tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

27 Kasım 2012 Salı

Yiyememek

Tanımadığım insanların yaptığı yemekleri ya da pastaları yiyememek gibi bir sorunum var. Restoranda ortam temiz ve düzgün görünüyorsa yiyorum bir güzel, nasıl olsa kontrol ediliyor böyle yerler diye ama milletin evini nereden bileyim ben. Yapan kişiyi tanısam hal ve hareketlerinden, en azından tuvalete filan girerken gösterdiği titizlikten tahmin ettiğime güvenebiliyorum ama tanımıyorsam yok olmuyor, boğazımdan geçmiyor. Sevgilimin öğrencileri sürekli bir şeyler getiriyor ve ben yiyemiyorum, her seferinde söylememe rağmen kıskançlıktan zannediyor. Oysa annesi geldiğinde yaptığı yemekleri yerken söylemiştim normalde tanımadığım birinin yemeğini yiyemem ama anneninkini yiyebildim sırf senin annen olduğu için güvendim sanırım diye. Bir de Yemeksepeti’nden sipariş verirken bildiğim yerlerden çok rahat veriyorum diğerlerine güvenemiyorum. Saçma bir takıntı sonuçta gittiğim hiçbir yerde mutfağa girip bakamıyorum ortama ama içim almıyor, midem bulanıyor resmen ne yapayım. Küçükken de tanımadığım komşulardan gelenleri yemezdim, sadece sevdiğim insanlardan gelmişse yerdim bu çok eski bir alışkanlık yani. Bugün öğretmenler günü dolayısıyla gelenlerin fazlasını eve getirmişti Cio Çocuk ve ben yine yiyemedim. Şimdi de aklıma aşure geldi ve düşündüm ki zamanı da gelmişken, komşudan gelen aşureyi yiyemediğimden anne aşuresi özlemi çektiğim günlerdeyim. İnanın bok boğaz olup her şeyi düşünmeden yiyebilmeyi istiyorum bazen…

21 Kasım 2012 Çarşamba

Bakire Değilim,Nasıl Öderim?

Blogumu öyle sık didikleyip duruyorum ki istatistikleri günde 5 kez kontrol ediyor olabilirim. Dün bir aramaya denk geldim, biraz şaşırdım açıkçası ama bunu yazmak istedim: “bakire değilim nasıl öderim”
Neden benim blogum çıkmış karşısına bilmiyorum ama işine yaramadığı konusundan eminim. Burada sadece toplumun ikiyüzlülüğünü ve bunu suç olarak görmesini yazmıştım. Fark ettim ki kendimi ve kendi düşüncemi hiç yazmamışım. Aslına bakarsanız bunu yazmaya kendimi hiç hazır hissetmedim ama şu an bir cesaret yazabilirim gibi geliyor.
İlk kez tam anlamıyla seks yapalı çok uzun zaman olmadı, bir buçuk yıl önceydi. Kadınlar için ilk sefer tecavüz gibidir diye okumuştum bir yerde, kısmen doğrudur aslında. Ne olduğunu, nasıl olduğunu anlamadan, buna hazır mıydın, değil miydin bilemeden olup bitiyor her şey. Sonrasında uzun süre kendimi kötü hissettim, suçluymuşum gibi. Geceleri uykumdan uyanıyor, sürekli kendime kızıyordum. Beynimde bir soru dönüp duruyordu “Şimdi ne olacak?” Bir şey olacağı yoktu, olmadı da zaten. Sadece baş etmeyi öğrendim. Modern görünümlü ama gerçekte tam klasik bir Türk ailesi olan aileme ters düşmüş olsam da onların bunu öğrenmesine elimden geldiğince izin vermeyeceğim. Bu benim hayatım, böyle yaşadım ve bugün pişman değilim. Daha normal olmayı, ailemin diğer bireylerine benzemeyi, değer yargılarına uymayı bende isterdim ama ben beceremedim. Belki bazı kadınlara göre daha düşkündüm sekse, belki içgüdülerime yenildim ama yalnız değilim biliyorum. Benim gibi birçok kadın var ve çoğumuz mecburen saklıyoruz kendimizi toplum içinde. Kendi içimizde pişman değiliz ama masumiyet numaraları çekiyoruz. “İstiyorum seni ama bu doğru değil, hemen olmaz sevgili olmalıyız önce” hepimiz aynı yalanları söylüyoruz. Burada eklemeden geçemeyeceğim ben netlikten yanayım birini çok arzulamışsam ilk buluşma ya da üçüncü diye saymam. Şu anda ilk buluşmamızda evine gittiğim adama aşığım ve onun yatağında, yanında yazıyorum. Ben ona karşı bu kadar dürüst olmasam bugün hala birlikte olamazdık belki de. Diğer yandan kendini yalan söylemek zorunda hissedenler içinse belki de toplum itiyor onları bu yalanlara kim bilir. Toplumun değer yargılarını sorgulayacak değilim ama bana göre herkes istediği gibi yaşar, kimse kimseye de bir şey diyemez ve kimse beni bakire olmadığım için de suçlu hissettiremez. Başkaları ne yapıyor bilmiyorum ama benim çevremdeki kimse beni tam anlamıyla tanımıyor, tanısalar benimle konuşmayı keserler, arkamdan ne dedikodular çevirirler ama bu da onları ilgilendirmez o yüzden paylaşmıyorum onlarla. Belki benimde yaptığımla dediğim tutmuyor ama toplum içinde yargılanmamak için gizlenmek zorundayız bu da bir gerçek. Ben sadece ilişkilerimde dürüst oluyorum ve onları kandırmayı asla denemiyorum. Bence insan sevdiği kişiyi bir ömür kandırmamalı, ne kadar severse sevsin, kaybetmek istemezse istemesin o kişiye dürüst olmak zorunda. Yani o her kimse bir şey ödemek zorunda değil, senin bedenin senin sorunun, illa bir bedel ödemen gerekiyorsa dürüst ol yalnızca kendine öde.

8 Kasım 2012 Perşembe

Sıcak Saatler



Dün benim için tam bir nostalji günüydü. Cio Çocuk’la nereden estiyse Deliyürek izledik birkaç bölüm, hatta her zaman sabah erken kalkacağım diye erken yatan insan çok geç yattı bu yüzden. O uyuduktan sonra benim de aklıma Sıcak Saatler düştü, kısacası dün Osman Sınav dizileri günüydü. Hazır geceleri uyuyamıyorken açtım ilk bölümden izlemeye başladım. O jenerik müziğini hatırlamak bile vurdu ilk andan. Dizinin ilk yayınlandığı yıl olan 1997’de ben henüz 8 yaşında olduğumdan ve o yıllarda evimizde sadece bir televizyon olduğundan o zamanlar izlememiştim bu diziyi. Öyle arada denk geldikçe parça parça izlemişimdir, daha sonraları ise tekrarlarından izlediğimi hatırlıyorum. Tabi bir de o zaman Mehmet Aslantuğ hayranı olmak için biraz fazla küçüktüm, sanırım kendisini dizinin son demlerinde keşfettim J Her ne kadar şimdi yaşlanmış olsa da hala ses tonuna hayranım ve bir de gamzesi gibi bir gerçek var ortada. Her zaman bayılmışımdır güzel gülen erkeklere üstüne gamze de eklenirse tadından yenmez. (Cio Çocuk kızma çünkü gamzen olmasa da gülüşünün bir numaralı hayranıyım bilirsin, hatta ben senin gülüşüne vurulmuştum ilk J) Zaten itiraf etmek gerekirse Bir İstanbul Masalı’nı da sırf onun için izlemiştim, her ne kadar benim için fazla yaşlı olsa da karizmatik adam, Allah karısına ve çocuğuna bağışlasın. Karısı demişken şimdilerde Arzum Onan’ı ne kadar soğuk bulsam, bu nedenle bana çok güzel gelmese de onu neden sevdiğimi de bu diziyle hatırlamış oldum. Kadın gülerken gözünün içi gülüyor nasıl sevimliymiş o yıllarda geri dön eski Arzum Onan, biliyorum hayat herkesten bir şeyler götürüyor zamanla ama siz nasıl güzel bir çifttiniz eskiden. Sanki aranızdaki elektrik diziden bile hissediliyor.
İlk bölümden başladım onlara bayılmaya, o ilk karşılaşma sahneleri yok mu “ Sen şimdi ağlarsın da” ve dalga geçer gibi bir gülümsemeyle çeker gider esas adam. Peki bu nasıl bir sözdür, o güzel sesten: “Avuçları toprak kokmayan insanlardan ben korktum ufaklık hep korktum…”  Bir de henüz oralara gelemedim ama sevdiğim bir sahne daha vardı Sedat Yalçın ve Cehennem Cevdet’ten:
Sedat: Hepsi gittiler cehennem, hepsi gittiler. Ne Yeşim kaldı, ne Melek ne de Buket.
Cevdet: Hava da gittikçe serinliyor.
Sedat: İçime kar yağıyor Cehennem bütün sonbahar yaprakları çürüyor.
Cevdet: Gidelim.
Sedat: Beni yalnız bırak.
Cevdet: Peki.
Sedat: Cehennem! Git onlara de ki Sedat Yalçın bir daha asla aşık olmıcak!
Her ne kadar nostalji rüzgarları içinde kendimden geçsem de tabiki dizinin çok komik yanları da var. Bir kere inandırıcılık sıfır herkes film replikleriyle konuşuyor, her an sevgi pıtırcığı modundalar, birbirlerine sarılıp durmalar, sorunsuz aile ilişkileri, yıllardır evli olup da her an aşk tazelemeye devam eden çifte sahip bu dizi biraz abartı tabi ki ama yine de sanki biz küçükken sıcacıktı tüm ilişkiler gibi geliyor insana. Belki de bu dizilerdi bana kendi dünyamı masal gibi gösteren; belki de o yüzden hep aşık olmak istemiştim, ailemin küçücük kızı olarak kalmayı şefkat içinde yaşamayı istemiştim, etrafım dostlarımla dolu her şeye rağmen gülelim istemiştim. Ama şimdi hepsi gittiler…


2 Kasım 2012 Cuma

Ev Hanımlığından Terk

Öğrenciliğim bittiği halde halı hazırda iş de bulamamam nedeniyle Ankara’da kalmak için bir bahaneye ihtiyacım vardı. Bende ingilizce kurslarına gidiyorum ve üst seviyelerde kurslar açısından başarısız memleketime dönmek zorunda kalmıyorum. Gerçi bunu da kimse anlamıyor herkesin dilinde burada kurs yok muymuş oluyor ama olsun ailem anlıyor ve boş boş Ankara’da kalmama nadiren laf ediyor. Evet onların da dediği gibi iş bulmam gerekiyor ama sevgilim burada çalıştığından Ankara’dan gitmeye niyetim yok ve burada iş bulamıyorum. Kurslarda oyalanmaya devam, bu ne kadar sürer bilmesem de bildiğim bir şey var ki ben oraya da boşuna gidiyorum. Son durumda oturup çalışmam gerekirken, telefonda anneme çalıştığımı söylüyorum ama onun yerine ev temizleyip, yemek yapıp, bütün akşam bıkmadan sevgilimle vakit geçiriyorum. Sonunda bahanelerim patlayacak ama hadi hayırlısı. Okul bitince dinleneceğim çok yoruldum, benim kadar stresi kimse çekmedi bakın ülser bile oldum diyordum da anladım ki dinlenmek benim yapıma tersmiş. Ben koşmaya alışmışım, durmamaya, stres hayatımın büyük bir parçasıymış böyle boş olunca çalışılmıyor işte beni o tempoya sokacak atraksiyonlar, sınavlar lazımmış. Ayrıca itiraf etmek gerekirse ev temizleyip, yemek yapmak her ne kadar zevkli olsa da hobi olmalı sadece bir yerden sonra sıkıyor Sayın Dinleyen, ev hanımı modundan patlamak üzereyim! Sanki sonu gelmiyor yaptıkça daha fazlası çıkıyor karşına ve inanın gerçekten çok sıkıcı. Evlenince kendini salan kadınları bile anlar oldum, bakım filan hak getire, paspalın önde gideniyim bu aralar. Sevgilim tipsiz diye dalga geçmekte kesinlikle haklı. Düşünün ki bir kadın olarak alışveriş bile yapmıyorum artık bir yere gittiğim mi var ki diye J
Son olarak şarkım da cuk oturdu J




Anne benim koşmam gerek
İstemiyorum pilav yapmak
Sana birde torun gerek
İstemiyorum çocuk bakmak

Anne ben aşka inanmam
Önce aşık olmam gerek
Gözyaşlarıyla sulanmam
Evlilik benim solmam demek