ifade edemeyeceğim bir yoğunlukta. Bu kez bambaşka benden bile başka… Aşkın tarifsizliği tüm hücrelerimde…

4 Ocak 2013 Cuma

Yılbaşında Kapadokya



Hazır pazartesi Cio Çocuk’un işi tatil olmuşken benim de kursum pazar tatil olmuşken yılbaşında bir değişiklik yapalım dedik. Hadi Kapadokya’ya gidiyoruz iki günlüğüne diyerek ani bir ayarlama ile çıktık yola. Yolumuzun ilk durağı Tuz Gölüydü, otobüs orada durunca öyle çok sevindim ki anlatamam. Çünkü hep yakınından geçer, merak ederdim ama bir türlü gidip görmek kısmet olmamıştı. Sonunda oradaydım ve yanımda sevdiğim adam vardı daha güzel ne olabilir ki? Sonra Nevşehir’e ulaştık ve servisle Ürgüp’e geçtik. Araba kiralamayı düşünerek gitmiştik ama otelimize vardığımızda tura katılmanın maddi olarak daha iyi olacağına karar verdik. İnternetten bulduğumuz, Ürgüp’te bulunan Surban Otel ve Selçuk Evi aynı kişiye ait yan yana iki oteldi ve kış sezonu olması nedeni ile iki taraftan da çok rahat yararlandık. Bence bir yerin hizmet kalitesini müşteriye gösterdikleri ilgi belirler ve bu konuda gerçekten kendilerini aşmışlardı. Kendilerine bu konuda gerçekten çok teşekkür ettik. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim otelimiz bir zamanlar hayranı olduğum hatta geçen yıl açıp Cio Çocuk’umla baştan izlemeye başladığımız Asmalı Konak’ın (yangından sonra taşındıkları konak) tam dibindeydi. 


Otele yerleştikten sonra yemek yemeğe çıktık ve öncelikle Asmalı Konak’ı gezdik, dizinin sahneleri gözümüzde canlandı resmen bir kez daha diziyi ne kadar özlediğimi fark ettim. İlk gün yorgunlukla fazla bir şey yapamadık ama yatarken de konağın dibinde, Asmalı Konak izlemeyi ihmal etmedik. Gezimizin arka fon müziği de Cio Çocuk’umun sürekli olarak yaptığı o dizinin giriş müziği idi J 2. Gün erkenden kalktık hazırlandık ve tura katıldık. Kış olması nedeniyle turumuza dahil olmayan Ihlara Vadisi ve Yer Altı Şehirlerini gezemedik ama onları da bir daha ki sefere bıraktık. Zaten gezdiğimiz yerlerde öyle çok fotoğraf çektik ki gerisi de sonraya kalsın zaten dedik J 2 gece 3 günlük gezimizde bol bol şarap tattık sıcağından yöreseline ve çok zevk aldım. Sıcak şarabı da çok özlemiştim hep söylüyordum gidip içelim bir gün diye kısmet Kapodokya’nın o değişik havasına kısmetmiş. Turdayken hafif burnum akmaya başlamışken bulduğum sıcak şarap da iyi geldi sanki biraz J Seviyorum ben şarabı ve benim için Cio Çocuk’umla özdeşleşmiş sanki ilk buluşmamızdan beri sürekli içiyorum J Tur dönüşü de muhteşem bir Testi Kebabı eşliğinde şarap içtik bu da bizim gibi gezmeyi ve yemek yemeyi çok seven bir çift için süper bir aktiviteydi. 


Ben grip olduğum için biraz dinlendik ve yeni yılı kutlamak amacıyla meydana indik. Orada daha önce bulduğumuz bir barda yeni yıla girdik, çıktığımızda meydanda sanırım belediye tarafından ateş yakmışlardı baya kalabalıktı orada da birkaç dakika kaldıktan sonra geç olmadan otelimize döndük.


Cio Çocuk bütün gün şarap tatmaktan ve barda içtiklerinden hafiften kafayı bulmuştu erkenden uyuduk kaldık. Ertesi gün öğlen geziden hatıralar ve şarap alışverişi yaptık yemeğimizi yedik otobüsümüze bindik ve benim şiddetlenen gribimle birlikte Ankara’mıza döndük. Gezimiz böyle biterken son sözümüz eve girdiğimizdeki sağ salim geldik şükür ve oh be evdeyiz idi...
Ailemden habersiz ve sevgilimle ilk tatilim böyle idi. Şimdiye kadar çok yer gezdim hatta orayı bile kaç kez gezdim ama hiç biri bu kadar zevk vermemişti. Anladım ki sevdiğinle her şey bir başkaymış. Dünyayı gezme hayalime ortak edebileceğim tek insan, canım sevgilim olmadan gezdiklerim boşunaymış asıl keyif onunlaymış…

p.s.: Tüm fotoğraflar sevgilimin elinden çıkmış bulunmaktadır, sadece biraz oynadım o kadar J

2 Ocak 2013 Çarşamba

Griple Gelen Yıl

Yeni yılın ilk yazısını grip olmuş yatakta yatarken yazmayı istemezdim ama sanırım yaptığımız tatil buna değdi J Cio Çocuk’umla birlikte Kapadokya taraflarına gittik, Ürgüp’te çok hoş, hizmette kendini aşmış bir otelde kaldık ve yöreyi gezdik biraz. Kış olması, arabamızın olmaması gibi nedenlerle her yerini gezemedik ama hayatımın en güzel gezisiydi diyebilirim. Daha önce en az 5 kez gittim sanırım o taraflara konaklamalı, günübirlik ya da geçerken uğramalar gibi ve her yerini gezdim daha önce. Ama Cio Çocuk’um ilk kez gidiyordu, zaten o yüzden görmek istediği için tercih ettik hazır yılbaşı tatilimiz denk gelmişken diye. Bu birlikte ilk tatilimizdi, inanılmaz güzel geçti ve hatta artık daha da gelmem buraya gezeceğim yeri kalmadı, sıkıldım dediğim Kapodokya bile gözüme inanılmaz güzel gözüktü. Sözlerimi geri aldım ve “Seninle cehennemin dibine bile giderim çok da zevk alırım, seninle her yer güzel ” şeklinde değiştirdim J Neler yaptığımız, otelimiz, yeni yıla girişimiz ayrı bir yazı konusu olacak kadar uzun, onları daha sonra yazacağım çünkü şu an hastayım. Hava değişimi, soğukta gezmek, yorgunluk gibi sebeplerden grip sezonunu açmış bulunmaktayım. Dün burnum akmaya başladı ve dönüş yolunda iyice kötüleştim. Eve gelirken sıcak acılı bir çorba hayali kurmaya başlamıştım sesli bir şekilde ve eve gelince sevgilim bana çok güzel bir hasta çorbası yaptı. Yoldan gelmemiş, sabah erken işe gidecek değilmiş gibi bana çorba yapan, çok güzel bakan bu adama aşık olmayıp da ne yapayım ki? J  Bende bu sabah onun sözünü dinledim kalkınca kahvaltı yaptım (Yalnız başıma kahvaltıdan haz etmem o yüzden genelde yapmam), ıhlamurumu içtim sonra da meyvemi yedim dinleniyorum. Güzel bir gezi yazısıyla sevgilimle birlikte 2. yılbaşımızı daha sonra anlatacağım. Herkese mutlu, mesut, huzurlu yıllar J