tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

3 Aralık 2013 Salı

Kadın ve Adam

Keşke alkollü bir şeyler alsaydık dedi kadın adamın kolları arasındayken. Neden dedi adam ve kadın gülerek mavi yeşil gözlerine bakarken adamın cevapladı: “Kutlardık beni terk edişinin 5. ayını.” Sustu adam sonra dudakları buluştu daha sonra da vücutları; konuşmadan seviştiler her zaman ki gibi büyük bir haz ve tutkuyla. Titrerken vücutları sarıldılar her zaman ki gibi ten kokusuna.
Beni öp dedi kadın, öptü. Beni sev dedi, okşadı başını. Daha çok sev dedi, daha hızlı okşadı. Kediyi sever gibi değil insanı sever gibi sev beni dedi sustu yine adam. Zaten biliyordu ki kadın, o insanı sevmek nasıl bir şeydir bilmezdi, kendine bile itiraf edemezdi aşkını, hep kaçardı sevmekten tam 5 ay önce olduğu gibi. Yine içine ağladı kadın, yine sustu adam.
Sevgililer gibi oturdular kahve içtiler, sarıldılar, muhabbet ettiler ve yine gitti adam kendi evine, kendi yarınlarına. Çünkü onlar tam 5 aydır başka yarınlardaki, başka hayatlarına, birbirlerinden kopamadan yürüyorlar. Tenleri karışırken birbirine onlar karmakarışık hayatlarında daha da çok ayrışıyorlar. 5 ay sonra kadın bir adım bile atamamışken ileriye, adam gittiği her yoldan dönmüş geriye ama aradaki buzdan duvarlar sonsuza kadar ayırmış onları. Üzgünüm bu hikayede mutlu son yok, belki sonu bile yok hikayenin yaşayıp görecek kadın ve adam…

28 Kasım 2013 Perşembe

Kasımda Mutsuzluk

Yazıyorum ama yayınlamıyorum çoktandır. Kasım ayı biterken yazısız olmaz dedim ama hiç birini de paylaşmak istemedim yine, o yüzden bu kısa yazıyı yazıyorum.
Hiç kıskanmazdım başkalarının mutluluğunu aksine ben de mutlu olurdum en azından etrafımdakiler mutlu diye. Ama kıskanıyorum şimdi, öyle gözüme batıyor ki insanların bu kadar mutlu olması. Mutsuz olsunlar istediğimden değil ben mutsuzluktan ölürken nasıl bu kadar mutlu olabiliyorlar, niye ben erişemiyorum o mutluluğa diye? Hele bir de o gelinlikli yaşıtlarım yok mu tanımasam bile fotoğrafları karşıma çıkan, havalar soğudu niye hala evleniyorsunuz Allah aşkına? Tamam havası olmaz kavuşmanın haklısınız ama ben mutsuzum işte nolur bana gözükmeyin bir süre daha. Her gün bir yeni nişan yüzüğünü daha sokmayın gözüme. Burada yalnız, terk edilmiş, bir mutsuz var işte, acısı hala ilk günkü gibi taze kıskanır elbet.
Çok mutlu olduğum günlerde de yazılar yazdım buraya, biliyorum ben hiç mutlu olamadım dersem ayıp etmiş olurum o günlere ama bilmediğiniz bir şey var ki o günlerde bile içten içe bu günlere ulaşabilirimin huzursuzluğu vardı içimde. Hep sustum, yok saydım, inkar ettim, anı yaşamaya verdim kendimi ama bir tek benim bildiğim bir his vardı içimde. Geldi o günler çok da geç olmadan ve gerçekten mutsuzluktan ölüyorum. 5 ay olmak üzere acım hiç azalmadı ve ben hala mutsuzum tam tersine etrafımdaki herkes de inadına o kadar mutlu. Belki de algıda seçicilik ama nereye baksam rengarenk tablolar, benim hayatımsa siyah beyaz bir film şeridi… Kasımda aşk değil, aşk acısı bir başka oysa mutsuzluk hiç yakışmıyor bu aya…

16 Ekim 2013 Çarşamba

Tebrikler Sevgilim Suçlu Sensin!

Ben sözlerimi hep tuttum, ayrıldıktan sonra verdiklerimi bile. Şikayet etmeden emek verdim bu ilişkiye, uğraştım, aldatıldım özür ve pişmanlık sözleri duymadığım halde affettim, hep uğraştım kısacası bu aşk için. Kalbimi paramparça edeceğini bilerek serdim tüm dünyamı önüne. Bana güven diye cehenneme çevirdim hayatımı, sırf mutlu olabilelim diye arkadaşlarımdan bile uzaklaştım sen söylemediğin halde. Şimdi içim rahat evet ben bu aşka çok ödün verdim kendimden, sen hiçbir şey yapmadığın gibi sürekli yıkıcı olduğun halde iki kişilik yapıcı olan bendim. Peki ama tüm bunları yaparken kaybettiğim yetmedi mi neden hala üzülen benim, neden hala suçlanan benim? Daha ne yapabilirdim bu aşk için, bir hayatım kalmadı, bende ben kalmadım daha kaybedebileceğim ne var? Suçlama beni sevgilim, ben dünyaya kafa tuttum senin için, kendi iç sesimi bile bastırdım her şeyimi verdim bu aşka. Hırpalama artık beni sevgilim bende ben kalmadım her şeyimi kaybettim ben bu aşkta. Tek suçlu sensin unutma, emeklerimi, uğraşlarımı göre göre bir gün beni bırakacağından emin olduğun halde oyaladığın için beni sanal aşkında! Tek suçlu sensin sevgilim, bile bile hayatımı, zamanımı, mutluluğumu, iç huzurumu, insanlara güvenimi çaldığın için! Tebrikler sevgilim, bize dair küçücük bir mutluluk hikayesi bile yok artık geride anılarımın hepsini kirlettin, tek suçlu sensin! Öldüm ben sevgilim, mutlu ol katilim sensin!

15 Ekim 2013 Salı

Yorgunum

Yorgunum, hem de ölesiye yorgunum. Hani şu son zamanlarda hayatımıza giren tükenmişlik sendromu var ya tam olarak onun içindeyim galiba. Yanında huzurlu olduğum, şimdi mutlu anılarımızın m’esini bile hatırlamıyor olsam da yanındayken mutlu olduğum bir sevgilim vardı. Sonunda bir iş bulmuştum, lanet olası Ankara’yı bile sevmeye başlamıştım, memlekete dönmem gerekmiyordu artık. Kısacası bir gece hayatımı yoluna koyduğumu düşünerek uyudum, benim için verme bu kararı demesine anlam veremeyerek ama yine de mutlu. Sonra bir gece daha uyudum korkularımı göz ardı ederek hala mutlu. Ertesi gün her şey tepe taklak oldu, her zamanki gibi tam toparladım derken yine dağıldı her şey. Önce o terk etti beni sonra işimden oldum sonra memlekete geldim kaçarak, biraz uzaklaşıp yaşananları unutmak için ve kısacık sürede 7 kilo verdiğimi, gel gitli bir manyağa döndüğümü gören ailemin ev hapsine girdim. Şimdi Ankara’ya birkaç gün zorla kaçabiliyorum her gün arıyor geri gel diyorlar ve evimi kapatmamı söylüyorlar. Bense bütün gün tükenmiş ve yaşlanmış bir ruh gibi müzik dinleyip telefonda oyun oynuyorum. Kimseyle konuşmuyorum, konuşturduklarında da gerginim. Annem sürekli şu kaşlarını çatma bak alnın kırışıyor diyor. Benim aklım, kalbim her yerim kırışmış umurumda mı ki acaba? Gülmeyi unuttum sanki sürekli bir mutsuzluk halindeyim, her gece ağlaya ağlaya tüketiyorum benden geride kalan kırıntıları. İçime 80 yaşında bir nene kaçmış gibi, hiçbir şeyden zevk alamıyorum. Daha da kötüsü her şeyden geçtim, bundan sonra mutlu olacağıma dair küçücük bir inancım bile yok, zaman geçsin yaşayayım bitsin diyorum. Günlerce, aylarca uyumak ve unutmak istiyorum onu ama ne uyuyabiliyorum ne de unutabiliyorum. Yorgun sonbahar yaprakları gibi parça parça terk ediyor ruhum bedenimi, her geçen gün biraz daha tükeniyorum. Hep böyleydi benim hayatım neresinden tutsam elimde kalırdı, sadece bu kez değiştiği yanılgısına kapılmıştım, her şey iyi olamaz hayatımda yolunda giden bir şeyler var en azından diyordum, şükrediyordum sahip olduklarıma, geri kalanları da halledeceğime inanıyordum. Ailem, arkadaşlarım, dostlarım herkesle aramda kocaman duvarlar vardı yenemediğim ama ben ilk kez o duvarların ardına birini almıştım, ilk kez huzurlu ve mutluydum. İlk kez geleceğe dair umudum vardı yenebilirim duvarlarımı diye düşünüyordum ama olmadı işte. Şu an başladığım noktadan bile daha kötü durumdayım. Bu kez gerçekten tam anlamıyla tükenmiş durumdayım. Bir daha aşık olabileceğime, bağlılık yeminleri edebileceğime inanmıyorum yalnız ve mutsuz öleceğimden eminim ve çok korkuyorum. Sonsuza kadar işsiz kalacak gibi hissediyorum ve artık bu durumu umursamamaya başlıyorum. Simsiyah bakıyorum hayata ama mutsuzluk ve korku dışında hiçbir duygum yok, hissizim. Tükenmişlik sendromunun orta yerindeyim ve benim artık savaşacak gücüm yok, inanılmaz yorgunum…

p.s: Bayram gelmiş, bana mı geldi neyleyeyim yine de size iyi bayramlar…

4 Ekim 2013 Cuma

Tutmadı Tek Dileğim

İnsanlar yüzlerce dilek tutar, dua eder, hayal kurar hep istedikleri bir şey vardır hayattan. Benim hayattan fazla bir beklentim olmadı hiç, çoğunuz gibi evler, arabalar, kariyer, güzel bir eş ve çocuklar gibi hayallerim olmadı. Belki içimde gizli bir romantik yaşıyordu ondandı, ben sadece aşık olmak istedim hayatta. Annem ve babamın aşkı gibi bir aşkım olursa onlar gibi mutlu olurum, kocaman bir servetim olur sandım. Bir kez aşık olmak ve bir ömür onu sevmek istedim sadece. Oldum da, ben çok güzel aşık oldum sonra herkesin hayalleri benim de hayalim oldu, bu aşkı daha fazlasıyla süslemek istedim, hayattan ilk kez büyük beklentilerim oldu, yarın için tuttuğum dileklerim. Ama benim dileklerim öksüz kaldı, çünkü ben hayatımın aşkını bulmuştum ama onun hayatının aşkı olmadığımı öğrendim 3 ay önce. Saçma sapan bir kavganın içinde “Ben seni istemiyorum, ayrılmak istiyorum, yarınımda yoksun sen benim, ben seninle evlenmicem.” diye sıraladı o çok aşık olduğum adam bayıldığım sesiyle. Hayaller yıkılır mı? Ben hepsinin kayıp düşüşünü gördüm o anda, cadde daha karanlık oldu benim gözümde, o kalabalık daha ıssız. Hayallerimin altında kaldım, tuttuğum tüm dilekler uçtu gitti, kocaman bir boşluk sardı içimi, ben o gün yıkıldım… Dün 3 ay oldu o gecenin üzerinden geçen, kalabalıklar içinde gözlerimin dolmasını gizleyerek, hiçbir şey yapmadan o yıkılıp kaldığım noktada geçen 3 ay. Bana kahvaltı yapmayı sevdiren adamdan uzakta 3 ay haftasonlarından nefret ederek kahvaltı yapmadım, hiç kendim için yemek yapmadım. İçtim sürekli unutabilecekmişim gibi. Eski beni hatırlayamadım uzun süre, oysa ben kendi başına yemek yiyebilen alışveriş yapabilen bir insandım, yapamadım bunları uzun süre. Sanki onsuz hiçbir şeyin tadı yokmuş gibi geliyordu bana, öyle çok sevmiş ve alışmıştım ki iki kişilik hayata tek başına hiçbir şey yapamayacakmış gibi hissediyordum. O hayatına bensiz öyle güzel devam ediyor ve gözüme sokuyordu ki bunu, ben bir başıma daha da çok yok oluyordum. Birlikte içmeyi, tarihi ve doğal güzelliği olan yerleri gezmeyi, çay demleyip televizyon izlemeyi, haftasonu kahvaltılarını, birlikte yemek hazırlayıp yemeyi bir de güzel yerlerde yemek yemeyi, film izlemeyi ve her gecenin sonunda sarılıp uyumayı öyle alışkanlık haline getirmiştik ki sanki artık hayati eylemleri bile gerçekleştiremeyecek gibi hissediyordum. Hayatın içine karışıyordum, arkadaşlarımlaydım, yemek yiyor, içiyordum aslında ama hiçbir şeyden tat almıyordum sanki orada değilmişim gibi. O bensiz tatile gidiyor, bensiz fotoğraflar çekiyor, bensiz dışarı çıkıp eğleniyor, bensiz yürüyüşler yapıyordu, tıpkı benimle yaptığı gibi ama başkalarıyla. Bense onsuz yaptığım her şeyi tek başıma yapıyordum, kendimi inanılmaz yalnız hissediyordum. Seni unutmak için diyordu saçma sapan kadınlarla birlikte oluyordu ve ben bunu biliyordum. Bir gün başaracaktı beni unutmayı ve ben deliriyordum bunu düşünüp o yüzden benim de saçmaladığım oldu başka tenlerde onu unutabilirmişim gibi geldi. Denedim olmadı, ağlayarak, onu hatırlayarak yarım bıraktım ve kendime bunu yapmaktan, canımı acıtmaktan vazgeçtim. O benden çok sonra şimdi diyor içimde kocaman boşluğun var dolduramıyorum, başkalarına dokunmaktan zevk almıyorum, mutsuzum ve sen beni affetmediğin sürece mutlu olamıyorum. Ama ben affedemiyorum, belki yapmam gereken affedip ikimizin de yollarına gitmesini sağlamak ama yapamıyorum. İçim acıyor hala ilk günkü gibi, bir tek dileğim vardı o da istediğim gibi bir ömür süren bir aşk olmadı, olamadı. Dileğimi harcadığı için ondan nefret ediyorum ve affedemiyorum. Yerimi bir başkasının doldurması fikri beni öldürüyor ve benim hayatımın içinde hep kocaman bir boşluk olacağını bilmekse daha da ölümcül. Bir daha böyle bir aşkı, tutkuyu ve hazzı yaşayamayacağım bu da benim için hiç yaşamamak demek. Ateşli ve tutkulu bir koç burcu kadını için bu nefes almamak gibi bir şey. Yaşıyorum işte 3 aydır eksik de olsam, tamamlanamayacak da olsam ama böyle ömür geçer mi bilmiyorum. Şimdi bir dileğim daha var yaşananları unutup yeni baştan bundan da büyük hem de karşılıklı bir aşk bulmak. Hiç tanımadığınız benim için dua eder misiniz?

p.s: Aynı şeyleri yazmam sizi de sıkacaktı o yüzden fazla yazmıyorum artık, yoksa zor günleri blogumla aşmak gibisi yoktur. Size bu aralar sürekli dinlediğim, müziğine bayıldığım şarkıyı armağan ediyorum J


15 Eylül 2013 Pazar

Lanet Olsun!

Lanet olsun ellerim uyuştu yine hissetmiyorum işte hiçbir yerimi hissetmiyorum lanet olsun. Nefes de alamıyorum galiba ya da alıyorum yoksa ölürdüm değil mi ama alamıyormuşum gibi geliyor. Neden bu haldeyim çünkü o bencil bir şerefsiz ne yaşadığımı nasıl öldüğümü, yok olduğumu bile bile, yoluma devam edeyim nolur beni arama dememe rağmen sürekli arayarak benimle sevişmek istiyor. Ölüyorum lan sen sikişeceksin diye ben ölüyorum! Bu kadar mı değersizim şerefsiz ya da sen bu kadar mı insanlıktan nasibini almadın, insan insana bunu yapar mı ya? Hiçbir zaman beni sevmemiş olduğunu varsayarak söylüyorum sırf karşındaki bir insan evladı olduğu için üzüldüğü için bencilliği bırakıp vazgeçmen gerek, ben vazgeçtim a. koyayım rahat bırak beni yalvardım ya yalvardım, beni cepte tutmaya çalışma bırak devam edeyim hayatıma dedim. Kimse benimle sevgili olmak istemiyor zaten yalnızım şu lanet dünyada yapayalnızım, bırak beni yeterince zor zaten hayatım dedim. Niye bana bunu yapıyorsun zaten iki yıllık hakkım var sende asla helal etmeyeceğim, neden ayrıldıktan sonra bile beni bitirmek için elinden geleni yapıyorsun? Derdin ne benimle, ben ellerimi hissetmiyorum kalbimi ise hiç söylemiyorum bile bırak gideyim bu dipte boğulacaksam da kendi başıma boğulayım bastırma artık başımdan ne olursun azıcık insan ol! Lanet olsun sana, lanet olsun hayatıma girdiğin güne, hatta lanet olsun doğduğun güne! Gebersen de dünya bir pislikten arınsa, hayvana bile kıyamam ölürse ama sen ki beni bu hale getirdin ölsen üzülmem, kurtuldum derim lanet olsun sana, lanet olsun insanlığına! Ya da ben gebereyim nefes alamayan bedenimle, uyuşmuş ellerimle ömür boyu vicdan azabı olayım sana, lanet olsun gelmişine geçmişine…

12 Eylül 2013 Perşembe

Çözümsüz

O sadece gitmedi benden de birçok şeyi götürdü. Başta insanlara güvenimi kaybettim, öyle çok yalan duydum ve duymaya devam ediyorum ki artık kim ne derse desin ağzımdan çıkan ilk cümle “Doğru söyle, gerçekten öyle mi?” oluyor. Haliyle pek hoş bir durum olmuyor herkese yalancı muamelesi yapmak. Bir de neden böyle oldu anlamıyorum ama tek tahminim onunlayken kimseye kafamı kaldırıp bakmadığımdan, o yanımda olmadığında surat asıp oturarak insanları kendimden uzak tutmak alışkanlık haline geldiğinden herhalde son zamanlarda çok sayıda talibim oluyor. Ama ben hiçbirine inanmıyorum direkt yaptığım muamele bu da benimle yatmak istiyor, işte al sordu öğrendi de yeni ayrıldığımı hemen yavşayacak diyorum, böyle saçma bir korku var üzerimde. Belki normalde asla yüz vermeyeceğim insanların beni beğenmesi bir yandan hoşuma giderken bir yandan beni inanılmaz korkutuyor. Herkes beni kandıracak, aldatacak, kullanıp atacak gibi hissediyorum ve gerçekten çok mutsuzum bu yüzden. Bir de artık öyle bir hale geldim ki neden kendini bu kadar geri çekiyorsun tanı bir önce sonra karar ver diyenlere zamanı var ben korkuyorum herkes aynı şekilde yaklaştığından diyorum ve anlatıyorum erkeklerin klasik tavrını. Sevgilimden ayrıldığımı öğrenen benimle sevgili olmak istemiyor, bunu bir fırsata çevirmeye çalışıyor diyorum. Onlara söylemiyorum ama içten içe düşüncem şu, bakire olmadığımı öğrenen kimse beni sevmek, bana aşık olmak istemiyor, hepsi beni kullanıp atmak istiyor. Belki saçma ama çok değer verdiğim insan bile beni kullanıp attı kimsenin beni sevemeyeceğine, işleri bitince atacaklarına yürekten inanıyorum. Yine eski moddayım kısacası bağlanmaktan, canımın yanmasından ölümüne korkuyorum hatta bu kez eskisinden de çok korkuyorum çünkü bu kez bağlanırsam ne kadar çok acı çekeceğimi tahmin etmiyorum, çok iyi biliyorum. Bir daha aşık olmak, yanmak istemiyorum, öte yandan aşık olmazsam bağlanamam, bağlanamazsam sadakat duyamam bunu da çok iyi biliyorum. Bir kez bağlanabildiğimi gördükten sonra eski günübirlik hayatıma da dönemiyorum. Ne yapmam gerektiğini hiç ama hiç bilmiyorum. Ne eski hayatıma dönebiliyorum ne de bu hayata devam edebiliyorum. Psikolojim alt üst durumda, kendimi sürekli güvende değilmişim gibi hissediyorum sanki hayat ayağımın altından kayacakmış gibi bir his ile bazen nefesim bile kesiliyor. Kimseye güvenmiyorum, her şey yalanmış gibi geliyor. Bir daha mutlu olabileceğime dair en ufak bir inancım yok, o yüzden yaşama sebebim de yok. O dibin de dibini bulduğum intihar eşiklerine kadar geldiğim dönemi bir daha yaşamaya hiç ama hiç gücüm yok, atlatamam kolay kolay biliyorum, ondandır daha fazla düşmekten de ölümüne korkuyorum. En kötüsü de ona hala zaafım var beni sevişmek için arayarak bana inanılmaz zarar veriyor, bu berbat psikolojim onun yüzünden her gün daha da kötüleşiyor ama o bencil olduğu için hiç farkında değil, söylememe rağmen aramaya devam ediyor.  Sanırım en sonunda ben bu dönemi atlatamayıp öleceğim ve işte o zaman hepimiz rahat edeceğiz yoksa ben hiçbir çözüm bulamıyorum yaşamaya devam edebilmek için.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Sonu Yok Yalnızlığın

Ankara’da ona dair onca anıyla yaşamanın zor geldiği noktada küçük bir seyahat programı çizdim kendime. Önce memlekete uğradım bir geceliğine sonra abimlere takıldım. Memlekette hayatımın en zor gecelerinden birini geçirdim ama bundan bahsetmek istemiyorum, çünkü gerçekten çok kırgınım bana veremediği değere, çünkü çok kızgınım kendime hiç ama hiç hak etmeyen birine hayatımı verdiğime, psikolojik sağlığımı onda terk ettiğime.
Yollara vurdum kendimi ondan uzaklaşmak için ama şarkılar yalnız bırakmadı beni. Hep çıktılar bir yerlerden ve yollar boyu gizlice süzüldü gözyaşlarım arabanın arka koltuğunda yapayalnız otururken hep ön koltuktaki bir çiftin mutluluğunu izleyen gözlerimden. Gidenlere ağladım, yalnızlığıma ağladım, geleceğe dair tükenen umutlarıma ağladım, en korktuğum sona doğru ilerleyişime ağladım, yolunda gitmeyen hatta artık olmayan hayatıma ağladım. Kısacası hep ağladım. Şu an bir otel odasında ilk kez kendi başıma kalıyorum ve odada yine ağlayarak yazıyorum son 2 gündür toplamda 5 saat uyumuş yine de uyku tutmayan bünyemle. Yalnızlıktan ölümüne korkan ben her geçen gün daha çok hissediyorum yalnızlığımı. Kime kızmalı bilmiyorum beni yanımdayken bile yalnız bırakana mı yoksa kalabalıklar içinde hep yalnız hisseden hiçbir yere ait olamayan kendime mi? Bu otel odasında değil sadece hayatın her yerinde, her zaman yalnızım ve ben en çok yalnız ölmekten korkuyorum. Elimde değil artık her zamankinden çok korkuyorum, hiç hak etmeyenlere verdiğim değerlerde öldürdüğümden beri insanlara güvenimi. Bu kadar hayal kırıklığından sonra yeniden eski sen olabilir misin, yeniden sevebilir misin birini, yeniden koşulsuz şartsız sunabilir misin birine hayatını? Yoruldum yalancı kalabalıklar arasında hiç sahip olamadığım ilgiyi aramaktan. Yoruldum bana sadece cinsellik için yaklaşan zavallılardan kaçmaktan. Yoruldum ait olmak isterken birine kendimi bile kaybetmekten. Sevgili hayat ben çok yoruldum ve gerçekten tek dileğim, ya beni bu kadar yalnızlıkla sınama ya da çek al beni hiçbir ölünün yalnız olmadığı diyarlara…


22 Ağustos 2013 Perşembe

Eksik Yanımsın

Aylar geçiyor, mevsimler de geçecek ve başından beri olmayacağını bildiğim bize dair senaryolar bile değişecek. Hani güçlü görünüyorduk ya güya şerit bir anda kopana kadar son kez sana sarıldığım anda, tutamadım gözyaşlarımı ve dünyanın en duygusuz adamıydın ya ben dokundum gözyaşlarına. Parmaklarımın uçlarındaydı ve ben ilk kez yüreğine bu kadar dokunabildim, ilk kez kaçmadın benden duygularının çıplaklığı karşısında. Sanki sarabilecekmişiz gibi birbirimizde açtığımız yaraları, sarılıp ağlarken birbirimize gözyaşların içime akıyordu. Söylesene kaç kadın dokunabilir gözyaşlarına, kaç kadın bu kadar sen olabilir, kaç kadını sevebilirsin benden sonra, daha kaç ten gerekli beni unutmana? Ben milyonlarca tende yeniden başlamayı denesem de içime karıştın sevgilim, unutamam seni. Sen unutabilecek misin peki beni, yoksa ikimiz de kayıp hayatlar mı yaşayacağız birbirimizden uzakta? Keşke hiç denemeseydik olmayacak yerlerde denemeyi derdim ya neyse biliyorum ki sen gittin ve hep deneyeceksin sevgilim. Bir gün başaracaksın belki de ama ben senden önce mutlu olmak istiyorum sevgilim, inan bana bencillikten değil vicdan azabın olmak istemediğimden. Çünkü ben hala hissediyorum seni, başka tenlere dokunduğunu bildiğim her gece eski fillerim geliyor yine tepişiyor göğsümde ve ben nefes alamıyorum. Ben yine ölüyorum sanıyorum ama ölemiyorum, boğazımı yakıp da geçemeyen nefesim yüzünden ağlama krizlerim yoksa ben bize ağlamaktan çoktan vazgeçtim. Söylesene sen giderken acımadıktan sonra bize bir ömür yas tutmanın anlamı ne? Öyle ya da böyle ben de deniyorum yaşamayı işte. Yaşıyorum ve yaşayacağım senden sonra da. Belki bir gün yeniden seveceğim ama seni sevdiğim kadar değil, belki yine biri hayatım olacak ama senin olduğun gibi her şeyim değil. Senden sonra kaybettiklerimi yerine koyamadan hep biraz eksik yaşayacağım, çünkü… Neyse boş ver söylemek istemiyorum sende kaybettiklerimi. Ben tükendiğimiz yerde filizleneceğim rahat olsun için. Ve sen sevgilim…
Benden sonra sevmeni sevilmeni istiyorum, ama asla beni sevdiğin kadar değil ve asla benim seni sevdiğim kadar her şeyden çok değil. Gülümsemelerin daim olsun yüzünde ama asla beni sana aşık edenler kadar içten değil. O çok sevdiğin sofralarda benden sonra da yanın boş olmasın istiyorum ama asla benim doldurduğum gibi dolu değil. Sevişmelerin de olsun o gecelerin ardından ama asla benimle olduğu gibi mükemmel uyumla doruklarda değil. Benden sonra da birine dokunmak hoşuna gitsin istiyorum ama asla benim ruhuma dokunduğun gibi değil. Başka birine sarılarak da dal istiyorum uykulara ama asla bana sarıldığındaki gibi huzurlu uykular değil. Yine yürü keşfetmek için bir şehrin sokaklarını ama asla benim elimi tuttuğundaki kadar zevkle değil. Yeni biriyle bir anlamı olsun istiyorum hayatının ama asla benim kattığım anlam kadar yoğun değil. Zamanı gelince yaşlanmanı da istiyorum biriyle birlikte ama asla benimle olabileceği kadar huzurlu, mutlu değil. Kısacası mutlu ol, sağ ol, huzurlu ol, sağlıklı ol ama hep eksik kalsın bir yanın, küçücük de olsa hep boşluk kalsın benim yerim. Ve bir gün, bir akşamüstü bana uzak kentlerden birinde akşam güneşinde hatırla beni istiyorum gözlerinde belli belirsiz bir damla yaşla, ama sonra sil, geç, git…

20 Ağustos 2013 Salı

Affedememek...

Dün minicik bir şey istedim, benim için bir şey yap seni affetmem için dedim. Belki tüm yaşadığımız kötü şeyleri unutacaktım, güzel bir anı olarak geride bırakacaktım onu ama yine eline yüzüne bulaştırdı her şeyi. Tam 2 yıl önce olduğu gibi ona neden güvenemediğimi, nasıl minicik beklentilerimi bile karşılayamadığını ve bunun için de en ufak bir çabası olmadığını, en önemlisi de neden bağlanmaktan korktuğumu hatırlattı bana.
Geldi 4-5 gün önce güzel ayrılalım, arkamdan beddua etmeni ya da küfretmeni istemiyorum birbirimizi güzel hatırlayalım dedi, biraz tartıştık sonra yine sarıldık. Tutamadım gözyaşlarımı sarılıp seni hala çok seviyorum derken ben de dedi öylece sarılıp ikimizde ağladık. Bir daha hiç biz olamayacağız dedik, duygu patlaması yaşadık, bir daha bu kadar sevemeyeceğim dedim ben de dedi. Ne yapıyorsam seni unutmak için dedim ben de ama sen yapma benim arkamdan bir şey demezler ama sana orospu derler senin için üzülürüm dedi. Hayatım mahvoldu senin yüzünden sen yeni evinde benim anılarım olan eşyalara baka baka ben aklına gelmeden yaşamaya devam ediyorsun, ben her yerinde anımız olan bu evde ölüyorum dedim. Aklıma her zaman geliyorsun hiçbir ten seninki gibi değil, kıskanıyorum seni hala ama benden de çok mutlu olmanı çok istiyorum, olacaksın da bir gün dedi. Ben de senin mutsuz olmanı istemiyorum aslında sadece bensiz mutlu olmanı istemiyorum, bana bu düşünce çok ağır geliyor dedim. Unut beni dedi, unutacağım bir gün dedim. Geceleri uyuyamıyorum ben ama senin yanında yine uykum geldi bana huzur veriyorsun dedi, hastaydı birlikte uzandık uyusun diye. Duramadık her zamanki gibi iğreniyordum güya ama unuttum yine her şeyi, seviştik. Ateşi yükseldi sonra her zaman ki gibi ilgilendim eve gidince merak ederim ara dedim. Yine bana uslu durma sözü verdi giderken, ben de duracaktım ve ben yine tuttum ama o tutmadı. Hayatımın içine s.çmış gitmiş olmasını affettirecekti, ben hayatıma düzgün bir şekilde devam edebildiğim anda görüşmeyi kesecektik ama en ufak bir çaba sarf etmedi benim için. O yine benim için kılını kıpırdatmadı ve ben bir kez daha çok kırıldım. 2 yıl boyunca binlerce kez paramparça olduğum yetmedi giderken bile kırmaya devam ediyor.
Dün bana gel dedi ben de benim seçtiğim çarşaflar üzerinde seviştiğin o yatağı görmek istemiyorum sen gel dedim. Israr etti üzüleceğimi bile bile, yorgunum yoldan geldim dedi, gelemem. Uzun mesajlar sonucunda gelsem ne olacak dedim, benim için hiçbir şey yapmazsın ki sen geleceğim ve uyuyacaksın. Anlaştık sonra yemek yiyecektik şarap eşliğinde ve bana kendini affettirmek için bir şeyler yapacaktı. Hazırlandım gittim, o ev kıyafetleriyle açtı kapıyı kötü bir haberim var sipariş vermiştim iletilmişti ama sonradan iptal ettiler, yeni siparişleri bekleyeceğiz. Bir de dedi tirbuşon kırıktı ya şarabı açmaya çalıştım mantar içine düştü süzmemiz lazım. Kısacası hiçbir şey yapamamıştı benim için belki kader belki de önemsememe. Sonuç olarak başladığı gibi fiyasko ile devam eden bir gece yaşadık. Hayal kırıklığına uğrayan ben daha çok hiddetlendim, üzüldüm daha çok üzerine gittim o da daha çok boş verdi. Saçma sapan kavga gürültü ile bir kötü gecenin daha imzasını attık hayatlarımıza. Sabahın köründe o işe gitti ben eve geldim ve ağlama krizleri eşliğinde bu yazıyı yazdım.
Dün anladım ki başından sonu belliymiş bizim hikayemizin, o hayattan beklentilerini olabildiğince az tutan benim minicik beklentilerimi bile karşılayamayacak kadar bencil, ilgi görüp göstermesini bilmeyen bir adammış; bense ilgi görememekten, sevilmemekten korktukça hata yapan, hayal kırıklığına uğradıkça saldırganlaşan bir kadınmışım. Bizi bağlayan aramızdaki tutku, sevgi ve aşkmış, ne o bana göreymiş ne de ben ona göreymişim aslında. Üzerimizde geçmişimizin gölgeleri ve korkularımızla birbirimizi kırıp, üzmekten, karanlık geceler yaşatmaktan başka bir şey başaramamışız iki yıl boyunca. Sevmişiz, ortak zevklere sahipmişiz, mutluymuşuz birlikte ama hep eksikmiş bir yanımız. Belki başka bir hayatta şartlar böyle gelişmese mutlu bile olabilirmiş bizim hikayemiz ama olmamış işte. Artık çok geç affetmek için de sevmek için de, gidenler gitti kalanlar hiç sevmemiş gibi yaşamaya yetmiyor…

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Hep Kaybeden Taraf

Bugün işten çıkarıldım daha 1 ay 6 gündür çalıştığım tazecik işimden, doğru düzgün sebep belirtilmeden. Deneyimsiz olduğumu başından bilen patronum artık nasıl bir beklentiye girdiyse bir ayda harikalar yaratmam gerekiyordu galiba ama ben yaratamadım. Hoş öyle küçük ve sistemin olmadığı bir firmaydı ki deneyimli insan bile o kadar kısa sürede halledemezdi, zaten benden öncekiler de deneyime rağmen bu sebeple 3 ay sonunda gönderilmiş. Deneme süresi sonunda işten ayrılmayı düşünüyordum zaten kariyer hedeflerimin çok altında olduğu için amacım deneyim edinmekti ama bu çok hızlı oldu. Tabi bir de hayatımın her yönden berbat gittiği şu dönemde canımı sıkmadı değil, bir başarısızlık daha ağır geldi. Evet belki arada kafam çok dağılmış olabilir özel hayatımdan dolayı ama kimse de efor sarf etmediğimi iddia edemez. Yine de bunun da suçlusu eski sevgilim işte zamanlaması süperdi işe girdim ertesi gün terk edildim resmen. Kısacası dibinde dibine doğru ilerliyorum ama inanıyorum ki diplemeden yüzeye çıkamazsın. Şu an ailemin yanına uçuyorum yoldayım birlikte tatile gideceğiz ve ben şu dünyada artık güvendiğim nadir insanlar olan ailemin kanatları altına sığınmaya deli gibi ihtiyaç duyuyorum. Onu ve sevgili Ankara’sını bütün pislikleriyle baş başa bırakıyorum bir süre. Sevilmeye ve güven duymaya yani bunları tek alabileceğim yer olan aileme çok ihtiyacım var.
Bu arada biri beni sevmedi, sevemedi hiçbir zaman diye kahroluyorum ama beni bir kişi sevmediyse de bin kişi sevdi. İş arkadaşlarım duyunca öyle üzüldü ki bütün gün öyle çok yanımdalardı ki bu dünyadaki en büyük servetin insanların sevgisini kazanmak olduğunu anladım. Hani o sözde altımda çalışan benim her zaman korumaya gayret gösterdiğim işçi dedikleri var ya onlardaki insanlık kimsede yok, şu an hala mesaj atıp yanımda olanlar var, anında cvmi götürmem için iyi bir firmadaki arkadaşını arayan bile oldu. Hiç beklemediğim kişiler yanımda oldu da mesaj attığım insan cevap bile vermedi, sağlık olsun ama. Ben şimdi dibe iniyorum yarın çıkarken kimlere sarılacağımı çok iyi biliyorum. Hayatımın dersi insanlığı yalancı bir şerefsizde değil kötü günlerimde düşünmeden elini uzatanlarda aramam gerektiği oldu. Bugün Ankara benim için miadını tamamen doldurdu. Kim bilir belki de iş görüşmelerinden sonuç alamazsam dünyanın herhangi bir yerine uçabilirim ne de olsa tamamen özgürüm artık.
                                                                                                                                           06.08.2013
                                                                                                                                                 21:45

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Her Şey Yalanmış...

İlişkimizin en başından beri bana güven vermiyordu, sürekli onun hayatındaki diğer kadınlardan biri olacakmışım gibi hissediyordum, ne zaman sıkılacak benden diye bekliyordum. Deli gibi korkuyordum ona bağlanmaktan, kahretsin ki beni kendine çekiyordu ve ben hiç güven duymadığım bu adama aşık olmamak için direniyordum. Ben de bilmiyordum sebebini, kirli geçmişi mi yoksa verdiği his mi diye düşünüyordum. Ben ona bağlanmamak için çok direndim en çok koptuğum zaman o askere gittiğindeydi aldattım ama yine de başaramadım ondan ayrılmayı. Yerine koyamadım hiçbir şeyi. Çok vicdan azabı çektim askerden geldiğinde soğuk davrandım yavaşça ayrılmaktı niyetim istediğim gibi bir adama dönüşmüştü yapamadım, ama ben vicdanımın sesini dinledim ve itiraf ettim. 1 yıl boyunca çekmediğim işkence kalmadı, kaç kez aldatıldım sayamadım bile. Ettiğimi öyle buldum ki 1 yıl boyunca her gün psikolojik olarak kendimi yedim bitirdim. Geçen yıl tam da bugün affettiği halde yapamıyorum diyerek terk etmişti beni. 5 ağustostu tarih. Bana tam 1 yıldır çektirmediği kalmadı yani, sürekli beni suçlayarak vicdan azabından zaten ölen bana kat kat fazlası işkence uyguladı. Kimse bilmiyor ama benim son bir yılda ömrümden ömür gitti. İnsanlara pembe tablolar çizerken içim kan ağladı. Ama bu sabahı yani 4 ağustosu da not etmeliyim ki tarihime bir daha asla ben ben olmayacağım. Ben bu sabah insanlara olan güvenimi, mutlu olabileceğime dair inancımı tamamen kaybettim. 2 yılımı şerefsiz bir yalancıya aşık olarak heba etmişim. İçimde öyle bir nefret büyüdü ki bugün ben iyi olan ne kadar yanım varsa hepsini kaybettim, ruhum tamamen karanlık artık. Defalarca aranızda bir şey oldu mu diye sorduğum, sadece arkadaşım dediği benimleyken görüşmeye devam ettiği kadın eski fuck buddysiymiş. Ve gelmiş bana yüzsüzce biriyle yattığını söylüyor, isim onun ismi ama başka biri bu diyor, kadınsal hisler işte anladım onun olduğunu. Anladım ve itiraf ettirdim. İçim buz gibi oldu o an öldüm sanki kocaman bir nefret kapladı her yanımı, öyle çok saydırdım ki son bir yılda bana çektirdiği tüm acının hıncıyla. Bu ilk değildi defalarca gözümün içine baka baka bana yalan söyleyen adam ilişkimizin en başından beri beni kandırıyormuş. Ona hiç güven duyamamamın sebebini bir anda anladım resmen, bu adam en başından beri beni kandırıyordu ve ben içten içe bunu hep hissediyordum. Seninleyken hiç onunla yatmadım sadece görüştüm bu senden önce olan bir şeydi dedi ama ne anlamı varki. Ona artık zerre kadar inanmasam da, yatmamış olsa bile bu dürüstlüğe sığmazdı, çünkü ben bunu başından beri hissediyordum ve defalarca sormuştum. Bir yalanı 2 yıl yaşamak, tanıdığını sandığın dürüst olduğuna inanmak istediğin adamın seni 2 yıl boyunca kandırmış olması. Belki de görüştüğünde ya da telefonla konuşurken sevgiline ne diyip geldin diye dalga geçilen kişi olmak. Aptal yerine konmak. Bu hayatta en çok güvendiğin adamın tüm suçu sana yükleyip vicdanınla seni baş başa bırakarak kendi suçlarını yalanlarla ört pas ettiğini öğrenmek. Ben vicdanımla hayatım boyunca her gece hesaplaştım o yüzden anlamıyorum, bir insan karşısındakine suçu atıp kendi suçunu bildiği halde nasıl bu kadar fütursuzca hareket edebilir? Bu dünyada tek vicdan sahibi ben miyim? Böyle olduğumu bile bile beni vicdanımla daha çok baş başa bırakması acımasızlık değil de nedir?
Telefonda acıyla ona bağırdığım gibi, 1 yıldır maddi manevi hep yanındaydım ama şu saatten sonra hakkımı helal etmiyorum, edemiyorum. Çektiğim ruhsal işkenceyi mi affedeyim, yoksa 2 yılımın yalanlarla çalınmasını mı bilmiyorum. Ve ben ilahi adalet varsa onun Allah’ından bulmasını diliyorum, benim çektiğim ve bana çektirdiği bütün vicdan azaplarını onun da çekmesini diliyorum Allah’tan. Hepsinden öte yıllar dediğin geçti gitti belki bana ders oldu bu bir daha hata yapmamam için hadi bunu da kabul ediyorum da asıl benden çaldığı en büyük şey insanlara güvenim oldu. Bu saatten sonra nasıl birine güvenebilirim nasıl sevebilirim bilmiyorum. Nasıl normal hayatıma döneceğimi de bilmiyorum. Kimseye güvenemeyeceğime, düzgün bir insan bulamayacağıma öyle çok inanıyorum ki yalnızlık korkum eskisinden de beter bir hale geldi. Ve ben yine saçma sapan günü kurtarmalık hayat tarzıma dönmekten ölümüne korkuyorum. O hayat tarzına dönersem de sorumlusu tamamen o olacak şu saatten sonra, bunun için de kendisini asla affetmeyeceğim.
Son olarak onu iyiki aldatmışım da bu beni bırakması için bahanesi olmuş, bu yalanlarla bir ömür aldatılarak yaşasaydım eminim çok daha kötü olurdu. İyiki bunu da öğrendim ki buz gibi soğudum ondan. Aşık olabileceğim en berbat insana aşık olarak tüm derslerimi aldım ve artık benim için aşk defteri, güven, sadakat, uzun ilişkiler rafa kalkmış bulunmakta, bugün ben kaybedebileceğim her şeyi kaybettim.

4 Ağustos 2013 Pazar

İçimdeki Boşluk

Uykumdan uyanıyorum bazı geceleri sanki her zamanki gibi arkamdan sarılıyor da ben gözümü açtığım anda kayboluyormuş gibi geliyor, kocaman bir boşluk hissediyorum içimde. Dayanamıyorum gözlerimden yaşlar akıyor, neyin var diye soracak kimsem bile yok yapayalnızım. Hoş sorsa da sorun bir şeyimin olması değil olmaması, en önemli ve en sevdiğim parçamın artık olmaması sorun. Geceler işkence gibi geçiyor, gün içinde hayatın akışı işin yoğunluğu derken geçiyor da zaman hani o yürüyüş yapayım zaman geçsin dedikten sonra eve dönüş var ya işte orada kopuyor şerit. Bomboş bir sokakta yalnız başıma evime yürüyorum uzun zaman sonra yeniden her gün ve boş bir ev karşılıyor beni. Pijamalarımı giyip müziğimi açıyor ve onun hayaline sarılıp saatlerce ağlayarak uyuyorum her gece. Hiç dönmeyeceğini bildiğin birini unutmak için kaç gece gerekir? Kaç tende onu arayıp bulamamak gerekir? Daha kaç kişiyle yattığını bilmek gerekir soğumak için? Deli gibi aşık olduğun tüm dünyayı uğrunda yakacağın adamı unutmak için ölmek mi gerekir? Öyleyse ben hemen şimdi ölmek istiyorum. Ya da bütün gece kandil duasında ettiğim gibi bana değer verecek, dibe vurmadan beni kurtaracak bir adam varsa eğer onu hemen yoluma çıkart Allah’ım çünkü ben böyle yaşayamıyorum…

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Onsuzluğun 1. Ayı

Bugün tam bir ay oldu o gideli, onsuz geçen tam bir ay…
Sanki geçmez gibi geliyordu, hayata devam edemem gibi…
Ama geçiyor işte zaman onsuz da yaşayabiliyorum, biraz eksik, biraz yitik ama yaşıyorum. Tam bir aydır hiç olmadığı kadar dostlarımla vakit geçiriyorum, mümkün olduğunca yeni insanlarla tanışıyorum, iş arkadaşlarımla takılıyorum ve her konuda ilgili bir anı geliyor aklıma, onu anıyorum herkesi bıktırana kadar. Geçecek ama biliyorum sadece biraz zaman, bırakacağım onu her gün anmayı sadece aklımda kalacak her şey kelimelere dökülmeden, her hatırladığımda sadece benim içimden geçecek bir hüzün dalgası.
Dün de işteki 1. ayım doldu, neyse ki kafamı meşgul edecek kocaman bir uğraşım var artık gün boyu kafam yoğun sürekli çalışıyorum bir de bolca fazla mesaim oluyor. Geçiyor yani zaman bir şekilde, ama her gece eve gelmek ve anılarımızın olduğu onca eşya arasında başımı yastığa koymak yok mu, işte orada bitiyorum ben. Rüyalarıma geliyor, ağlayarak uyanıyorum bazen, sabahları ise aklıma gelen ilk o oluyor bir ömür görmeyi istediğim yüzü uyandığında ilk kim görüyor? Gözlerim doluyor her sabah güne başlarken, ben görmüyorum bir başkası görüyor diyorum ve yoğun bir günün akışına atıyorum kendimi. Zaman acıyla dolu olsa da geçiyor yani. “Bir ay mı, oldu mu o kadar bak nasıl da geçiyor zaman.” diyenlere dediğim gibi bir de bana sorun nasıl geçiyor o zaman… Sanki üstümden geçiyor zaman, beni paramparça ederek çıkartıyor sanki onu yavaş yavaş içimden.
Bir de haftasonları var tabi sanki hiç geçmiyor, kahvaltı yapmıyorum mesela artık çünkü hayatımın en güzel kahvaltısı onunla birlikte hazırladıklarımızdı. Onsuz bir cumartesi ve pazar hiç geçmek bilmeyen 2 gün gibi ve o benimle değil bir başkasıyla yapıyor belki de kahvaltılarını. Canım acıyor işte başkasıyla olduğunu düşündükçe ama sürekli hatırlatıyorum kendime “O seninle mutlu olmak istemedi bir başkası olsun istedi ve başkalarıyla mutlu anlıyor musun, devam et hayatına küçük aptal kimse acımıyor sana sen de acımaktan vazgeç…” Başkalarıyla mutlu olduğunu düşündükçe kıskançlık nefret bütün duygular birbirine karışıyor içimde ama asıl acı olanı ne biliyor musunuz? Her şeye rağmen hala seviyorum ben onu… Tam bir aydır azalmadan sadece üstünü örterek, yerine saçma sapan anılar koymaya çalışarak seviyorum Cio Çocukumu…

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Dua İle...

Deli gibi aşık olduğum adam abaza gibi etrafa saldırıyor çok yüksek ihtimalle, sever mi onları benim gibi bilmem ama bildiğim bir şey var şu an soğuma ve nefret aşamasına geldim. İçimde hissettiğim tek duygu ben mahvolurken onun hayatına devam etmesine duyduğum kin. Kahrolsun istiyorum benim gibi ölmesin ama sürünsün. Benim tanıdığım o cool, dürüst adam nereye gitti acaba? Benim yanımdaki karakterli halini o da özlüyor mudur acaba? Ne hali varsa görsün biz bir ilişki yaşadık nedenleri sonuçları konuşmayacağım ama beni kullanıp atan o olduğuna göre önce ben mutlu olmak istiyorum, ben mutlu olamadan her işi ters gitsin istiyorum. Çünkü ben mutsuzluktan öleceğim sanki, intiharın eşiğine insanlar nasıl geliyor bunu şu an sonuna kadar hissediyorum. Tek bir duayı tüm gün ediyorum, “Allah’ım zerre kadar umurunda olmadığım şu adamı çek al kalbimden, bana öyle birini yolla ki iyiki o beni bırakmış da böyle bir aşka kavuşmuşum diyebileyim. Öyle iyi birini yolla ki ruhumun tüm karanlık yanını geride bırakıp onunla ölene kadar mutlu olayım. Öyle biri olsun ki iyi bir kul, iyi bir evlat, iyi bir eş olmama ve iyi bir anne olmama vesile olsun. Ondan öyle farklı ve öyle ona benzer olsun ki hayatımın bütün eksik yanları onunla tamamlansın. Aynaya her baktığımda olduğum kişiden ve yaşadığım hayattan en ufak bir vicdan azabı duymadan umutla dolayım. Yardım et Allah’ım…”

21 Temmuz 2013 Pazar

Terkin Her Türlüsü

Hep giden ben oldum, dedim ya bağlanma sorunum vardı onu tanıyana kadar. Gelecek göremedim kimseyle, zaman bile yavaşladı çoğuyla ve ben her seferinde yapacak çok işim gidecek çok yerim var mottosuna sığınıp bıraktım gittim. Her gidişimde canım yandı benim, bu kez olur belki diye başladığım her ilişkide karşımdakinin kalbini kırmış olmam vicdanımda kocaman yaralar açtı. Ben sonra bir karar verdim ilişki yaşayamadığımı bağlanamadığımı en başından söyleyerek başlayacaktım bundan sonra yaşadığım her şeye. Başladım da en başından biliyordu benim problemlerimi, ama kahretsin ki senden hoşlandım dedi ve ben ilk kez delice bir çekim hissediyordum birine. Benim bütün ezberimi bozan adam dirensem de düşmemek için aşka beni yendi işte. Çok sancılı bir süreç sonrası o da tam istediğim gibi olduğu anda, bu sefer de onun kafasında problemler başladı. Defalarca terk etti beni, üstelik benim terk edişlerimden de çok daha acımasızca. Hep git dedi, hep seks için geri çağırdı ve ben zaaflarımın peşinde hep onun yanında buldum kendimi. Son bir yıldır tüm zaaflarımı kullandı ve ben de tam ona bağlanmışken defalarca oynadı benimle. Seni seviyorum dedi sesi bile titremeden ben her seferinde inandım iki gün sonra terk edildim, kalbim ruhum her şeyim paramparça oldu benim, o adamın elinde. Oysa benim her terk edişimde vicdanım rahatsızdı, ben umarım çok mutlu olur benden çok daha fazla hak eden biriyle diye dua ederek gittim. Gittikten sonra bile uzaktan kontrol ettim normal hayatına döndü mü diye. Ben her birini terk edişimde geceler boyu vicdan azabıyla gözyaşı döktüm. Keşke bırakılan ben olsam da acı çeken ben olsam dedim sanki terk ederken daha fazlasını çekmiyormuşum gibi. Ama başkaları ben gibi değilmiş, umursamazmış geride kalanın kırılan kalbini, incinen onurunu. İnsan yaşattığını yaşamadan ölmezmiş ya ben yaşattıklarımın hep daha beterini yaşadım. Terk edildim ben bir adam tarafından hem de defalarca, tüm suçu bana yükledi ve en ufak bir vicdan azabı bile çekmeden gitti. Affedemeyen hiç devam etmezdi karşısındakini kullanmak için ama o bile bile bir yıl benimle oynadı. Her seferinde çağıran adam bu kez sadece seks için arıyor beni ve gayet yüzsüzce söylüyor bunu yüzüme. Ne çektiğim acı umurunda ne de beni yavaşça öldürdüğünü görüyor. Keşke benim sahip olduğum vicdanın onda birine sahip olsaydı. Ben terk edilen olsaydım yine ama terk eden de en azından benim yarım kadar vicdanlı olsaydı. Ama insan yaşattığını yaşamadan ölmezmiş, ben göremesem de dünya gözüyle inanıyorum ki o da bir gün görecek seven birinin kalbiyle umursamadan oynamak ne demek…

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Kayıp Ruhum

Acım hala ilk günkü tazeliğinde, iyileşmiyor da üstünü kapatıyorum, yok saymaya çalışıyorum. Dostlarımın çoğu çekti gitti çoktan da uzun zamandır aramadığım, onun erkek olduğu için potansiyel asılacak diye varsaydığı eski dostlarımla konuşuyorum bu aralar. Özlemişim muhabbetlerini ama söyledikleri şeyler hep aynı sen de hayatına devam et, o ediyordur eminim hem de uzun süreli bir ilişkiden çıkmış olmanın erkekleri düşürdüğü boşluk ile saldırıyordur etrafa. Bu halini hiç sevmedim diyorlar sonra senin muhabbetin eğlenceliydi, konuşurduk, eğlenirdik, diğer kızlar gibi değildin saçma sapan şeylere takılmazdın, alınmazdın, trip atmazdın. Değiştim diyorum onlara eski halimi hatırlamıyorum bile, ama yeniden öyle olmayı çok isterdim. Tek gecelik ilişkilerin adamını bana getiren belki de böyle farklı olmamdı, diğer kızlardan ne farkım vardı niye ben tek gecelik kalmadım sende dediğimde, seninle çok güzel vakit geçirmiştim, muhabbetin güzeldi o gece demişti. Beni ben yapan, diğer kadınlardan ayıran farklılıklarım vardı benim, rahattım her şeyi direkt söylerdim, alınmazdım, stratejik değil içimden geldiği gibi davranırdım, beklentim yoktu kimseden, vazgeçilmez bir gülümseme vardı yüzümde. O geldi hayatıma önce yavaşça bağladı beni kendine, sonra sırf o çok kıskanç diye kendimi geri çektim, yanlış anlaşılmaktan korktum. Erkeklere mesafe koydum, kız arkadaşlarımla ise derdimi bile anlatamadığımdan araya giren soğukluk nedeniyle koptum. Bir baktım ki sonra gülümsemem bile kaybolmuş bir tek onunlayken mutluydum ve gülüyordum, hayatımın en önemli parçası o olmuştu ve ben onsuz hep eksik hissediyordum kendimi. Bugün içimde oluşan boşluk tarif edilemez bu yüzden, beni ben yapan her şeyi yavaşça elimden alan adam gittiğinden beri ne eski ben olabiliyorum ne de yeni ben olarak yaşamaya devam edebiliyorum. Kayıp gibiyim, saçmalıyorum farkındayım, insanları irite ediyormuşum gibi hissediyorum sessizleşiyorum sonra nefes alamıyorum gibi geliyor yeniden başlıyorum konuşmaya. Saçma sapan bir insan oldum ne eskisi gibiyim ne de yenisi gibi, ruhum bir süredir kayıp benim…

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Yağmur Kız

Az önce dışarıdan geldim sırılsıklamdım duş aldım ve yazmalıyım bunu dedim bilgisayar başına oturdum. Malum ayın 15’i kirayı yatırmaya çıktım deli gibi yağan yağmura rağmen, bir sigara yaktım yürüyordum sokakta. Bir kız gördüm nasıl ağlıyordu sanki zaman kırılması olmuştu da ben ağlıyordum yine bir sokak arasında. Önce baktım sanane derse ne diyeceksin yürü dedim kendime sonra dayanamadım ona doğru yöneldim. Neden ağlıyorsun, ben de o kadar çok ağladım ki bu sokaklarda dayanamadım merak ettim dedim. Yok, yok bir şey dedi önce, yüzüne şefkatle baktım çünkü aynadaki kendim gibiydi. Konuşmaya başladı hıçkıra hıçkıra ağlıyordu ikimiz de sırılsıklamdık. “ Bana inanmıyor yapmadığım bir şey için, 4 yılımı verdim ben ona şu halime bak bir şey yapmış olsam içim acımayacak ben bir şey yapmadım ama inanmıyor nasıl canım yanıyor…” Siz de ıslanıyorsunuz beklemeyin isterseniz dedi yok  öyle yürüyüşe çıktım, ben de kısa süre önce terk edildim ve acı çekiyorum, aynı şeyleri ben de yaşadım dedim kısaca hikayemden bahsettim. 1 yıldır sayısız ayrılık yaşadık böyle sokaklarda çok ağladım ve bu kez gerçekten bitti her şey canım çok yanıyor benim de dedim. Öğrenci misin dedi hayır çalışmaya başladım kısa süre önce, bir yıl önce mezun oldum onun için Ankara’da kaldım ama o beni terk etti dedim. Birlikte ağladık tanımadığım kızla, donumuza kadar ıslatan yağmurun altında tireye titreye. Ailem dedi istemiyor onunla olmamı babam defalarca dövdü beni, bana mısın demedim çok aşığım ona. Aşık oluyoruz ama karşı taraf aynı şeyi hissetmeyince olmuyor belki de biz kaderi zorluyoruz, ben bıraktım zamana sen de bırak istersen dedim, yaşayamıyorum onsuz dedi. Benim geçtiğim aşamaların hepsini geçmemişti henüz belli. Ben de onsuz yaşayamıyordum güya ama işte bir şekilde yaşıyor insan biraz ağlak, biraz yalnız, biraz parçalanmış, biraz yitik… Nefes alamıyorum sansa da çokça yaşamaya devam ettiğine göre alıyor insan.
Ne kadar oldu bırakalı dedi, 3 temmuzdaydı dedim gözlerim dolu, çok yeniymiş dedi gözleri daha da doldu. Defalarca aldatıldım ama ben ondan hiç vazgeçememiştim, o benden geçti dedim, mecburen kabullendim. İçimdeki kocaman boşluğa rağmen yaşamaya çalıştığımı, o başkalarının kollarına koşarken benim ne denli acı çektiğimi ama baş ettiğimi anlatıyordum tam, sevgilisi geldi bin arabaya diye kızdı inanın bu da çok tanıdıktı. Tanıştığıma memnun oldum istersen gideceğin yere bırakalım dedi, gerek yok yürümek iyi gelir acıya, ben de memnun oldum dedim, ağlayarak arabaya bindi ve ben de yürümeye devam ettim. Hiç tanımadığım, adını bile sormadığım bir kız dünyada bu acıyı tek çekenin ben olmadığımı hatırlattı bana. Gözyaşlarımı yağmurlar arasına gizledim. Aşk diye düşündüm tek taraflı olunca yetmiyor biri hep daha az seviyor ve çok sevenler hep çok yanıyor... Islak ve buz gibi bir halde tam eve girerken dinlediğim şarkı buydu:


12 Temmuz 2013 Cuma

Unutacağım Seni

Evet hala seviyorum seni, evet hala bayılıyorum tenine, evet hala gel dersen tutamıyorum kendimi, evet hala minicik de olsa bir umut bekliyor içimde seni, evet yaşatıyor hala bir yanım bizi ama bir gün, işte bir gün geldiğinde ben de senin gibi yavaşça kayacağım başkalarına doğru. Susuyorsam hissetmiyorum mu sanıyorsun başkalarının kollarına koştuğunu? Geliyorsam hala kanatıyorsam yaralarımı, iyileştirmeden sonuna kadar mikrobunu salmak istediğimden bilmiyorsun. Ve ben yeniden seveceğim, yeniden başlayacağım ama ben bu kez tenimi ve bedenimi içimden geldiği gibi sunmayacağım, emin olmadığım hiçbir aşka. Sende çok şey bırakmış olabilirim ama derslerimi aldığım kesin. Bu da bana senden kalan son ders olsun, ben artık sevmediğim, sevilmediğim hiçbir yerde ne bedenen ne ruhen varım…
Unutacağım seni artık benim olmayan teninde, işte o gün ruhum tamamen özgür artık…

11 Temmuz 2013 Perşembe

Önce Rüyamda Bitmişti

Aslında hazırlıyordum ben kendimi hatta olacağını öngördüğüm gelecek hayalim rüyama bile girmişti bir kez de manyak mısın sen bunu mu planlıyorsun kafanda der diye hiç bahsetmemiştim. Ayrıldıktan sonra Ankara’da yaşayamayacağımı bildiğimden kendimi İstanbul’da görüyordum rüyamda, bir gün bir yerde karşılaşıyorduk neresi olduğunu ben de bilmiyorum onun yanında bir kadın vardı öyle çok güzel değil normal güzellikte herhangi biri işte. Benim için başka birisi olması yeterli bir iç acıtıcı sebep zaten. Ben sarhoştum rüyamda tökezleyerek yürürken onu görüyordum bir anda ve elini tuttuğu kadını. Karşı karşıya geliyorduk, gözlerim doluyordu ve bana nasılsın diyordu, soğuk, halime acır gibi bir sesle. Her şeyimi kaybettim diyordum ailemi, kardeşimi kaybettim, abim de benimle görüşmüyor. Rüyamda ölmüşler gibi bir acı hissediyordum böyle diyince. (Nasıl acıtasyon yapmışım kendime rüyamda aman Allah’ım, Allah göstermesin yokluklarını) Kendimi ise uzun zamandır hissetmiyorum zaten diyordum, gülümsüyordum saçma sapan tıpkı gerçekten sarhoş bir insan gibi. Sonra nasıl oluyorsa tanımadığım insanlardan oluşan kalabalık masalarına dahil oluyordum bir anda, beni eski bir arkadaş diye tanıtıyordu o kadın dahil herkese, ben de bozuntuya vermiyordum. Benimle ilgili sorular soruyorlardı, özellikle de yanındaki kadın ve ben hayat hikayemi anlatıyordum, en net hatırladığım ise bir zamanlar deli gibi aşık olduğum adam beni bıraktı, gitti o şimdi mutlu başkasıyla, ama benim hayatım hep b.k gibi gitti diyişim. Sahi kabul etmek istemiyordum ama mutlu görünüyorlardı sanki. Neden bu kadar içtin diyorlardı, hep içiyorum diyordum. Kariyer yapmışım sonra rüyamda ama diyordum para var da huzur yok, geceleri uyuyabilmek için hep içiyorum. Anılarımdan kaçmak için, unutmak için, özlememek için gidenleri… Gözlerine bakıyordum sanki benim sevdiğim adam değil ve gözlerim dolarken kayboluyordu herkes bir o, bir ben kalıyorduk. Mutlu olmana sevindim en azından hayat sana adil davranmış ben sevdiklerimi kaybetmeye öyle alıştım ki korktum başkasını sevmeye gibi bir şeyler diyordum sonra da sağlığım da iyi değil artık hala korkuyorum yalnız ölmekten. Şefkatini hissederek uyanıyordum rüyamdan. Nasıl etkilenmiştim, gerçekten gözüm yaşlı uyanmıştım o gün, o yüzden çok net hatırlıyorum ne yazıkki L
Evet anlatırsam gerçek olur diye korktum rüyamı ama onun tamamen gittiğini bildiğimden rüyam birkaç gündür hep aklıma geliyordu, saçma ama bir rüyaya inanmak o başkasını sevecek ben hep yalnız kalacağım diye korku sarıyordu içimi. O yüzden paylaşmak istedim. Ve dileğim Allah yaşatmasın rüyamı, ne ailemin kaybını ne de yıllar sonra da mutsuz ve yalnız olduğum bir hayatı… Sizler de dileyin benim için gerçek olmasın hiç biri L Ailemin hayatta olduğu ve benim bir gün başka biriyle mutlu olduğum bir hayat diliyorum kendime, o da kendi hayatında mutlu olsun inşallah…

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Biz Artık Yokuz...

Hayatım boyunca hep bağlanmakla ilgili bir problemim olmuştu, hep ilgi bekler kendimden bir şey vermezdim. İlişkide heyecan isterdim sürekli, değişiklik arayışındaydım bu yüzden sadakatle ilgili ciddi problemlerim vardı. Bundan dolayı kendimden nefret ediyordum, vicdanım hiç rahat etmiyordu ve aldattıktan sonra devam edemeyip ayrılıyordum hep. Bir süre dingin bir hayat istiyor sakin düzgün bir adam buluyor sonra onu da bırakıyordum. O yüzden bir gün karar verdim hayatımı yalnız geçirecektim tek başıma kalmaktan, ilgisizlikten çok korktuğum halde ve hiç evlenmeyecektim. Bu kararımı verdikten sonra saçma sapan bir ilişkinin içinde buldum kendimi, sonra bir bakmışım sarhoş bir gece bekaretimi kaybetmişim. Ondan sonra da iflah olmam sanıyordum işte. Psikolojim göçmüş, hayatım dağılmış haldeydi. Ama sadece bir buçuk ay sonra o karşıma çıktı tekrardan. Uzun zaman önce bir gece kalabalık bir şekilde dışarı çıkmıştık, o gün aramızda bir çekim vardı ama gerisini getirmemiş muhabbeti kesmiştik. Psikolojimin kötü olduğu o günlerden bir gün onun yazmasıyla muhabbete başladık Facebook üzerinden. Birkaç gün sonra da yüz yüze görüşmeye karar verdik.
2 yıl önce 18 Mayıstı, ertesi gün tatil diye seçmiştik o günü benim finallerimin öncesi olmasına ve hala devam eden saçma sapan ilişkime rağmen. Tunalıda buluşmuştuk, muhabbetinden nasıl da zevk almıştım. Bütün gece korkularımdan ve hayattan bahsetmiştik, tam olarak sevmediğim biriyle olduğum için pişman olduğumu ama bırakmaya da korktuğumu, ailemin yüzüne nasıl bakacağımı bilemediğimi anlatmıştım ona ve o da kendinden örnekler vermişti bana. Gecenin sonunda şaraptan başım dönüyordu ve karşımdaki adam başımı daha da döndürüyordu. Hep ilgimi çeken fırlama tiplerden ama aynı zamanda konuşmasından fark edilen bir olgunluk hali. Etkilenmiştim işte. Hiçbir şeyi umursamadan gittim evine ilk sevişmemiz öyle müthiş değildi ama onda beni çeken bir şeyler vardı. Çırılçıplaktık uyandığımda yatağında ve ben ilk kez bir yerden kaçıp gitmek istememiştim, bir ten bu kadar çekebilir miydi beni? Ve aramızdaki tutku arttıkça da seks daha zevkli hale gelecekti bilmiyordum o zaman. Sonra yaz boyu görüşmeye devam ettik, evde yalnızdım ve ramazanda yemek yapıp davet ediyordum onu iki güne bir, hep geliyordu. Sadece evde takılıyorduk ve ben ona bağlanmaktan deli gibi korkuyordum. Biz sadece takılıyoruz bu bir ilişki değil diyordum kendi kendime ve sonra o benimle sevgili olmak istedi. Ama ben hep korkmaya devam ettim, günübirlik ilişkiler yaşayan bu adam bana hiç mi hiç güven vermiyordu. Çok kısa süredir birlikteydik korkuyordum ama bağlanıyordum ona ve o aralıkta askere gitmek zorundaydı. En kolayı askerdeyken yokluğuna alışmışken kurtulmaktı ondan, ben onu aldattım ama yine de vazgeçemedim. Öğrendim ki o da her çarşı izninde internet kafeye gidip kızlarla konuşarak aldatıyormuş beni. Vicdan azabından dolayı geldiğinde ayrılmak niyetindeydim ama yapamadım. Bambaşka bir adam gelmişti, işte şimdi istediğim gibiydi, her şeyi mahvedeceğimi bile bile itiraf ettim ona ben hep dürüsttüm çünkü. O da itiraf etti ben affettim, o ise beni hiçbir zaman affetmedi, tam 1 yıldır sürekli olarak aldattı beni ve her seferinde beni suçlayıp hatamdan dolayı terk etti. O bencildi ne yazıkki benim ona verdiğim önemi hiçbir zaman bana verememişti. Bir yıl boyunca hep denedi benimle olmayı ama kafasında oturmuyordu hiçbir şey ve bu da beni kullanmak oluyordu. Çok seviyordum onu, ilgileniyordum, maddi manevi her zaman destektim ona, tüm hayatım oydu öyle çok önemsiyordum onu. Ama biliyordum o hep en başından beri gitmeye hazırdı, ben kendime itiraf etmekten hep korktum. Alıştığı hayat tarzından çok uzaklaştırmıştım onu o günleri, özgürlüğünü özlediğinin farkındaydım ama öyle o olmuştu ki hayatım, öyle her şeyimdi ki kaybetmekten ölümüne korkuyordum onu. Aldatıldım, terk edildim yine de her seferinde o arayınca koşa koşa gittim, dibinden ayrılmayınca hiç bırakmayacakmış sanki beni gibi. Hayatım boyunca ilk kez birine zaafım vardı, kimseye bağlılığı olmayan bünyem onda aşkı ve bağlılığı öğrenmişti ama çok geçti. Onun da dediği gibi temelleri sağlam değildi bizim ilişkimizin, bugün her şey ne kadar güzel olursa olsun, ne kadar mutlu olursak olalım gitmişti. Hala sevsek de birbirimizi, kıskançlığımızdan ölsek de biz yokuz artık 3 Temmuz’dan beri. Tam bir haftadır onsuz nefes almaya çalışıyorum, canım yanıyor bazen ağlıyorum bazen dalıp gidiyorum, ama yok o gitti, olmayacak bir daha diyorum kendime. Başka bir hayatta başka şartlarda korkularımız olmadan tanımayı dilerdim onu. En başından aşkından yanmaya razı olmak isterdim. Ama olmadı… Ya da silmek isterdim hafızalarımızı, sıfırlamak isterdim her şeyi. Yeni baştan flört etmek, tanımak, aşık olmak, tenini keşfetmek ama hiç bırakmamak elini. Yine de isterdim başka bir şehirde onunla yeniden başlamayı. Yeni dostlarla, yeni bir ortamda sanki öncemiz yokmuş gibi, herkes öyle bilsin isterdim ve bir ilişkinin aşamalarını en baştan yaşamak isterdim. Biraz zaman tanısın kendine yalnız kalsın sonra da gelsin çeksin alsın beni bu cehennemden isterdim ama biliyorum ben her şeyi unuturum, sıfırlarım ama o unutmaz asla L
Her ayrıldığımızda hayırlısı olsun diye dua ettim, birlikte olabileceksek çok uzamasın Allah’ım bu ayrılık dedim. Hiç uzamamıştı, ama bu kez başka ben seninle hiçbir zaman evlenmeyeceğim diyerek gitti, bana hayatım boyunca ilk kez evlilik hayali kurdurabilen adam. Bir ömür onu seveceğim derken şu an yapayalnızım hayatta ve ben artık ne eski hayatımı hatırlayabiliyorum ne de onsuz bir hayatın hayalini kurabiliyorum. Onun yanında başkasını göreceğim güne bile hazırlıyorum kendimi de kendi yanımdaki kareye bir başkasının hayalini bile koyamıyorum. Sanki bir ömür yalnız ve mutsuz olacakmışım gibi hissediyorum, bir daha kimsenin teni tenime değmesin hep böyle kalayım istiyorum. Daha gençsin diyorlar bilmiyorlar ben bundan sonraki yıllarımı bile bıraktım sanki onda. Unutmam öyle uzun bir zaman alacak gibi gözüküyor ki önümde. Özlüyorum güzel gözlümü, çok özlüyorum ama hazırlıyorum kendimi o artık benim değil bir başkasının olacak ve ben umudumu kesene kadar hep onu bekleyeceğim. Bundan sonra da onu unutmadan kimseyi hayatıma sokup ahını almaya niyetim yok, yalnızlığımla yaşamayı öğrenmem gerek…

7 Temmuz 2013 Pazar

Kırdı ve Gitti...

“Hayatının geri kalanını birisiyle geçirmek istediğini anladığın zaman, hayatının geri kalanının mümkün olduğunca çabuk başlamasını istersin.” (When Harry Met Sally)

Peki o hayatının geri kalanını seninle yaşamak istemiyorsa, o zaman ne yaparsın? Sadece ağlar ve gidersin geldiğin yere. İlk kez biriyle hayatını geçirebileceğini düşünmüş biri nasıl gider peki bunu hiç düşündün mü? Hayır sanmıyorum sen hep bencildin işte, öylece bıraktın gittin beni ne olacağımı hiç düşünmeden. Umursamadan çaldın son bir yılımı sayısız ayrılıklarımız sonunda hep sen dedin bana özledim gel diye ve zaafım vardı sana deli gibi aşıktım anlıyor musun, ondan geldim her seferinde koşa koşa. Kendin gibi duygusuz sanıyorsun beni ama ben öldüm anlıyor musun hep içten içe bildiğim ama öğrenmek istemediğim o sözcükleri duyduğumda. “ Ben seninle evlenmeyeceğim, ayrılmak istiyorum, seni geleceğimde göremiyorum. Sen bana güvenmiyorsun ben de sana güvenmiyorum, sen beni aldattın, ben bunu unutamıyorum…” Kafamda yankılandı evlenmek istediği kişi ben değilim belki bir başkası. Biliyorum şu an sende atlatamıyorsun, şimdilik düşünmek için erken ve ondan bana ben evlenmeyi düşünmüyorum kimseyle diye yalan söylüyorsun ama bir gün isteyeceksin ve o kişi ben olmayacağım canım nasıl yanıyor biliyor musun? Neden oynadın benimle 1 yıl boyunca, neden umut verdin, hayal kurdurdun bana derken; pişkince o da benim hatam olsun senin hatan gibi dedin ya nasıl parçalandım biliyor musun? Kimse kimseyle bu kadar oynamamalı oysa aşkından kör olmuş da olsa senin için her şeyi yapacağını bilsen de insansan eğer kıymamalısın ona bu kadar acımasızca. O kişi ben olduğum için değil insan olmanın gereklerinden dolayı yapmamalısın. Hiç mi vicdanın sızlamayacak bir gün sen çok mutlu olduğunda beni böyle umursamazca yıkıp gittiğine? Kendime güvenimi, erkeklere güvenimi, tüm hayatımı alıp gittiğini bilmeyecek misin, peki ya yeniden sevmemin çok zor olduğu hiç mi aklına gelmeyecek? Ölüyorum ben her gün biraz daha, gururum işte o geri geldi, dün gece aradın gel sevişelim dedin ve gelmedim ya işte artık izin vermeyeceğim beni anlık zevklerine kurban vermene. İlk kez istemedim seni midem bulandı senden anlıyor musun, bütün erkekler gibi nasıl karşımda seks için küçüldüğünü hissettim. O artist tavırlarınla git dediğin kadına telefonda lütfen derken minicik kaldın gözümde. Ama yine de ben seni affetmeye çalışıyorum bugün değil belki ama bir gün bana gerçekten değer veren birini seversem işte o zaman iyi ki beni terk etmiş diye teşekkür edeceğim sana. Eğer ben senin yüzünden bir daha kimseye güvenemez ve sevemezsem işte o zaman içimden ettiğim tüm beddualar çıksın senden, çünkü sen bunu hak ettin. Ve hala mesajımda dediklerim geçerli:
“Hiç hayalini kurmadığım uzun ilişkilerden, hiç istemediğim evliliklerden, hiç bakmadığım gelinliklerden, hiç sevmediğim ve istemediğim çocuklardan, hiç sahip olamayacağıma inandığım düzenli hayattan, hiç hissetmediğim aitlikten sen sorumlusun; hepsinin hayalini kurmama neden olup yine hayallerimde teker teker öldürdüğünden. Benden çaldığın zamanın ve kurdurduğun onca hayalin kırıkları da bir ömür batsın sana, nasıl olsa kalbime batması kadar yakamaz canını. Bir daha da kimseyle oynama bu kadar, günahına girme. …’ya (yakın bir arkadaşım), o kadına da hak veriyorum derken kendime bile itiraf edememiştim ama ne farkım var ki ondan seviyorumlara inanıp yıllarımı verirken, bir gülüşüne bütün hayatımı ortaya sererken. Ben de sadece sevdim onun gibi aldatıldığımı, evlilik hayallerinde olmadığımı, bir gün terk edileceğimi bile bile. Aşıkta gurur yoktur ama ben yine de bir gün köşeme çekilip seni uzaktan sevmeyi becericem, bunu da kendim için değil senin için yapıcam. Ama bugün içim yanarken konuşmama tahammül et en azından bunu borçlusun bana.”

p.s: Bu değildi aslında derdim, çok başkaydı, birlikte yaşadığımız evi boşaltışımızı anlatacaktım ama karşımdaki insan o kadar şerefsizce planlamış ki her şeyi önce anılarımız olan evden çıktı sonra beni kolayca terk etti. Üstelik daha önce de bıraktı beni ama bu kez bambaşka görünüyor çünkü bu sefer benim de gururum tarif edilemez bir şekilde kırıldı…

p.s 2: Candan Erçetin’e bayılırım yeni albümü de çok hoş olmuş, sanki bütün şarkıları benim hayatımdan kesitler taşıyor, iyi geldi bunu yaşayan tek ben değilim dedim. Şu an dinlediğim de bu yazının şarkısı olsun.



2 Temmuz 2013 Salı

Sorma

Tarifi imkansız sıkıntılar içindeyim, sebebini bir ben biliyorum da anlatmaya mecalim yok… İçimde kat kat sıkıntı, boğuluyorum. Bugün kendimi kirli, yitik, eksik ve yetersiz hissediyorum. Hep hayırlısı diyorum ama kaderim bazen bana çok ağır geliyor. Çünkü bazen hayat sadece nefes almaya çalışmak… Yazacağım elbet ama bugün değil…

14 Haziran 2013 Cuma

Sen Kaybolunca Ben...

Bazen bir şeye kızıyor, buzdan duvarlar örüyor aranıza ve sen anlamlandıramıyorsun bu uzaklığı. Hani bilsen sebebini bir şey yaparsın. Soruyorsun “Ne yaptım, niye soğuksun bana?” cevapsız kalıyor o an en basit sorular bile. Çaresiz kalıyorsun o buz gibi soğuk duvarlar karşısında ve susuyorsun mecburen, yeniliyorsun karşındaki adamın diktatörlüğüne. İnsan uykusunda bile devam ettirir mi tribini? O ettiriyor her gün yaptığımız gibi arkamdan sarılıp beni kolları arasına almıyor, dönüp kıçını yatıyor ve uykusunda bile ben sarıldığım zaman itiyor. Seven insan nasıl bu kadar itebilir ki sevdiğini, nasıl böylesine yüzünü döner ona? Sevdiğinden anlık olarak vazgeçer mi insan? Saatler geçiyor bazen de gün hiçbir şey yokmuş gibi devam ediyor hayatımıza ve bu sefer de ben gergin oluyorum. Anlamadığım bir sebepten çektirdiklerinin gerginliğini ben bırakamıyorum bu sefer de. Her seferinde uzuyor olay ama hiç çözüme kavuşmuyor, ben o buzdan duvarların ne sebebini öğrenebiliyorum ne de nasıl bir anda eridiğini. Hani itiraf etmişti ya “Bazen soğuyorum senden sarılmak öpmek bile istemiyorum, sebebini de bilmiyorum.” galiba o günler bu günler. Kendinin bile bilmediği bir sebepten aramıza kilometreler sokuyor ve ben hiç aşamıyorum. İlişki yaşamak bir yolda birlikte yürümekse ve her zaman yanında olan adam bir anda kaybolup belirsiz bir süre sonra yeniden beliriyorsa yanında nasıl güvenle yürüyebilirsin ki o yolda? Hep güvensiz ve korkak olmam bu yüzden, ben deli gibi aşık olduğum, gözümün önünden bir saniye bile ayırmak istemediğim adamı bu kadar sık kaybedip bulduğumdan korkuyorum…
Haykırmak isterdim ona: “ Sen kaybolunca ben ölüyormuşum gibi hissediyorum!”

10 Haziran 2013 Pazartesi

Şimdi Ne Olacak?

Giderayak en kötü günlerini görsem de Ankara’nın uzatma aldım memlekete dönüş için, 2 ay daha iş arıyor bu işsiz mühendis ve yine olmazsa tıpış tıpış topluyor evini L Bunu şu an düşünmek bile istemiyorum, evet kesinlikle istemiyorum. Ahhh Ankara bırakamıyorum ki seni, oysa bu aralar 70’lerin sonu, 80’lerin başı gibi buralar. Sokağa çıkmaya korkuyoruz belli bir saatten sonra, dışarıdaysan eve dönemiyorsun evdeysen de dışarıya çıkamıyorsun. Sevgilimin evi Kızılay’a yakın olduğundan mülteciler gibiyiz bu aralar. Bazen benim evimde kalıyoruz, bazen onun evine erkenden girip yiyecek depolayıp kapanıp kalıyoruz. Sokağımıza kadar biber gazı yakıcılığı geliyor bazen, eylemlere katılmadan bile 2 kez biber gazı yedim düşünün. Bir de o ambulans sesi var ki şu an bile duyduğum, korkumu katlıyor, sanki benim bir sevdiğimin canı yanmış gibi oldum olası korktum o acı siren sesinden. Şimdiye kadar biz bağırırken susanlar konuşuyor şu an, sahi kim bastı bunların düğmesine, kim oynuyor bu kirli oyunu? Artık kesinlikle eminim ki PKK bitti yeni bir karışıklık başlatılıyor güzel ülkemde.  Siyaset ise sarpa sardı, inada bindirdi işi artık bizleri yönetemeyen o adam. Dün saçma sapan Ankara’nın her köşesinde durup konuşma yapacağına üstelik alakasız şeyler söyleyeceğine yuvarlak şeylerle bu işi kotarsaydı eminim çok daha iyi olurdu. En azından mahkeme kararını gerekçe göstererek geri adım atabilirdi, ne sizin istediğiniz olsun ne benim adalete inanıyoruz madem adaletin dediği olsun demek bu kadar zor olmasa gerek. Korkuyorum yarından, bizim gibi saf ve iyi niyetli gençlik sadece mizahla idare edebilir mi ki bu kirli işleri? Gençlik işte, daha kendi hayatını bile planlayamazken bu ülkede izin verirler mi koskoca ülkeyi yönetmemize? Bir genç olarak şundan eminim ki benim hayatım bile bana kalmıyor çoğu zaman.
Sevgilim ise ev arkadaşı ile yeni eve çıkıyor temmuzda, burada işler hiç istediğim gibi gitmiyor kısacası. Zaten girdiğim İngilizce sınavında da s.çtım, evdeki hesaplar dışarıda olup bitenlere uymuyor. Kısacası sokakta korkutucu şeyler oluyor geleceğini öngöremediğim ve korktuğum, evde ise sonucunu bariz gördüğüm ama gözlerimle görmek istemediğim korktuğum şeyler oluyor. Tek bir şey kafamda dönüyor şu an: Şimdi ne olacak benim için, hepimiz için?

7 Haziran 2013 Cuma

Mizahı Seven Halk

Günlerdir gidip gelip cümleler ekliyor, çıkartıyor, bazılarını yeniden yazıyorum ama sonunda bitirebildim sanırım. Bize apolitik olmak öğretilmişti büyüklerimizden, fikirlerini aşılamış yine de kendimize ait fikirlerimiz de olsun, bağnaz kalmayalım diye okumaya teşvik etmişlerdi bizi ve eklemişlerdi asla söyleme bizim dışımızda birilerinin yanında diye. Fakat bu kadar susmak yeter, kendi aramızda sürekli konuştuğumuz şahsi düşüncelerimi yazamayacak kadar duyarsız kalamazdım…
Bir tane ağacı kesmeye kıyamayıp evin ortasından çıkartan bir dedenin torunuyum. Babaannemden dinledim hep yatır var herhalde diyip insanların dua etmeye kalkmasını ve yatır filan yok bacım burada diyip insanları göndermelerini. Dedemin ağaç sevgisine bizzat şahit olarak büyüdüm ben, evinin balkonunda her ikindin vakti izlediği kavaklığı yüksek binalar dikmek için keseceklerini duyduğu için üzülüşünü gördüm. Söyleyemedik biz dedeme yaşlılıktan artık gidemediği ama özlemle sorduğu, o kendi elleriyle dikip büyüttüğü köydeki bahçemizdeki kayısı ağaçlarının onun ömrüyle birlikte tek tek kuruduğunu. Utandık çünkü vakitsizlik bahanesiyle gidip bakamadığımızdan ağaçlarımıza. Ağacı sevmeyen insanı sevemezdi ben bunu kocaman kalbi olan, mavi gözlü iri yarı dev adamdan, rahmetli dedemden öğrendim.
Dinsiz solcu dediler bize, oysa biz Müslümanlığın gereği olarak gördük hak, eşitlik ve sosyal adaleti. Benim dedem defalarca hacıya gitmiş, beş vakit namazını kılan, orucunu tutan, parayla hiçbir işi olmayan o işleri karısına ve oğullarına devretmiş, hayatını hayra adamış insan sevgisi inanılmaz yüksek düzeylerde olan bir adamdı. Onlar dinsiz, ayyaş diye etiketleseler de Atatürkçüydü benim dedem. Oysa kim diyebilir ki dinsiz diye, ömründe ağzına alkol sürmemiş, cahil bir köylü gibi görünse de herkesten daha güzel dinimizi anlatabilen bu adama? Benim dedem onlara rağmen Atatürkçüydü, memleketine Atatürk trenle geldi diye koşup giden genç bir adamdı, üstü başı yırtık köylü diye hayran olduğu insanı göremeden kovulduklarında bile vazgeçmedi onu sevmekten. Ben hak, eşitlik, adalet ve laikliği her iki dedemden öğrendim ve ailemin geri kalanından. İnsanları yargılamamayı, etiketlememeyi, başkalarının düşüncelerine saygı duymayı… Ben onlardan insanı ve canlı olan her şeyi sevmeyi öğrendim.
Çam ağacı diktiğimiz gün hala hatırımda hastaydım midem bulanıyordu üşütmüştüm yattığım odadan fırladım duyunca kaçıramazdım ağaç dikimini, kendi ellerimle verdim ben çam ağacıma can suyunu. Can suyu vermek, can vermek bir şeye nasıl gurur vericiydi ve o an beni sokan arıya nasıl kinlenmiştim o hasta halimle yaşadığım güzel anımı sekteye uğrattığına. 2006 yılında hatırlayanlar bilir Selçuk’taki Meryem Ana Evinin etrafındaki ormanlar yandı ben orayı gezdikten birkaç ay sonra. Ben oraya döne döne tırmanırken ağaçları o kadar beğenerek izlemiş ve dillendirmiştim ki acaba benim mi nazarım değdi diye neredeyse ağlıyordum duyunca. Doğayı, ağacı ve insanı hep sevdim kısacası, her nerede olursa olsun. Antalya’daki oteller yapılırken kesilen ağaçlara kızdım ama yine de gittim ben o otellere tepkimi koymadım hiçbir zaman. Sevdim, üzüldüm ama sustum hep.

Gezi Parkı diyerek başladı her şey, ağaçlar kesilmesin diye ama bu görünen sebepti her şeyden önce. Bir şeye inanmıştı orada kitap okuyarak nöbet tutan insanlar, nasıl bir mantıktı ki sabahın 5’inde çadırları yakıp biber gazıyla saldırmak. Belki haklılar belki haksız önemli olan bu değil ki o insanlar ağaçları korumak ve o parkın anılarının bakım yapılarak yaşatılmasını istemişlerdi. Adı üstünde oradakiler insandı ve insanlıktan çıkmış tepkilere maruz kaldılar. Her şey bir kıvılcımla başladı yıllardır susan halk sonunda diktatörlüğe baş kaldırdı çünkü yaptım olacak tavrından bıktı bu insanlar. Onu destekleyenler bile tepki gösterdi çünkü insana karşı yapılan zulme sessiz kalamayacak kadar duyarlıydı o insanlar, hani din sömürüsü yapıyorlar ya hiçbir gerçek Müslüman sessiz kalamazdı insanın insana ettiğine. Ben bana oy vermeyen %50’nin de başbakanıyım diye gelip tam tersi onları hiçbir şekilde umursamayıp üstüne onları kışkırtarak kendi yandaşlarıyla sürekli karşı karşıya getiren, bundan rant sağlayan insanların karşısında, ilk kez uyandı halk ve farklı görüşlere sahip olmalarına rağmen kardeş olduklarını hatırladı. Takdir edemem yaptıklarını ama ikilik çıkartarak elini güçlendirme politikasını çok güzel bir şekilde yönetti başımızdaki adam.  Evet güzel şeyler de yaptı halk için, belki kötü şeyler de ama sonuç olarak demokrasiye inanıyorduk ve saygı gösterdik halkın seçimine. (Kendi şahsım adına hiçbir zaman oy vermedim başımızdaki insana ama hep saygı duydum halkımın seçimine, ben onu Başbakanım olarak gördüm ama o bizi hep oy vermeyen ötekiler olarak gördü.) Güzel şeyleri takdir ettik kötülere minik tepkiler gösterdik demokrasi sınırları içinde, ta ki bugüne kadar.
Hani ağacı kesmelerine bile dayanabilirdim ama insan insana yapar mıydı bu kadarını ben susamazdım artık. Ama meydanlara çıkmadım biber gazından korktuğumdan değil, saçma sapan ideolojisi bile olmayan hayatta kitap okumamış, hiç araştırmamış sorsan iki laf edemeyecek insanların heyecan arayışı ile sağa sola saldırdığı o ortamda yer alamazdım. Taksimde dayanışma vardı, her görüşten, her sınıftan, bir amaç için birleşmiş insanlar vardı, amaçlarının tam tersi şekilde ortalığın dağılmasına sebep olduktan sonra çöpleri kendi elleri ile toplayan vicdanlı insanlar vardı ama Ankara’da olaylar ilk başladığında göremedim ben onları. İnsan halktan birinin arabasını neden yakar, neden dükkanlara bilerek zarar verir, bu bizim amacımızla bağdaşır mı? Düzgün şekilde eylemini yapan biber gazından nasibini alan insanlar da vardı Kızılay’da ama benim ve diğer insanların gözünde holigan tavırlılara kurban gittiler. Onlar adına üzüldüm çünkü biz o, bu, şu değil halk olarak orada olmalıydık, o çirkin tablo yaşatılarak iktidarın ekmeğine yağ sürülmemeliydi. İnanıyorum ki yine de BAZILARI tarafından araya karıştırılmış olan bu provokatörlere geçit vermemek için ellerinden geleni yaptılar oradaki vicdanlı insanlar ama yine de her şey bittiğinde faturası herkese kesilecek eminim. Görüyoruz ki şimdiden olayı başka bir boyuta taşıyıp bizi birbirimize kırdırma amacı güdüyor başımızdaki adam. Asıl provokatör o ve hala gözü kör olmuş bazı insanlar köpeği ya da pengueni gibi onun peşinde öl de ölelim, yak de yakalım modundalar. Yine de ülkem adına hem çok üzgün hem de çok mutluyum. Hani o %50 oyu gördüğüm anda bile demokrasiye olan inancım ile umarım biz yanılmışızdır çünkü öngördüğüm gibi kötüye giderse her şey zarar gören bizim ülkemiz olacaktır dediğim gündeki o kötü günün geldiğini görüyorum ve üzgünüm ülkem adına. Ama mutluyum ülkem adına en azından artık bazı şeyleri görebiliyoruz. İnanıyorum ki o evde zorla tutulduğu sanılan %50’nin bile çoğu sokaklarda, elleriyle getirdikleri adamın alternatifsizlikten şımarıp bir diktatöre dönüşmesine dur diyorlar. Hepsi değilse bile bir kısmı bir köpek gibi saldır emri verildiğinde buna isyan edecek kadar aklı mantığı yerinde insanlardır eminim. Yıllar önce kendilerine çektirilen özgürlüklerinin kısıtlanması olayının şimdi ötekileştirdikleri biz oy vermeyenlere de uygulandığının farkındalar. Özgürlük ve hoşgörü sadece bize değil hepimize diyor bazı vicdanlı insanlar. O farkında değil ama biz ilk kez birbirimizi öteki olarak görmeyi bıraktık sadece bu ülkenin halkı olarak bir araya geldik, özgürlüğümüz, demokrasimiz ve geleceğimiz için hep beraber kardeşçe savaşıyoruz. Hep hayal edilen ama geleceğine hiç inanmadığımız o gün sonunda geldi ve ben ilk kez ülkemden bu kadar umutluyum…


p.s: Güzel ülkemin güzel insanlarının ve özellikle gençlerinin mizahi bir şekilde olaylara yaklaşımına hayran oldum. Onlar provokatör dedikçe verdikleri çiçekler, kandilde kandil simidi ayran ikilisi yiyip içmeleri, dans edip, şarkılar söylemeleri gerçekten harikaydı. Böyle bir bütünün parçası olmak gerçekten gurur verici J