tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

27 Eylül 2012 Perşembe

Bir Gece Vakti

Uyuyordu ve ben yine onu izliyordum. Gerçekten bu kadar güzel bir yüzü mü var yoksa bana mı bu kadar hoş görünüyor diye düşündüm. Onu izlemek, ona dokunmak bana heyecan verirdi her zaman, yine yükseldi içimde sıcacık bir his. Keşke dedim içimden, ondan vazgeçmek gibi bir aptallığı hiç yapmasaydım, bu hale getirmeseydim hiçbir şeyi, onsuz kalmaktan bu denli korkmazdım şimdi. Boğazımda kaldı yine nefesim. Onu izlediğimin farkında bile değildi ama döndü bana sarıldı, başı boynumdaydı şimdi ve ben eğildim kulağına fısıldadım: “Seni seviyorum!” Uykunun derinliklerinden duymadı beni ama bu kez de döndüm dua ettim: “Allah’ım nolur alma onu benden, hep böyle kalalım! Bir kez daha hata yapmama izin verme, tüm yaşananları telafi etmeme yardım et.”

24 Eylül 2012 Pazartesi

Aşık Olmak İstemiştim

Uzun yıllar önceydi, ben aşık olmak istemiştim…
Uzun yıllar önceydi annemle babamın aşkı gibi aşk istemiştim, birini kendimden çok sevmek istemiştim, ayaklarım yerden kesilsin istemiştim, tüm bencilliğimi bir kenara bırakıp sadece bir kişiye ait olmak istemiştim. Ben aşık olmak istemiştim, hep onu beklemiştim. Geldi, hiç beklemediğim bir anda, umudumu kestiğimde, hiç beklemediğim bir yerden geldi. Ben sanmıştım ki aradığım aşk karşılıklı olur, o zaman daha da çok severim, her şeyden çok severim sanmıştım. Yanılmışım, o beni benim onu sevdiğim kadar sevmedi, sevemedi. Benim hayal ettiğim gibi olmadı hiçbir şey ama olsun varsın aşk her şeye rağmen içimde, en vazgeçtiğim anda yeniden aşık oldum ben ona. Gözlerine baktım içimde kelebekler uçuştu, uyurken izledim içim titredi, gözlerimi her kapattığımda aklıma üşüştü sureti, bazen en s.kik anda içimde orgazmdan bile beter bir heyecan yükseldi. Aşk ne garip bir şeydi hem tatlı, hem acı, hem de ölümüne ekşi. Aşk ruhumu yeniden bağladı hayata, dünyam anlamlandı yeniden. Sevmeyi bile beceremedim ama yine de ben onu her şeyden çok sevdim. Bazen hissedersin aklı sende değildir, senin sevdiğin kadar sevmiyordur seni ama sen susarsın, göz görmeyince gönül katlanır dersin, bakmazsın görmek istemediklerine... Seversin sen, sevilmediğini bile bile ölümüne… Seversin bıksan da pes etsen de, yorsa da aşk seni…

Ben daha çok küçüktüm, büyüyünce aşık olacağım demiştim kendime, oldum. Dilim çok başka söylese de ben hiç pişman olmadım onu sevdiğime…

19 Eylül 2012 Çarşamba

5 Yıl Önceki PukiDiki'ye

5 yıl sonraya mektup yazmıştım bir kaç yıl önce. Şimdi ise 5 yıl önceki yani 18 yaşındaki kendime bir mektup yazabilseydim neler yazabilirdim onu düşünüyorum. Sanırım şöyle derdim mektubumda:
Hayat sandığın gibi değil öyle beylik laflar etme, boşuna büyük konuşma. Başına neler gelebileceğini gördüğünde hayatla savaşına sen bile şaşıracaksın. Asla yapmam dediklerini bir bir yaparken büyük konuşmamak gerekirmiş insanız her şeyi yapabilirmişiz diyeceksin. Bilmiş havaları bir kenara bırak daha yolun başındasın ve çok şey göreceksin 5 yıl içinde hatta sonrasında da devam edeceksin, şu an ben bile yaşamadığım için başıma daha da neler geleceğini bilmesem de. Tüm bunları yaşarken sana kılavuz olacak birkaç öğüdüm olacak dinlersen iyi edersin ama biliyorum sen yine burnunun dikine gideceksin. Öncelikle kendini yargılarken acımasız olmamayı öğrenirsen kendine çok büyük bir iyilik yaparsın, her şeyden önce kendinle kavga etmeyi bırak ve kendini sevmeyi öğren geç olmadan. Sonra hep karşıdan beklemekten vazgeç kendinden ödün ver, karşılığında çok daha fazlasını alacağını göreceksin bunu da sabırla beklemeyi bil. Çabuk vazgeçme sabrına yenilip, çünkü bekleyemediklerin sen vazgeçtiğinde sana gelecektir. Hayal kurmayı ne olursa olsun bırakma ama hayal kırıklıklarına kendini hazırlamayı da unutma. Beklentilerini öldür hayatta ne gelirse başına sürpriz tadında olsun. Heyecanla iste her şeyi belki olur belki olmaz ama sen yine de umudunu kaybetme, çaresizliğe yenilme zamana bırakmayı dene. Hatalarından ders almasını bil, insan olduğunu ve hata yapabileceğini unutma kendinle barış. Sevdiklerine verdiğin değeri göstermekten çekinme, insanları kırmaktan kork, kalp kazanmak için çabala, dostlarını iyi seç ve onları hiç bırakma, gemilerini çabuk yakma, yol yakınken dönmesini bil. En önemlisi de ailenden çok uzaklaşma, kendine verdiğin sözü hala çok net hatırlıyorum ama doğduğun şehre dönmemek demek ailenden uzaklaşmak demek değildir. Bir de onları hayal kırıklığına uğratacak şeyleri bile bile yapma, onlar seni her şartta sever ama kendine ve onlara saygın için pişman olacağın şeyler yapma. Sevmekten korkma, aşkı aramaya devam et, duygularını asla kaybetme, bağlanmayı öğren, sevilmeden sevmenin de güzel bir şey olabileceğine inan ve bu uğurda hata yapma. Karşılıklı olarak birbirinize zarar verdiğinizi düşündüğün insanları hayatından çıkartmakta çok gecikme, inan herkes kendi yolunda çok daha mutlu olacaktır. Aşk için savaşmayı öğren ama istenmediğin yerde kalma yanılgısına düşme. Kısacası tüm duyguları ve heyecanı ile yaşa hayatı, binlerce kez yenilsen de denemekten hiç vazgeçme, her gün doğan güneşe bak ve yeniden başla…
Ve son ve en büyük öğüdüm şudur ki herkes kadar İNSAN olduğunu asla unutma. Kimseyi hayatıyla yargılama çünkü SADECE İNSANIZ gün gelir her şeyi yapabiliriz, kendini affet ve hatalarından her zaman ders al…


Kul kurar, kader gülermiş…

16 Eylül 2012 Pazar

Evcilik Oyunu

Haftasonu memleket molası sonrası beyanatlarına başlıyorum. Annemle babam yoktu evet şehir dışındalardı ama ben yine de gittim. Kendini yalnız hissederken baban o evde olmasa bile baba evine sığınmak güzeldir. Gitmişken doktor olup cehennemin dibine atanan liseden arkadaşımla da görüşeyim dedim ve yakın zamanda evlenen yine liseden arkadaşımız bizi evine davet etti. Doktor olan arkadaşım kolaylık olsun daha alışamamıştır eve diye düşünerek kahvaltıya gidelim o zaman dedi ve öyle yaptık. Tabi başımıza gelecekleri bilmiyorduk. Kahvaltı diye önümüze peynir ve 3 çeşit bisküvi koydu yahu şaka gibi öyle kalakaldık, yalnız biz kahvaltı yapmamıştık diye. Markete çıkamamışmış üstelik uyandığını söylediği saatten 2 saat sonra gitmiştik o arada eli armut mu topluyordu ne yapıyordu anlamadım açıkçası. Hayır söylese poğaça simit bir şeyler kapar gelirdik ne bilelim böyle olduğunu hem bir şey yapmayacaksın niye eve davet ediyorsun ki giderdik dışarıda yapardık kahvaltımızı mis gibi.  Lisede 4 kız arkadaştık ben o gün Ankara’da olan (o bir intörn) arkadaşım Po ile samimiyim diğer ikisi birbirine daha yakındı ama benden istese samimiyetimize dayanarak laf etmezdim yani böylesi çok daha ayıp oldu, bir utanma emaresi de göremedim yüzünde açıkçası. Zaten 4’müz içinde hiçbir zaman hoşlandığı biri olmayan, birinden hayranlıkla bahsetmeyen kısacası en son evleneceğini düşünebileceğimiz arkadaşımız evlenmişti biz hala şaşkındık ama anladım ki o da çok hazır değilmiş evliliğe. Evcilik oyunu oynuyor gibi geldi bana şakadan kahvaltı, şakadan bir ev... Bir de komik olan kahvaltı seti almıştım hediye olarak daha içene koyacak zeytini bile yokki yavrucuğun. Böyle şeylere hiç takılmam ben ama yeni evli biri bir heves evini derler toplar salondaki o çamaşırlar, mutfak masasındaki kendi kahvaltılarından kalma çay ve peynir olmamalıydı. Kısacası şok üstüne şok yaşadım ama o da öğrenecek ablası demekki çok toy hem annesinin yanında okudu hiç iş yapmamış belli ki dedim. Sonra kendimi düşündüm ben ilk eve çıktığımda 40 yıllık aşçı modunda annemi arıyor dediğini yapıyor herkes çok güzel olmuş dedikçe zevklere geliyor idim. Kendini beğenmişlik yapmıyorum gerçekten yemeği güzel yaparım. Kahvaltı sevmediğim bir öğün ama pazar kahvaltısı en büyük zevkim olduğundan her hafta değişik bir şeyler yapmayı da iş edinmiştim kendime ki onlarda fena sayılmaz yani. (Şimdilerde Cio Çocuk’la her gün kahvaltı yapabilsem keşke diyorum orası ayrı.)  Anne yanında stajım annemin yaptırdığı çorbayı karıştır, poğaçanın hamurunu sen yoğur şeklini birlikte verelim, acıktıysan 2 yumurta kırdan ibaret benim de öyle tüm sorumluluğu bana vermişliği filan yok yani. Ama asıl mesele şu sanırım ki becerikli anneyi gözlemlemek bile yetiyor. O açıdan arkadaşıma üzüldüm evi nasıl çekip çevirecek, kocasının önüne ne yemek koyacak bilemiyorum umarım bir an önce geliştirir kendini. Bende bu sayede kendime haksızlık ettiğimi anladım, “Daha küçüğüm ben ya ev çekip çeviremem, hem iş hem ev idare etmek zor.” diyordum kendime güvenemiyordum ama o bile evlenebildiyse ben haydi haydi yaparım evet. Hatta oldu olan itiraf edeyim hormonlardan mı bilinmez eskiye göre evliliğe daha sıcak baktığımı söyleyebilirim. Ama yine de ben aşık olduğum adamla evlenip onunla yaşlanmak istiyorum, yoksa yalnız kalsam da umurumda değil der bu yazıyı da noktalarım.

13 Eylül 2012 Perşembe

İlgisizlik

Alıştım biliyor musunuz başkalarının hayatında hiçbir önemim olmamasına. Birbirlerine deli gibi aşık zaman zaman çocuklarını bile ikinci plana atan ebeveynlerim, kendi ailesi söz konusu olunca benim çocuklarım halleder nasıl olsa diyip tüm ilgisini onlara veren annem, depresyona yatkın bünyesiyle ilgilenmekten bizi unutan sadece sağlık problemlerimizi çok önemseyen babam, arkadaşlarına bile benden daha fazla kardeşlik yapan kız kardeşim, şimdi karısı olan sevgilisini bulduğundan beri beni aramayı hızla kesen abim, sevgili bulunca bir anda çekip giden dostlarım, kariyer hedeflerini her şeyin önünde tutan arkadaşlarım, arkadaşlarıyla bile benden daha çok ilgilenen, kendi hayatıyla ilgili önemli detayları benden önce onlara anlatan Cio Çocukum sayesinde nokta kadar hissediyorum kendimi şu dünyada. Kimse için hiçbir önemim yok bariz ortada ve ben bu duruma öyle alıştım ki. Eskiden bende şaşırıyordum kendime niye bu kadar ilgiye açım diye, sonraları fark ettim ki ben kimseden küçücük bir ilgi bile görmüyordum. Dışarıdan nasıl görünüyor bende biliyorum elbet ama dışı sizi içi beni yakar. Sandığınız gibi herkes bana prenses gibi davranmıyor, ilgi şımarığı filan değilim. Eskiden etrafımda dolanan erkekler bana kendimi iyi hissettiriyordu ama anladım ki onların da benden tek beklentisi vardı o da seks. Beklediklerini vermediğinde onlar da kalmıyor bir süre sonra ve sen alışıyorsun yalnızlığa, ilgisizliğe. Beklentileri öldürüyorsun zamanla, öyle bir alıştım ki saatlerce yalnız başıma hiçbir şey yapmadan oturabiliyorum. Ve sonra Cio Çocukum soruyor ne yaptın o kadar saat? (Aramadım saatlerce seni hiç umursamadım, gene ne b.k yedin demek bu.) Hiçbir şey diyorum belli ki inanmıyor ama bende soruyorum kendime ne yaptım o kadar saat telefonların çalmayacağını, kimsenin çıkıp gelmeyeceğini bilerek ne yaptım? Bilmiyor ben alıştım ilgisizliğe hep böyleydi bu. Görünürde kalabalık etrafım, herkes beni seviyor, göstermelik ilgileniyorlar, ah canım senin üzülmeni hiç istemem… Üzüldüğümde omzumda bir el arıyorum oysa ben, sadece bir el. Yok, bak burası zifiri karanlık kimse yok, duvarlarla konuşmayı öğreniyorsun zamanla. Canım çok sıkılıyor ne olursun bir çıkıp çay içelim diyebileceğim kimsem bile yok, ne Ankara’da ne de memleketimde... Şikayetim yok ben alıştım bu derin yalnızlığa, kimseyi istediğim de yok yürürüm ben saatlerce sokakları ayaklarım da bırakmaz ya beni…

p.s.: Dün evde patlamak üzereyken bir arkadaşıma mesaj attım ben memlekete geldim dedi, sonra başka arkadaşlarımla görüştüm bir tanesi haberim bile olmayan sevgilisiyle buluşacağını söyleyerek iki saat bile oturmadan kaldırdı bizi. Bu arada Cio Çocuk arkadaşlarıyla takılmaktaydı ve yeni işiyle ilgili sabahtan beri attığım hiçbir mesaja cevap vermemişti, en sonunda bende bunaltmamak adına susmuştum. Bugün annem ve babamı aradım daha ben haftasonu eve geleceğim diyemeden biz şehir dışındayız dediler. Anlayacağınız benim ne gidecek yerim ne de arayacak kimsem var, bu yazıyı yazarken psikolojim de oldukça kötüydü der yalnızlığıma dönerim…

p.s.2: Bu yazıyı yazarken fonda bu çalıyordu alakasız ama eklemek istedim…

12 Eylül 2012 Çarşamba

Küçücüğüm


Öncelikle müziğimiz…



Küçücük şeylere sığdırır oldum hayatımın tüm gerçeklerini. Minicik bir ilgiyle yetiniyor, hayatında açılmış nokta kadar yere sığıyor, gözle bile görülmeyecek kadar küçük bir umutla yaşıyorum. Küçücüğüm ben, küçücük bir yerdeyim ve boyumdan büyük gerçeğimi yaşıyorum. Küçücüğüm ben nokta kadar, yokum aslında ya da minicik bir yerde kayıbım…
Yok kızgın değilim, üzgün de değilim ben çok mutluyum bu küçücük yerde. Hayat öğretirmiş sana verilen kadarıyla yetinmeyi işte ben de bununla sınanıyorum uzun zamandır. Ne önemi var gururun, yüksek egoların, ilgi beklentilerinin; ben sevilmesem de çok seviyorum ve hiç şikayetim yok minicik yerimden, burada kalayım tüm gerçeğimle yeter…

5 Eylül 2012 Çarşamba

Vazgeçmeyi Öğren


Bir zamanlar az sever, çok sevilirdim. İstediğimle flörtleşir, istediğim kadarını verir, şalterlerim attığı anda çeker giderdim. Yani en büyük zevkim erkekleri parmağımda oynatmaktı ama bende bir şeyler eksikti hep bunlar tatmin etmiyordu beni. Düşünceme göre tek eksiğim aşık olamamamdı, aşık olursam hayatımdaki kayıp duygular yerine gelecekti, kimse bilmiyordu ama ben ayaklarımı yerden kesecek aşkı arıyordum gizlice.
Bir gün biri çıktı karşıma diğerleri gibiydi onun da zayıf noktasını bulup parmağımda oynatabilirdim hatta bulmuştum da cinsellik onun için vazgeçilmezdi. Ben öyle sanıyormuşum, ben onu hiç parmağımda oynatamadım, önce dokunup sonra kaçıp peşinden koşturma oyunumu ona hiç yapamadım. Bir duruşun bile yok diyor ya bilmiyor aşkta gurur olmaz ve ben o duruşu onu tanıdığım ilk günlerde kaybettim. Ne zaman kaçmak istesem yine kendimi onda buldum. Ayaklarım yerden kesildi zaman zaman ve ben ne zaman yere basmaya başlasam yine ondan kaçmaya çalıştım. Bağlanmaktan ölümüne korktum onda ben kendim değildim başka biri oluyordum ve bu beni ölümüne korkutuyordu. Bana hiç güven vermeyen bu adam benim gibiydi çünkü, her an gidecekmiş hissi yaratıyordu, peşinden koşturuyordu ve ben sonunu iyi biliyordum; bir gün sıkılacak, benim daha önce başkalarına yaptığım gibi arkasını dönüp gidecekti. Korktum hep o aradığım aşkın tek taraflı olmasından, çekip gideceğinden, yalnız kalmaktan ve bir daha hiç eskisi gibi olamamaktan korktum. Hata üstüne hata yaptım ve sonunda en vazgeçtiğim anda ona bir kez daha aşık oldum. Ben vazgeçmiştim, o tam da istediğim insana dönüşmüştü, bu adaletli değildi ama artık çok geçti. Çok istedim onunla kalmayı, her gün yeniden sevmeyi mutlu olmayı ama artık çok geçti.
Her gün artık bitti umudunu kes desem de kendime yine kendimi onda buluyorum ama bunun sonu gelmeli artık ben eski ben olmalıyım yeniden. Beceremedim aşkı diyip yoluma devam etmeliyim. O haklı hiç umut yok tamamen bitti ve ben duruşumu yeniden kazanmalıyım, nasıl bilmiyorum ama bugün aşktan da ondan da onu beklemekten de vazgeçmeliyim…

Kendime Not: Bugün kendini affet ve yeniden başla; belki bir daha aşık olamazsın ama en azından nefes alabilirsin, yeniden sen olabilirsin…

3 Eylül 2012 Pazartesi

Sensizliğin Ertesi


Şimdi saat sensizliğin ertesi, geçmiyor ne zaman ne de acı…
Her gün biraz daha büyüyor içimde özlemin, tüm benliğimi sarıyor. Ama alışıyorum biliyor musun bu acıya ağzımdaki o iğrenç acı tada alışıyorum sanki hep varmış gibi. Daha önce hiç mutlu olmamışım gibi alıştım bu mutsuzluğa ne kadar garip değil mi? Zaman diyoruz ya ilacı zaman geçirmiyormuş hiçbir şeyi sadece bizi alıştırıyormuş bu duyguya öğrendim. Acı tadı hissedemiyormuşsun bir zaman sonra, tatsız tuzsuz oluyormuş hayatın. Ama ben yüzüme yerleştirdim yine sahte bir gülüşü, yaşıyorum sensiz ve öğreniyorum yokluğunla baş etmeyi. Ah bir de sık sık aklıma gelmesen, bir anda dalıp gitmesem, gözlerin gelmese gözümün önüne, dünya kararmasa ve ben soyutlanmasam her şeyden. Zaman durmasa böylesine, uzaklardan gelmese kokun. Unuturdum belki bu kadar çok bahanem olmasaydı eğer.
Henüz fikre alışma aşamasındayım ruhumda alışır mı acaba yokluğuna? Gülüp geçecek hale gelebilir miyim acaba bir gün? Ama biliyorum henüz zamanı gelmedi şu an zamansız, mekansız, amaçsız yaşamaya alışma vakti. Nasıl mı alışıyorum? Ölüm gibi bir şey oluyor sanki uzaklaşıyorum herkesten ve her şeyden, hissizleşiyorum, hiç geçmeyen acıyı bile hissedemez oluyorum ve sonra zaman duruyor, mekan belirsizleşiyor bir boşluk sarıyor ki her yanımı dolduramıyorum derin boşluğunu. Sürekli üstüme gelen duvarlar yıkılıyor sanki bembeyaz bir boşlukta huzurla salınıyorum. Geçmiyor ne zaman ne de acı ama inan ben alışıyorum acıya da yokluğuna da…