tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Ekim 2012 Salı

Mutluyken Ölmeli

Bazen her şey öyle üst üste gelirdi ki tüm umudumu kaybettiğim o mutsuzluk anlarında ölmek isterdim. Ölüp gitsem kurtulacakmışım her şeyden gibi gelirdi. Sanki ölüm kurtuluşmuş gibi, hızlı bir vedayla gitmek… Uzun zamandır tam anlamıyla mutlu olamıyordum, gülerken bile bir sonraki felaketi bekliyordum içten içe. Tüm bunlar hayattan beklentilerimi öldürmeden önceydi, sonra beklentilerimi bitirdim ve başıma her gelen sürpriz oldu, bazen iyi bazen kötü. Mutlu olmayı öğrendim böylelikle küçücük bir sürprizin mutluluğuyla yaşamayı. O zaman fark ettim ki insan mutluyken ölmeli… En mutlu olduğun anda, tüm hayatın çok güzel geçmiş gibi hissederek ölmeli. Tadı damağında kalmalı hayatın, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle gitmeli. Son zamanlarda ne zaman mutlu olsam aynı şeyi söylüyorum: “Çok mutluyum, şu an ölebilirim…” Tıpkı dün gece kokusuna gömülmüşken, 1 haftanın özlemini dindirirken, her zamanki gibi kolları arasında, başımı göğsüne yaslamış yatarken dediğim gibi. O son saniyenin gülümsemesini çalıp gitmek istiyorum hayattan, en huzurlu ve mutlu olduğum anda, geri kalan her şeyi boş verdiğim en güzel anda…

25 Ekim 2012 Perşembe

Seni Seviyorum

Seni seviyorum’a verilebilecek en kötü cevapların listesi yapılacak olsa benim Cio Çocuk’umunkiler birinci gelir. Konu değiştirmek, duymamazlıktan gelmek benim işim ne yazıkki yutmuyorum, yutamıyorum.
- Seni seviyorum <3
- :-*

- Sana aşık oldum
- Dolmuşa bindim eve geçiyorum şarjım az.
Bunlar sadece mesajda bir de yüz yüzeyken olanlar var ki daha beteri. Gözlerinin içine bakarak söylediğimde aldığım öpücüklerin haddi hesabı yok sanırım. O bu konuyu konuşmaya hazır değilmiş ama ben ilk kez duygularımı yaşamaya ve belirtmeye bu kadar çok hazırım. Kollarının arasında en huzurlu olduğum anda, içimden volkan olup taşan Seni Seviyorum’larım öpücük ödülünü hak etmiyor bence. Yok hayır, belki de daha kötüsünü bile hak ediyorum. Çünkü biliyorum bende ona hak etmediği şeyler verdim. Evet haklı bazen çok sevmek, çok aşık olmak kar etmiyor, hata yapmamak gerekiyor en başta ki kıymeti düşmesin hiçbir sevginin…

24 Ekim 2012 Çarşamba

Memleket ve Bayram

Evimdeyim yine, yeniden… Özlüyor muyum? Hayır sadece içindekileri. Ama yine de burada olmak güzel, bir de yanımda getiremediklerimi özlemesem daha güzel. Küçülüyorum ben bu şehre gelince, buradan uzakta geçen 6. yılıma girmiş olsam da atıyorum hemen o yılları üstümden. 18 oluyorum yeniden, bırakıp gittiğim güne dönüyorum. Belki de dönemiyorum, belki de o yüzden sevemiyorum buraya dönmeyi. O bocalama hali yok mu, bir yanımda geçen yıllar, yaşananlar, bana kattıkları ve diğer yanım 18 yaşının masumiyetine dönmek isteyen. Git geller yaşıyorum ama yine de mutluyum burada olmaktan, çünkü küçüldüm ben unuttum her şeyi…
Ne yazdım ben bile anlamadım, kafam kadar karmaşık. Bir yanım burada, memleketimde kalmak istiyor, bir yanım onun yanını benimsiyor memleket olarak, ona koşmak istiyor. Bir yanım 18’imi istiyor, bir yanım aldığı derslerle, değişimiyle mutlu. Ne hissediyorum bilmiyorum ama 1 hafta, bayram molası, memleket havası... Herkese mutlu bayramlar…

18 Ekim 2012 Perşembe

Çocukluğumda Kaldı Adı

Küçüktüm, her gece yıldızlara bakardım, karanlıktan korkar ve onlara sığınırdım. Bir çocuk vardı düşümde büyüttüğüm, yüzünü bile hatırlayamadığım ama buğulu camlara her gece adını yazdığım. Karanlık, korku, yalnızlık, yıldızlarım, o ve ben… İçimde biriktirdiğim her ne varsa yıldızların ışıltısına yüklerdim. Önce o çocuğun öldüğünü kabullendim ve öldürdüm onu tek hamlede taa içimde. O ölmüştü çoktan, ben de hayalini öldürmüştüm sonunda.  Sonra da yıldızlara hayallerimi anlatmayı bıraktım. Her şey beni hiç sallamadan gidiyordu nasıl olsa. Bir gün bir baktım büyümüşüm ve yalnızlığımı seçimli bir yalnızlık haline getirmişim. Daha da büyüdüm ben, yıllar sonra dönüp geriye baktım. 6. yılına giriyorum bu şehirde kayboluşumun ve yıldızlarıma sığınmayışımın…
Yıldızlarım vardı benim, derin yalnızlığımda, korkularımda ve endişelerimde; bir bakmışım yokmuşum artık...
Yıldızlarım vardı sığındığım, onlar da çoktan terk etmiş beni tıpkı o çocuk, masumiyetim ve tüm diğerleri gibi…
Şimdi anladım çocuk yıldızlarımın parlaklığını yitirdiğimdenmiş bu derin karanlık…

p.s: Ne zaman ondan bahsetsem gözlerim doluyor, yazamıyorum. Ruhumun karanlık yanlarından biri de bu sanırım…

                         5.10.2012  

17 Ekim 2012 Çarşamba

Güvenpark’ta Oyalanmaca



Kızılay’da oyalanmam gerekiyor O gelene kadar. Ellerimdekiler ağır geliyor bir de arada karnıma giren ağrı olmasa. Güvenpark’a yakın çıkmışım metrodan neyse bir süre oturayım dinlenirim diyorum ama korkuyorum da. Ankara’yı bilenler bilir garip bir yerdir bu park, şehrin tam ortasında Kızılay’ın göbeğinde her türden insanı barındıran bir yer. Kendime bir kızın yanını seçiyorum daha güvenli geliyor ama eşyalarım öyle bir yayılıyorki banka kızla göz göze geliyoruz gülümsüyor. Bazen hiç tanımadığımız ve tanımayacağımız insanlara gülümsüyoruz sebepsiz, 2 saniye sonra yüzünü bile hatırlamayacağımızı bile bile. Yan banka bir çocuk oturuyor sigarasını yakıyor, bir deli geliyor “Ben seni burada görmeyecem demedim mi git buradan, Kızılay’a bir daha gelirsen ananı avradını... ” Küfürler savuruyor arka arkaya çocuk ne yapacağını bilemeden yüzüne bakıyor anlamsız, böyle zamanlarda korku hepimize yayılıyor ya bizim banka da dönerse? Sonra bir adam geliyor deliyi alıp gidiyor tabi giderken onunla da bağrışıyorlar. Telefonumu elime alıyorum bir mesaj atıyorum O’na “ Güvenpark’ta oturup gözlem yapıyorum bunu yazcam komik olabilir :D ” Bir çocuk geliyor “Abla çay ister misin taze geldi?”, korkuyorum zor gidiyor. Yandaki çocuk gidiyor arkadaşı gelince ve yanımda ki kız kalkıyor telefon gelince. Dönüp son kez gülümsüyor ben karşılık veriyorum ve birbirimizi bir daha görmemek üzere kalabalığa karışıyoruz. Yandaki amcalar genç kızların yanına oturuyor özellikle yaşlı başlı adamlar diye onlara küfürler savururken ben de kalkıyorum biraz da dolanayım bu kadar korku yeter diyerek. İki adım atıyorsun park geride kalıyor ve bilindik kalabalığın içinde kayıpsın yeniden…

10 Ekim 2012 Çarşamba

Psikolog İhtiyacı

Hani bazen çıkmaza girer ya insan, hayatının neresinden tutarsa tutsun elinde kalır. İçinde hep kötü bir his, boğazında bir el nefes almasına engel olan. Ne yaparsa yapsın atamaz ya içindeki karamsarlığı, düzeltemez ya yaşananları, bir yanı kaçıp gitmek isterken bir yanı eski hayatının hayaliyle yanıp tutuşur ya işte öyle bir ruh halindeyim bir süredir. -mış gibi yaparak yaşıyoruz bir süredir. Mutluymuş gibi yapıyoruz, düzeltmişiz gibi tüm olanları. Hayat çok güzelmiş gibi gülüyoruz, sanki bu oyun hiç bitmeyecekmiş gibi hayaller kuruyoruz. Sonra her gece ve hatta her saniye aynı şeyi planlıyorum, bunu herkes yapar mı bilmiyorum ama çok kısa bir süre sonra öldüğümü hayal ediyorum. Sanki benim planladığım gibi olacakmış gibi, bütün yapacaklarımı yarım bırakıp, gitmek istediğim yerlere gidemeden, okumak istediklerimi okuyamadan, duymak istediklerimi duyamadan, kısacası her şeyi olduğu gibi bırakıp gidişimi görüyorum sürekli. Kimse anlam veremiyor bu hızlı gidişe, zaten ben de anlamalarını istemiyorum öyle sebepsizce, saçma sapan bir şekilde ölüp gittiğimi canlandırıyorum gözümde. Depresyona yatkın kişiliğim bana yine oyun oynuyor, bunun bilincindeyim ama düzeltemiyorum. Çünkü biliyorum ki hiçbir şey benim istediğim gibi olmayacak, ne hayallerimi bitirebileceğim ne de umudumu yok edebileceğim. Ölü gibi yaşamaktansa öldüğümü hayal edip içimi rahatlatıyorum işte. Yalnız kaldığımda ağlama krizlerine girmek istemiyorum, bir el boğazımı sıkıyormuş gibi nefesimin kesilmesini istemiyorum, sürekli kendimi tehlikedeymiş gibi hissedip kalbimin deli gibi atmasını istemiyorum. Ben sadece ölmek istiyorum. Evet farkındayım acil olarak psikolojik yardıma ihtiyacım var, durumum git gide daha da kötüleşiyor. O yüzden soruyorum Ankara’da iyi bir psikolog bilen var mı? Yardımcı olursanız çok sevineceğim.

7 Ekim 2012 Pazar

Cam Biberon

Cam bir biberonum vardı küçükken ama çok da küçük değil iken. Kardeşim 6 aylık filandı yani ben 4 yaş civarında. Nasıl severdim sütü, zaten annemi en çok emen de benmişim. Çok dediysek, annem yürüyen çocuğun emmesinden haz etmeyecek kadar toy ve henüz bu konuda bilgisiz olduğundan ben bırakmadan bıraktırmış işte memeyi daha yaşıma girmeden. Annem her öğlen bir biberon kardeşime verirdi uyusun diye, bana da cam biberonumu içeyim diye çizgi film karşısında. Kim bilir, hiç kıskandığımı hatırlamasam da belki bir parça kıskanmışımdır kardeşimi, belki o doğduktan sonra dönmüşümdür tekrar biberona. Tek ve çok net hatırladığım cam bir biberon olduğu işte. Her neyse yine bir öğlendi sütümü içtim mutfağa gittim anneme bitti dedim (Ben küçükken oldukça az konuşurdum.) sonra masaya bıraktım, arkamı dönmemle kolumu çarptım biberonuma ve camlar yerde paramparça. Nasıl ağladım hala çok net hatırlıyorum, içimi çeke çeke "Ama ben onu kırmak istememiştim…" Biliyordum sanırım annemin yenisini almayacağını, öyle içli ağladım ki yenisi için, almadı bırakmama vesile olsun diye. Ben bıraktım biberonu ama sütle birlikte. O kuru inadım girdi devreye bardakla içmeyeceğim diye direttim. Ben sütü özledim ama annemin inadı benden beter çıktı almadı bir daha. Çok zaman geçti aradan, ilkokula başlayınca yeniden düzenli olarak başladım süte ama o biberonu hiç unutmadım.
Küçükken bakkala gittiklerinde sakız bile istemeyen hassas çocuktum ben, ya parası yoksa annesinin diye. Şimdi anlıyorum ne denli sevmişim o cam biberonu, komik ama öyle. Nereden hatırladığıma gelirsek bu hikayeyi, bugün öyle bir anda telefonda duygusala bağlamışken geldi işte aklıma. Anlattım Cio Çocuk’uma benim cam biberonum sensin, ben kırmayı hiç istememiştim ki…
Ve ona söyleyemediğim kısmı, ben o cam biberonu kırmayı hiç istememiştim ama kırmıştım işte bir anda, bir kazayla. Bazen geri dönüşü olmuyor hataların, ne yaparsan yap ne kadar istersen iste inat ediyor biri ve bir daha olmuyor. Ne kadar istesem de onunla bir ömür geçirmeyi, acaba bir daha git der mi’lerle yaşıyorum…

3 Ekim 2012 Çarşamba

Bıraktım Her Şeyi Gitti!

Bu aralar aşk tüm hücrelerimi sarmış durumda ve ben gece onunla yatıp sabah onunla kalkıyorum. Evet aşığım ve mutluyum, çok şükür bu aralar iyi gidiyor gibi her şey. Umarım yine tepetaklak olmaz. Son zamanlarda aşırı derecede bozulmuş psikolojim sayesinde sık sık ağlama krizlerine girsem de, ciddi bir psikolojik yardıma ihtiyaç duysam da sayesinde biraz daha iyiyim. En azından ölme fikri daha az uğruyor beynime. Ama bugün böyle olumsuz bir yazı yazmak istemiyorum, uzun zamandır hayatımın geri kalanından bahsetmemiştim bu yüzden bunu anlatacağım. Son zamanlarda beni anlamadığını düşündüğüm, yanında bir türlü kendim olamadığım arkadaşlarımın çoğuyla görüşmüyorum. Onlar beni aramayı çoktan bıraktılar da arada işleri düşünce ayıp olmasın diye beni bir yokluyorlardı bende onları aynı şekilde ayıp olmasın hal hatır sorayım, başsağlığı dileyeyim diye yokluyordum. Ama bir süre önce hepsini bıraktım gitti, yoruldum açıkçası bu yapmacık tavırlardan. Uzaklaşmak istedim, nefes almak istedim. Beni anlamayan, tanımayan, saçma yargılarından korktuğum için yanlarında maskeler takmak zorunda olduğum insanların bu kadar hayatımın orta yerinde ne işi vardı? Bıraktım gitti, aramaz sormaz olduk birbirimizi. Sonra Facebook’ta bana gönderme yaptıkları şarkıları gördüm, ne saçma iş kıçıma bile takmıyorum onlar arkamdan konuşup duruyor dedim zaten bir süredir o site de saçma geliyordu bana, kapatsam mı acaba diye düşünmeye başladım. Önce aradım deaktif yapacağım yeri bulamadım sonra Cio Çocuk’la baktık bulduk ve kapattım gitti! 2007’de, üniversiteye gelir gelmez açmıştım hesabımı ve ilk kez kapatıyordum, başlarda zor oldu itiraf ediyorum. Gazete okuyup, dizi izle sonra bloglarda takıl ve gözlerin arka taraflarda bir Facebook arasın bulamasın. Hiçbir şey paylaşmıyor, online olarak girmiyordum uzun zamandır ama işte herkes gibi bende kim ne yapmış, ne fotoğraf eklemiş, yine hangi arkadaşım nişanlanmış ya da evlenmiş onlara bakıp duruyordum işte. Boş zaman aktivitesi gibi bir şeydi benim için hızlıca Home kısmında aşağıya doğru inmek. Ama bir o kadar da boş bir işti. Kurtulduğuma öyle seviniyorum ki şimdi. En azından şimdilik kafam rahatladı biraz, psikolojimi bir parça düzeltirsem geri döne de bilirim ama bir süre kapalı kalsın ben rahatlayayım diyorum. Kısacası sanal alemde gerçek kimliğimle yokum bir süre sadece PukiDiki yani gerçek ve hiç kimsenin tanımadığı ben olarak varım buralarda.