tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Temmuz 2012 Salı

Bugün Günlerden İzmir


İzmir’i özledim bugün, öyle böyle değil ilk otobüse atlayıp gidesim, doya doya havasını içime çekesim geldi. Bu aralar adı çok geçer oldu, kısacık süren güzel günlerimi çok andım. Andım, yüzümde tebessümle…




Nasıl da güzel şehirsin sen İzmir, ben bugün seni çok özledim. Hayallerimin başkenti seninle birlikte soldu tüm çiçekler. Özenle kurduğum o çeşitli hayallerimle aramda onlarca kilometre, umudumsa çoktandır bana yarenlik etmiyor bu yolda. Mutsuz değilim de buralarda, sevmiyorum be bu şehri, sevemiyorum. Ankara soğuk ve yalnız. Tek bağım kalpten bu şehirle, bir tek o var beni bu iğrenç şehre bağlayan. Gidelim buradan diyorum da ona, nereye artık bende bilmiyorum İzmir, hayallerim çoktan yıkıldı.
Şehirler geçtim sayısız, hepsinde seni aradım İzmir. Ama olamadılar sen kadar, ben seni görmeden sevdim hayalimdeki seni sevdim ve sen beni hiç yanıltmadın. Nasıl da çok korkmuştum ilk kez sana gelirken, ya hayallerimdeki gibi değilsen, sevemezsem diye, ama sen beni hiç hayal kırıklığına uğratmadın. Tam da düşündüğüm gibi, tam da istediğim gibiydin. Onca şehir gördüm ama bir şehir gördüm ki “İşte budur, burada yaşamak istiyorum.” dediğim, teksin hala içimdesin. En sevdiğim şehir diyorsam hala sana kaybettiğim tutkumsun. Kısacık buluşmamızın sonu upuzun bir ayrılık İzmir, yolum düşmüyor artık sana. İnan bugün seni çok özledim…

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Evim Sensin


Benim evim sensin, sende kendimim. Yıllardır içimden çıkmayan aidiyetsizlik hissine rağmen ilk kez kendimi bir sıcaklığa ait hissediyorum, benim evim senin sıcaklığın. Benim yolum seninle; hiçbir yere, hiçbir kimseye ait olamadan uçan kanatlarım senin cennetine kondu. Buradan birlikte uçacağız, görmediğimiz, bilmediğimiz yerlere. Her gün yeniden seveceğiz, her gittiğimiz yerde kendi cennetimizi yaratacağız, her an daha da çoğalacağız.
Benim evim sensin, senin evin benim evim. Sen ve benler iç içe geçiyor bu yerde, biz oluyor sonsuza kadar. Sonsuzluk kaplıyor her yeri boşluk ve aidiyetsizlik hissi kayıp. Kocaman oluyoruz yeryüzüne sığamıyoruz. Biz sonsuzuz, aşk sonsuz.
Benim evim şu an yalnız başıma oturduğum ev, sen kokuyor her yanı. Kelimeler yetmiyor bana anlatamıyorum, susuyorum. Yüzümdeki tebessüm anlatmaya yeter mi mutluluğumu? Bugün hayattan çaldığın kısacık saniyelerde arıyorsun ya beni, birkaç saniye sesini duymak bile sonsuz mutluluk bana. İyi ki varsın, iyi ki sevmişim seni. İple çekiyorum akşamı, gel evimize, sonsuzluğumuza, şimdiden çok özledim seni…

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Postacı Kapıyı Kaç Kere Çalar?


Postacı kapıyı kaç kere çalar dedi diyafondaki ses, korktum henüz beklemiyordum kimseyi. Korktum çünkü kapıda değildi kulağım, çoktan vazgeçmiştim beklentilerden. Kalbimin kapılarını korkarak açardım hep en büyük korkumdu can acısı. Ama kapıdaydı aşık olduğum adam, “Gelmeme daha 1 saat var yemek düşün yapmak için.” diye mesaj atarken elinde malzemelerle kapımızdaydı. Bizim kapımızda, öylesine sahiplendim ki evini onun evi benim evim artık, yıllardır aradığım huzuru büyütüyorum küçücük bir evde sevgimle. Neredeyse sığamadığımız mutfağımızda birlikte yemek yapmaktı mutluluk, saçma sapan gülmekti hayata. Sevmek sade ve sadece sevmekti yaşamak. İnan hiç pişman olmadım o kapıyı açtığıma…  Onlarca kez kapıyı çaldı sanırız belki de ama postacı kapıyı bir kez çalar, sadece bir kez. Diğerleri ya kulakların yanılması ya da korkup açmadığından kaçırdıkların. Bir kez çaldı kapıyı ve ben sonuna kadar açtım kalbimin kapılarını, ben o kapıdaki adamı çok sevdim…

p.s: Minicik bir yazı yazdı kalemim oysa ben içimden nehir olup taşan aşkımdan sığamıyorum bu aralar yere göğe…

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Günler Bizi Kovalarken...


Temmuz da biterken henüz başlayamadığım ama nerdeyse bitmiş bir yazın orta yerindeyim. Bir türlü sevemediğim bir şehirde, hiç geçmeyecekmiş gibi bir yorgunlukla, belirsiz bir geleceğe doğru yol alıyorum. Yazmadığım onlarca yazı var aklımda, aylardır anlatmıyorum ki… Okul bitecek mi, uzayacak mı düşüncesiyle stres dolu günler geçirdim, sevgilim askerden döndü onu bile tam yaşayamadım, büyük bir tempoyla staj, tek ders sınavı koşuşturmacalar yaşadım ve bu arada hem abimi hem de kuzenimi evlendirdim. Abim evlendi artık odam var benim de evde dedim, dedim ama evde de durmak kısmet olmadı. Memleket, Ankara ve Eskişehir arası mekik dokudum yaz başından beri, inanın kaç kez gittim geldim sayısını bende bilmiyorum. Okul bitti, staj az kaldı sonunda vuslata eriyorum, diplomamı almama çeyrek kaldı yine de ben hala rahat değilim ama bir o kadar da rahatım. Şu an tek derdim staj raporunu bitirdikten sonra Ankara’da kalmak için bir bahane bulmak ve sevgilime kavuşmak. Ahhh doyamıyorum bu aralar Cio Çocuk’uma, özledim, çok özledim. Galiba bu kez gerçekten güzel günler beni bekliyor, iş filan da aramıyorum nasıl olsa, kulaklarımı tıkadım ben dinleneceğim. Oradan konuşması kolay son 6 yılı benimle yaşasaydınız, hak verirdiniz o yüzden susun karışmayın bu hayatı ben yaşadım bu kararı da ben verdim.  Alarm kurmadan uyuduğum sabahlar yaşamadan, bir şeyler yetiştirme kaygısı taşımadan yaya yaya yaşamadan birkaç ay dinlenmezsem ömür boyu affetmem kendimi. Sereceğim kendimi Ciocuğumun evine, tek kaygım yemek ve ütü yapmak olacak, istedim olacak…

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Adı Aşk


Sıcacık bir hayata dokunuyorsun, yakıp kavuruyor tüm bedenini. Seviyorsun, aşık oluyorsun, büyük bir tutkuyla onu istiyorsun, ayakların yerden kesiliyor bazen nefesin bile… Tamamen teslim olmak istiyorsun o adama ama bir yanın özgürlük çığlıkları atıyor, hata yapıyorsun ama yine de vazgeçemiyorsun. Aşk mutlulukla mutsuzluk arası dengesizlik hali, saniyesi saniyesine tutmaz ki.
Gözlerinde kaybolmak istiyorum, kalp atışında nefes almak istiyorum, iç içe geçmek istiyorum ayrılmamak öylece kalmak. Tüm dengemi alt üst eden karma karışık duygularımla tamamen o olmak istiyorum içinde yok olmak ve yeniden doğmak istiyorum, bambaşka bir ben ama tamamen aynı ben.
İç içe geçmiş tüm duygularım, benliğim ve bana ait olan her ne varsa. Hayatım hayallerimin çok dışında yol alıyor ve ben ilk kez şikayet etmiyorum, mutsuz değilim; tam tersine öylesine mutluyum ki… Çok benimsediğim evimizde, onunla birlikte bir ömür geçirebilirim ve hiç sevmem dediğim çocukların hayalini kurabilirim. Mutlu bir aile resmi çizebilirim kafamda tıpkı ona benzeyen çocuklarım ile, dünyanın geri kalanını önemsemeden içinde sadece onların olduğu bir hayat. İlk kez böylesine bir hayata dahil olmak istiyorum, o hep kaçıp gitmek isteyen, hayal kuramayan tarafım sustu. Yapılacak çok işim, gidilecek çok yerim var diyen kız kayboldu. Artık yapılacak işlerim hayallerimden çok başka, gidilecek yerlerime onsuz yolum da isteğim de yok. Bilmediğim bir şehre ortasından dalıp, sokaklarında tek başıma değil onunla kaybolmak istiyorum artık. Ben ilk kez çift kişilik bir hayatın hayaliyle yanıp tutuşuyorum…

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Hala Varlar


İnsanlara güvenimi kaybettiğimden beri iyi insanların varlığına da inanmaz olmuş idim. Bütün insanların içinde kötü bir yan vardır ya zamanı gelince ortaya çıkan işte ben ondan korkumdan kimselere güvenmez olmuş idim. Bilmezdim hala varlarmış. En yakınlarımın bile kazıklarını yemişken, dürüstlük yerini dolandırıcılığa, yardımseverlik yerini bencilliğe bırakmışken hala bir yerlerde iyi niyetli insanlar varmış. Dedim ya en yakınlarımın kazığını gördüm ben, gönül borçlarını ihanetle ödeyenler gördüm, en değerli varlıklarını bile üç kuruşa satanlar gördüm. Yaşım 23, henüz yeterince çok şey görmedim ama insanları tanımaya yetecek kadar da çok gördüm. Uzun zaman önce insanlara güvenmeyi bırakmış iken Eskişehir’e staja geldim geçen hafta. Kimsesiz, bir başıma... Yok acıtasyon değil bu, ben istedim böyle olmasını, hani her şartta kalırım ya ben ayakta. Abimin düğününün ertesi günü, babamı hasta, gözümü arkada bırakıp soluğu Ankara’da aldım tek ders sınavıma. 2 gece kaldığım gibi sınavdan çıktım, Eskişehir’e geldim işte bir başıma. Tanımadığım bir şehirde, aklımda sadece birkaç noktası ile öylece kalakaldım otogarda. Hiç tanımadığım bir aile karşıladı beni teyzemin ricası ile. Apart gezdik beğenmedim sesim de çıkmadı ama onların bile gönlü razı gelmedi beni orada bırakmaya, saat olmuş 10 bir otele gideyim dedim olmaz dediler evlerini açtılar hiç tanımadıkları bana. Sofralarında tanrı misafirine bir tabak yemek verdiler, bir de rahat edeyim diye kızlarının odasını. Sabah kahvaltı verdiler, uzak demediler arabayla beni staja bıraktılar. Gün boyu aradılar, durumumu sordular. Çıkışta gittim ben stajdayken bakılmış bile başka apartlara, tek tek gösterdiler, başkaları şurdan şuraya bırakmaz iken yine arabayla. Beğendim birini hadi eve dediler eşyalarımı almaya, yine beni aç göndermediler, eviniz uzak zahmet etmeyin ben giderim dedim, olmaz dediler bize emanetsin yine bıraktılar beni arabayla. Hala arayıp soruyorlar halimi hatırımı, bu şehirden gidene kadar onlara emanetim. Kimselere minnet etmezdim, iyilik beklemeyi ise çoktan bırakmıştım ama ben bu ailenin bana yaptığı iyiliği hayatım boyunca unutmam. Hala iyi insanların var olduğunu bana hatırlatan bu insanları istesem de unutamam. Yapılan hiçbir kötülüğü unutmadığım gibi bu iyiliği de unutamam…