tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

13 Eylül 2012 Perşembe

İlgisizlik

Alıştım biliyor musunuz başkalarının hayatında hiçbir önemim olmamasına. Birbirlerine deli gibi aşık zaman zaman çocuklarını bile ikinci plana atan ebeveynlerim, kendi ailesi söz konusu olunca benim çocuklarım halleder nasıl olsa diyip tüm ilgisini onlara veren annem, depresyona yatkın bünyesiyle ilgilenmekten bizi unutan sadece sağlık problemlerimizi çok önemseyen babam, arkadaşlarına bile benden daha fazla kardeşlik yapan kız kardeşim, şimdi karısı olan sevgilisini bulduğundan beri beni aramayı hızla kesen abim, sevgili bulunca bir anda çekip giden dostlarım, kariyer hedeflerini her şeyin önünde tutan arkadaşlarım, arkadaşlarıyla bile benden daha çok ilgilenen, kendi hayatıyla ilgili önemli detayları benden önce onlara anlatan Cio Çocukum sayesinde nokta kadar hissediyorum kendimi şu dünyada. Kimse için hiçbir önemim yok bariz ortada ve ben bu duruma öyle alıştım ki. Eskiden bende şaşırıyordum kendime niye bu kadar ilgiye açım diye, sonraları fark ettim ki ben kimseden küçücük bir ilgi bile görmüyordum. Dışarıdan nasıl görünüyor bende biliyorum elbet ama dışı sizi içi beni yakar. Sandığınız gibi herkes bana prenses gibi davranmıyor, ilgi şımarığı filan değilim. Eskiden etrafımda dolanan erkekler bana kendimi iyi hissettiriyordu ama anladım ki onların da benden tek beklentisi vardı o da seks. Beklediklerini vermediğinde onlar da kalmıyor bir süre sonra ve sen alışıyorsun yalnızlığa, ilgisizliğe. Beklentileri öldürüyorsun zamanla, öyle bir alıştım ki saatlerce yalnız başıma hiçbir şey yapmadan oturabiliyorum. Ve sonra Cio Çocukum soruyor ne yaptın o kadar saat? (Aramadım saatlerce seni hiç umursamadım, gene ne b.k yedin demek bu.) Hiçbir şey diyorum belli ki inanmıyor ama bende soruyorum kendime ne yaptım o kadar saat telefonların çalmayacağını, kimsenin çıkıp gelmeyeceğini bilerek ne yaptım? Bilmiyor ben alıştım ilgisizliğe hep böyleydi bu. Görünürde kalabalık etrafım, herkes beni seviyor, göstermelik ilgileniyorlar, ah canım senin üzülmeni hiç istemem… Üzüldüğümde omzumda bir el arıyorum oysa ben, sadece bir el. Yok, bak burası zifiri karanlık kimse yok, duvarlarla konuşmayı öğreniyorsun zamanla. Canım çok sıkılıyor ne olursun bir çıkıp çay içelim diyebileceğim kimsem bile yok, ne Ankara’da ne de memleketimde... Şikayetim yok ben alıştım bu derin yalnızlığa, kimseyi istediğim de yok yürürüm ben saatlerce sokakları ayaklarım da bırakmaz ya beni…

p.s.: Dün evde patlamak üzereyken bir arkadaşıma mesaj attım ben memlekete geldim dedi, sonra başka arkadaşlarımla görüştüm bir tanesi haberim bile olmayan sevgilisiyle buluşacağını söyleyerek iki saat bile oturmadan kaldırdı bizi. Bu arada Cio Çocuk arkadaşlarıyla takılmaktaydı ve yeni işiyle ilgili sabahtan beri attığım hiçbir mesaja cevap vermemişti, en sonunda bende bunaltmamak adına susmuştum. Bugün annem ve babamı aradım daha ben haftasonu eve geleceğim diyemeden biz şehir dışındayız dediler. Anlayacağınız benim ne gidecek yerim ne de arayacak kimsem var, bu yazıyı yazarken psikolojim de oldukça kötüydü der yalnızlığıma dönerim…

p.s.2: Bu yazıyı yazarken fonda bu çalıyordu alakasız ama eklemek istedim…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Fikrini söylersen yeni bir şey öğrenirim,
Küçük bir bağ kurarız hiç tanışmadan,
Farklı birinin hisleri hakkında bilgi sahibi oluruz,
Hiçbir şey olmazsa biri yazdıklarımı okudu diye mutlu oluruz,
Ya da en kötü ne olabilir ki içinden geçeni söylersen?