tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

8 Kasım 2012 Perşembe

Sıcak Saatler



Dün benim için tam bir nostalji günüydü. Cio Çocuk’la nereden estiyse Deliyürek izledik birkaç bölüm, hatta her zaman sabah erken kalkacağım diye erken yatan insan çok geç yattı bu yüzden. O uyuduktan sonra benim de aklıma Sıcak Saatler düştü, kısacası dün Osman Sınav dizileri günüydü. Hazır geceleri uyuyamıyorken açtım ilk bölümden izlemeye başladım. O jenerik müziğini hatırlamak bile vurdu ilk andan. Dizinin ilk yayınlandığı yıl olan 1997’de ben henüz 8 yaşında olduğumdan ve o yıllarda evimizde sadece bir televizyon olduğundan o zamanlar izlememiştim bu diziyi. Öyle arada denk geldikçe parça parça izlemişimdir, daha sonraları ise tekrarlarından izlediğimi hatırlıyorum. Tabi bir de o zaman Mehmet Aslantuğ hayranı olmak için biraz fazla küçüktüm, sanırım kendisini dizinin son demlerinde keşfettim J Her ne kadar şimdi yaşlanmış olsa da hala ses tonuna hayranım ve bir de gamzesi gibi bir gerçek var ortada. Her zaman bayılmışımdır güzel gülen erkeklere üstüne gamze de eklenirse tadından yenmez. (Cio Çocuk kızma çünkü gamzen olmasa da gülüşünün bir numaralı hayranıyım bilirsin, hatta ben senin gülüşüne vurulmuştum ilk J) Zaten itiraf etmek gerekirse Bir İstanbul Masalı’nı da sırf onun için izlemiştim, her ne kadar benim için fazla yaşlı olsa da karizmatik adam, Allah karısına ve çocuğuna bağışlasın. Karısı demişken şimdilerde Arzum Onan’ı ne kadar soğuk bulsam, bu nedenle bana çok güzel gelmese de onu neden sevdiğimi de bu diziyle hatırlamış oldum. Kadın gülerken gözünün içi gülüyor nasıl sevimliymiş o yıllarda geri dön eski Arzum Onan, biliyorum hayat herkesten bir şeyler götürüyor zamanla ama siz nasıl güzel bir çifttiniz eskiden. Sanki aranızdaki elektrik diziden bile hissediliyor.
İlk bölümden başladım onlara bayılmaya, o ilk karşılaşma sahneleri yok mu “ Sen şimdi ağlarsın da” ve dalga geçer gibi bir gülümsemeyle çeker gider esas adam. Peki bu nasıl bir sözdür, o güzel sesten: “Avuçları toprak kokmayan insanlardan ben korktum ufaklık hep korktum…”  Bir de henüz oralara gelemedim ama sevdiğim bir sahne daha vardı Sedat Yalçın ve Cehennem Cevdet’ten:
Sedat: Hepsi gittiler cehennem, hepsi gittiler. Ne Yeşim kaldı, ne Melek ne de Buket.
Cevdet: Hava da gittikçe serinliyor.
Sedat: İçime kar yağıyor Cehennem bütün sonbahar yaprakları çürüyor.
Cevdet: Gidelim.
Sedat: Beni yalnız bırak.
Cevdet: Peki.
Sedat: Cehennem! Git onlara de ki Sedat Yalçın bir daha asla aşık olmıcak!
Her ne kadar nostalji rüzgarları içinde kendimden geçsem de tabiki dizinin çok komik yanları da var. Bir kere inandırıcılık sıfır herkes film replikleriyle konuşuyor, her an sevgi pıtırcığı modundalar, birbirlerine sarılıp durmalar, sorunsuz aile ilişkileri, yıllardır evli olup da her an aşk tazelemeye devam eden çifte sahip bu dizi biraz abartı tabi ki ama yine de sanki biz küçükken sıcacıktı tüm ilişkiler gibi geliyor insana. Belki de bu dizilerdi bana kendi dünyamı masal gibi gösteren; belki de o yüzden hep aşık olmak istemiştim, ailemin küçücük kızı olarak kalmayı şefkat içinde yaşamayı istemiştim, etrafım dostlarımla dolu her şeye rağmen gülelim istemiştim. Ama şimdi hepsi gittiler…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Fikrini söylersen yeni bir şey öğrenirim,
Küçük bir bağ kurarız hiç tanışmadan,
Farklı birinin hisleri hakkında bilgi sahibi oluruz,
Hiçbir şey olmazsa biri yazdıklarımı okudu diye mutlu oluruz,
Ya da en kötü ne olabilir ki içinden geçeni söylersen?