tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

26 Haziran 2012 Salı

Bırakma Beni


Her gün biraz daha sevmek istedim seni, cebimde iyi ki tanımışımları biriktirmek istedim. 24 saat dip dibe geçirelim de sıkılmayayım istedim, gözlerine baktığımda tüm yalnızlığımı unutayım istedim, adım atarken senin her zaman arkamda olduğunu bileyim istedim. Depresyonuma pul biber değil kahkahalarıma sebep ol istedim, geceleri yastığıma döktüğüm gözyaşlarını katlayan değil kurutan ol istedim.  Yüzümdeki gülümseme ol istedim, yarından umudum, varlığıyla yetenim.  Aradığım iç huzurum, gözlerimdeki ışıltı, yaşama sebebim, hayatımın anlamı… Milyonlarca anlam yükledim sana bir de sonsuz sevgi. Sadece çok sevmek istedim seni, dün ve bugünden arınıp yarınlar olmak, ben ve seni bırakıp biz olmak istedim. Yalnızca seni istedim tüm kalbimle…

BENİ BIRAKMA…

25 Haziran 2012 Pazartesi

Uzaklar


Yine uzaklaşıyorum insanlardan, ne onlar beni anlayabiliyor ne de ben onları. Saçma sapan dertlerini dinlemek istemiyorum, dert ettikleri basit problemlere çare aramak zaman kaybı benim için. Kendimin bu aralar büyük bir problemi de yok aslına bakarsanız sadece geçmişte yaşadıklarımdan sonra onlarınki bana saçma geliyor. Çok şükür ben iyiyim ama sessizlik hali sardı yine bedenimi, susmak kendimi iyi hissettiriyor. Konuşmadan gözlerine bakınca mutlu olabildiğim güzel insan, canım sevgilim olmasa bunalıma bile girerdim ama iyiyim sayesinde. Sadece diğer insanlardan uzağım sanki aramızda milyonlarca ışık yılı…
14 Haziran günü Bursa’dan dönerken ön koltukta bir kız çocuğu, çok konuşan bir şey: “Adam asmaca oynayalım mı?” Ben uyuyacağım dedim arkadaşıma sardı, baya uğraştı ama bizden umudu kesti sonunda. Uyuma numarası yaparken biraz kestirdim de hatta oldukça kısa süre. Uyandığımda arkadaşımda bir karış surat, sebebi ne anlamadım ama sormadım da. İnsanlar saçma triplerde oysa ben saçma konularına bile dahil olamıyorum, susuyorum hep, susarsak yaptığım kötü bir şey de ne olabilir ki? Sorgulamadım o yüzden. Eskişehir’de hızlı tren aktarması yaptıktan sonra baktım kız bu sefer de çaprazımızda, arada dönüp bakıyor hala. Arkadaşımın yüzü hala asık, oldukça sinir bozucu kahretsin ki trenin ışığından koridorda uyuyamıyorum da. Yine de kapadım gözlerimi dünyaya, 2 saat sessizce gözlerimi yumarım o bile daha iyi dedim başkalarını çekmekten. Ankara’ya yaklaşırken arkadaşım lavaboya gitti, o gidince kız çocuğu yanıma geldi “Sen ciddiyetsizsin o abla ciddi, ciddiyetsizlik daha güzel” Ciddiyetsizlik ne ki dedim, “ Gülüyorsun ciddiyetsizsin, seni daha çok sevdim.” Susuyorum evet, insanların çok uzağındayım ama yüzümde bir gülümseme, ben susuyorum ama tüm içtenliğimle. O an kız çocuğu fark etmemi sağladı, ne kadar uzak olursam olayım ne kadar susarsam susayım insanlar beni bu yüzden seviyor ve beni sevmeyip gülen yüzüme surat asanlar beni her gün biraz daha kaybediyor. Uzaklar beni çağırıyor, çünkü ben dünyanın tüm olumsuzluklarına rağmen gülümsüyorum ve enerjimi çalan mutsuz ve huysuz insanlarla kalamam…

24 Haziran 2012 Pazar

Şehirler Geçiyorum


Şehirler geçiyorum bir hayalet gibi sessizce… En yakınlarım dışında kimseye haber vermeden geleceğimi, sanki hep oradaymışım gibi laf arası söylüyorum ben şimdi şuradayım, buradayım.
Konuşmak istemiyorum bu aralar sadece susmak, susmak... Bir tek Cio Çocuk’uma konuşuyorum bolca, kalan son enerjimle. Yüzüne her baktığımda alıp içime koymak istiyorum ya onu işte o an enerji patlaması yaşıyorum belki de.
Yapayalnız hissediyorum kendimi, geçtiğim o koca şehirlerde. Ait değilim içinden geçtiğim hayatlara. Ondandır dünyanın geri kalanına arkamı dönüyorum bir onun yüzüne bakıyorum derin yalnızlıktan kocaman bir bütünlüğe geçiş yapıyorum.
Duygularımı yitirmişim çoktandır, baktığım hiçbir yüzde hiçbir şey hissedemiyorum. Sadece Cio Çocuk’umun yüzünde kalbimin atışını duyuyorum. Bazen soruyorum kendime ben yaşıyor muyum? Hissiz, sessiz, aidiyet duygusundan uzak… Sönmekteki nefes gibi solup gidiyorum şehirlerarasındaki yollarda.
Neden böyle oldum bilmiyorum, niye yine bana her yer uzak? Ne bir dostum var içimden geçenleri anlatabildiğim, ne yargılamayacak tanıdıklarım, ne bağışlayacak akrabalarım… Bana her yer ve herkes uzak ve ben buna bile üzülmeyecek kadar hiçbir şey hissetmiyorum. Hiçbir şey umurumda değil bir o olsun yanımda yeter…

12 Haziran 2012 Salı

Benim Babam


Benim babam dağ gibi adam, uzun boyunda değil gücünün sırrı, gururu ve dürüstlüğü için yaşadı onca yıl, iyi bir isme sahip oluşu bundan. Tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş olduğu yere ben sadece 23 yılına şahidim ki o bile büyük bir aşamaydı. Uğraştı, didindi, hayat çokça yordu onu, hızla beyazlayan saçları yılların eseri. İnsanı sever benim babam en çokta çocukları, ondandır kocaman eseri 3 çocuğu. Benim babamın gereksiz yere para harcarken eli titrer ama en lüks yerde bütün mahalleyi doyursa umurunda olmaz. Yemek diyince akan sular durulur bizim evde. Çok paramız yoktu eskiden ama herkes için lüksken dışarıda yemek yemek benim babam toplardı ailemizi hep beraber yemeğe götürürdü, soframızda huzur, bereket, mutluluk eksik olmazdı. Kendine pahalı kıyafetler alırken iki kez düşünür de çocukları oldu mu söz konusu pahalı dese de kıyamaz, en çokta üşümemizden korkar kış günü. En büyük lüksü televizyonu ve sigarası bir de her gün aldığı 3 gazetesine dokunma yeter. Kendinin olmamış üniversite tahsiline fırsatı ama vakıf üniversitesi bile demedi okuttu çocuklarını. Belki eğitimimizle ilgilenmeyi hep annemize bıraktı ama elinden ne geliyorsa yaptı bizim için. 5 yıldır Ankara’dayım bırakmadı bir gün bile parasız, 15’i dediyse de geldi param hep 10’undan önce. Dersten kaldım dediğimde canın sağ olsun senden değerli mi diyen benim babam, biz üzülmeyelim yeter ki o yakar dünyayı. Nüfusa göre balık burcu benim babam ama görmedim hiç duygularını belli ettiğini, bir anası öldüğünde dikkatimi çekti hafif gözü yaşlı. Benim için dünyanın en güçlü adamı babam, arkamda gücünü hissettiğimden kafa tutuşum, ayağımın kaymasından korkmayışım. Ben babasının şımarık kızı, gelsem de 23 yaşıma kapıdan her girişinde, almadan elindeki ekmeği, atlarım boynuna. Ondan der hep babasının körpe yavrusu, derim hep ben körpe değilim ortancayım ama onun gözünde hep küçücüğüm. Aynı ben diye sever beni, huyumuz bir görünüşümüz benzemese de. Gelgitlerim de çekmiş babama, psikolojik yapımız bile bir. Olumsuz göründüğüne bakma dışarıdakiler sanır onu pamuk gibi adam, güler espriler yapar, sevdirir kendini oysa kızdı mı bir bakışıyla susturur insanları, inanın abisi bile korkar ondan sanki odur evin büyük çocuğu, doğuştandır karizması. Nazardan korkar benim babam, dikkat çekmeyi hiç sevmez, takım elbise yakışsa da uzun boyuna şık giyinmekten bile çekinir bırak lüks ev, araba almayı. İnsanlar özenmesin diye uğraşır, sıradan insanlarız biz der sıradan yaşar, dünyanın lükslerinde gözü yoktur aynı babası gibi. Ama titizdir benim babam, kaldığı otele yediği yemeğe dikkat edişi ondan. Düzen nizam onun işidir sevmez salgara işleri. Yemek yapmayı bilmez çay bile demleyemez, yapamaz büyük aşkı annemsiz hiçbir iş. Meyveyi kuruyemişi eksik etmez evden, derki önüme getirmesi sizden. Biliriz ki asıl amacı karısı çocukları dibinde olsun, yapamaz onlarsız.
Kısacası benim babam dağ gibi adam, dünyanın en güçlü babası, en büyük mutluluğum ailemin mimarı. Bilmese okumasa da bu yazıyı iyi ki varsın iyi ki benim babamsın!

11 Haziran 2012 Pazartesi

Git!


Git dedi eşyalarını da topla, bir daha gelme… 
Anlık öfkelerle kırıyoruz birbirimizi, yaralıyoruz ve bir özürle geçer sanıyoruz. Kulağımı tıkıyorum bağırarak söylenenlere, duymazdan geliyorum kırıcı sözleri. Son zamanlarda etrafımdaki herkes düşünmeden kırarken kalbimi, yok sayıyorum duyduklarımı. Çünkü duyarsam gururuma yenilirim, çünkü bir anlık öfkemle çeker giderim ve ben çarptığım kapılara hiç geri dönmedim. Yavaşça kapıyı çekip gitmeyi seçtim, bir gün çok özlersem, geri dönersem kapıyı çalacak yüzüm olsun diye. Ama ben sevdiğim zaman gururum hiç umurumda olmadı.  Dünyayı bile yakacak kadar çok sevdim, sonsuz ve sınırsız sevdim büyük bir tutkuyla. Git derken kal duymayı bekledim, kaldığımda kendimden nefret ettim ama yine de duymadım kötü sözleri, ben çok sevdim…

5 Haziran 2012 Salı

Dünyanın Gailesi


Finaller, projelerin raporları, bitirme sunumu ve jürisi, mezuniyet balosu ve son olarak da bugün kep töreni… Üç nokta koyuyorum çünkü okuma sevdası bitmez, okul bile biter ama extra projeler bitmez. Koşuşturmaktan tahmin edemeyeceğiniz kadar yoruldum, şu an bu yazıyı yazmaya bile vaktim yok aslında. Bursa yollarına düşmeden buraya uğramayı umuyorum. Dönüşüm muhteşem bile olamayacak çünkü hala vakit yok hala yok der bir süre daha veda ederim…

OKUYOM BEN YA!!!

3 Haziran 2012 Pazar

Vakit Hep Erken Ölüme


Bir akşamüstü güneş batarken gittim ben, mevsim bahardan yaza dönerken… Dünyanın tüm enerjisi üstünüze akarken, güneş kıştan çıkmış kemiklerinizi ısıtırken, kuşlar neşeli şarkılarını söylerken, ılık bir bahar esintisinde ve belki yağmurlar ağartırken kirlenmiş derinliklerinizi… Martının kanadında uçtum ben hep istediğim gibi, en sevdiğim mevsimde öldüm ben doğduğum gibi… Sadece en sevdiğim mevsimi değil gençliğin baharını da terk ettim, yorgun bir akşamüstü… O çok sevdiğim ama çoktandır küs olduğum şehirde güneş benden habersiz batarken denize, martıların çığlıklarına tezat bir sessizlikle, kimse görmezken ve duymazken yavaşça ayrıldım aranızdan. Daha yolun başında pes ettim ben, hayallerim terk edilmiş bir çocuk gibi çaresiz ve üzgün baktı arkamdan, gidecek yerlerim yapacak işlerim yarım ve öksüz kaldı, başım sonum belirsizliğe emanet. Enerjimin en yüksek olduğu anda kestiler nefesimi. Bedeliydi ödedim, hep istediğim gibi ruhum özgür artık. Ne varlığım ne de yokluğum belli ederken kendini Sarıçiçeğin ağıtını duydum derinden. Ne gelişim belli idi dünyaya, ne de gidişim. Bitişlerim de başlangıçlarım gibi belli belirsiz oldu hep, plansız beklenmedik. En umulmadık anda kendim bile beklemezken sessizce veda ettim geceye ve tüm yeni günlere. Hesapları ödemeden, başladığım onlarca iş yarımken bir akşamüstü yorgunluğunda yok oldum, gittim ben…
Erkendi her gidiş, sabahın ayazında koyulmadımsa da yola. Erkendi kaç yaşına gelirsen gel anne sıcağından kalkıp gitmek. Üzgünüm ama, bir daha sabahı göremeyecek olmak değil mesele ben daha doymadan kalktım hayat sofrasından. Vakit hep erken ölüme…