tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

25 Şubat 2012 Cumartesi

Kaçış


Sessizliğim çığlıktı hepiniz mi sağırdınız? Susuyordum, uzaklaşıyordum, kopuyordum yavaş yavaş. Görmediniz, duymadınız. Neden diyorsunuz ya bağıra bağıra anlatırken dilimden dökülmeyen kelimelerim, umursamazdınız şimdi ise çok geç. Ben gittim, dur demezken kimse, sessizce gittim. Sessizce veda ettim sizlere, anlamadınız.

Mesafe göreceliydi, çok yakındım ama en uzaktakilerden bile uzak. İki adım olsa ne fark ederdi gitmedikten sonra. Uzaklaşıyordum, yakın görünen bir uzaklığa. Görmediniz ya da görmek istemediniz. Görünmez çemberler ördüm etrafıma, sesi bile geçirmeyen. Duymamakta ısrarcı kulaklarınıza bir fısıltım bile ulaşmasın diye.

Dahil olamadığım çemberinizden yavaşça koptum ve kendi çemberimi ördüm, sessiz bir vedaydı benimkisi. Yavaşça çektim kendimi üzmemek için kimseyi. Beni hiç tanımamış olmanız ne belliydi değil mi? Hiçbir zaman da tanımayın diye kaçarken bile veda ettiğimi anlamayacak kadar tanımıyordunuz.

Hayatımın en zor gidişleriydi bu en sevdiklerimden kaçışım. Kaç kez kaçtım, kaç kez döndüm. Her dönüşümde bir kez daha kaçış sebeplerimi hatırladım ve yine gitmem gerektiğini anladım. Nereye gideceğimi bilemeden sonumun daha iyi mi yoksa daha mı kötü olduğunu tahmin edemeden korku ve üzüntüyle kaçmaktı benimkisi. Görmediniz sel olup akan gözyaşlarımı, duymadınız sessiz hıçkırıklarımı. Böyle olsun istemezdim, hafızalardan tamamen silinip kaybolabilseydim keşke ama yokluğumu fark edeceksiniz ve her şey için çok geç olacak. İçimde dünyanın en berbat duygusu aidiyetsizlik ile gidiyorum ben hoşçakalın…

18 Şubat 2012 Cumartesi

İlk Mim Yazım


Pink Umbrella beni mimlemiş, öncelikle teşekkür eder ve ilk mimime başlarım. Çok heyecan yaptım itiraf edeyim J.

1.Ölmeden görmeyi istediğin bir ülke var mı? Neden orası?
O kadar çok görmek istediğim yer var ki nereyi sayayım bilemedim açıkçası. Benim gibi gezme meraklısı bir insana sorulmaması gereken bir soru bile diyebiliriz J Dubai, Barcelona, Yunan adaları, İspanya, Avustralya, Balkan ülkeleri ve etc… Ülke ülke şehir şehir gezmek hayatta en çok istediğim şey, ha bir de hayatımın bir döneminde İzmir’de de yaşarsam tamamdır diyor ve kısa kesiyorum 

2. Kış mı? Yaz mı?   
Tabiki yaz, soğuktan nefret ediyorum J

3. Hiç saçının tamamını boyattın mı? Pişman mısın?
Hiç boyatmadım. Sadece bir kez oreal ile balyaj yaptırmıştım ve güzel olduğu halde pişman olmuştum. Saçımın doğal rengini çok seviyorum ve bir daha böyle doğal kumralı bulamayacağımdan eminim.

4. Blog'umda en çok ne tarz konular görmek isterdin? 
Şuan ki hali gayet güzel J

5. Yaptığın en çılgınca şey neydi?
Şu an ilk aklıma gelenler akşam 10da karar verip gece 12de otobüse binmem ve gecenin bir vakti bile yalnız başıma fütursuzca sokaklarda yürümem diyebilirim.

6. En sevdiğin tatlı nedir?
Waffle, tiramisu ve kestane şekeri ilk 3'üm ama bütün tatlıların hastasıyım.

7. Hiç bıkmadan kullanabileceğin oje rengi?  
Oje kullanmıyorum ne yazık ki ne zaman sürsem tırnaklarımla oynuyorum ve o iğrenç görüntüden hiç haz etmiyorum. French iyidir yine de J

8. Hayvanları sever misin? Evde beslemeyi istedin mi hiç?
Hiç hoşlanmam hayvanlardan, uzaktan severim diyebiliriz. Ayrıca çok pis bulurum hatta hayvan bulunan evde yemek bile yemem. Bir tek kuş beslemiştim küçükken onu da salmıyordum kafesinden hayvancağıza yazık dedim ve başkasına verdim.

9. Düzenli olarak takip ettiğin bir dergi var mı? Varsa hangisi?
Atlas dergisini 3 yıldır hiç sektirmeden alıyorum ama okuyor musun dersen sadece eklerini J Dediğim gibi içimde bir gezgin yaşıyor.

10. Sence Türkiye'de en yaşanılası şehir neresi? Neden? 
İzmir tabi ki, kendimi en çok ait hissettiğim yer görmeden sevdiğim görünce aşık olduğum şehir derim hep. Sanırım bunda bir süre önce İzmir’de hayalimdeki eve sahip olmamızın etkisi büyük. Maalesef hayalimdeki ev artık bize ait değil.

11. İnsanların sende gördüğü, dile getirdiği en iyi ve en kötü özelliğin nedir? 
Kötüleri yazayım hemen inatçılığım tabi ki. Bütün çevremin en büyük şikayeti, çok yakınımdakiler ise bencilliğimden, ben merkezli hayatımdan şikayet eder. En iyi özelliğim işte bunu düşünmem gerek iyi şeyleri genelde söylemezler :p Buldum sanırım ne olursa olsun insanları yargılamam her durumda yanlarında olurum ve arkadaşlarımın ne zaman bana ihtiyacı olursa her işimi bırakır yanında biterim.


Ve mimlediklerim;
AnoktaA
Misisipi
Agresif Prenses
iDiL
Oburiks
Hemera ve Nyks
İmzacanım
Naley
7.ODA

17 Şubat 2012 Cuma

Bu Kim?


Karlar altında bir şehirde kardan bir kadın…
Buz tutmuş görüntünün içinde sıcacık tutmaya çalıştığı bir kalp…
Gülen bir yüz altında depresif ruh…
Dışarıdan kapanmış gibi görünen ama içten içe acıyan yaralar…
Her gidenin kocaman bir iz bıraktığı b.ktan bir hayat…
Özlenen yaşanmışlıklar, pişmanlık duyulan yaşanmamışlıklar…
Yolunu kaybetmiş hayaller…
Hiç çözülememiş değişken ruh hali…
Yalnızlık korkusu ve tam tersine bağımsız olma arzusu…
Her şeyini istemek ama karşılığında hiçbir şey de vermeme yanılgısı…
Değişken bir hayat yaşamak istemek ama sürüklenme riskini göze alamamak…
Herkes tarafından sevilme isteği ve ilgi beklentisi…
Kötü biri olmak istemezken iyi biri de olamamak…
Tabuları yıkma arzusu tersine yargılanma korkusu…

Tanrım! Nasıl bir insanım ben dengesiz, bencil, inatçı, çıkarcı, kötü ve çirkin? İstediğim nasıl bir hayat? Hastalıklı ruh halimi bende çözemiyorum ve ben bu içimde saklanan insancığı hiç mi hiç SEV-Mİ-YO-RUM!!!


11 Şubat 2012 Cumartesi

Başımda Hala Kavak Yelleri


Eskidendi, çok eskiden… 18 yaşın toyluğuyla bolca kalp kırdım ve kendim de kırıldım. Hırsların savaşını verdik ve hep kaybettik. Farklı bir açıdan bakıyordum, her şey satılıktı ve ben satın alabilecek güce sahibim sanıyordum. Daha kötüsü dünya etrafımda dönüyor ve bütün hayallerimi gerçekleştirebilirim sanıyordum. Başımdaki kavak yellerinin baş döndürücü büyüsüne kapılmıştım, kendimi bir b.k zanneden ergenlerdendim. Çok hayalim vardı, umudum olduğu sürece her şeyi başarabilirim sanıyordum. Aradan geçen 5 yıldan sonra bakıyorum da neden hala başımda kavak yelleri? Artık başında değilim ki hikayenin… Niye durulamıyorum? İçimdeki uslanmaz kız çocuğu hep heyecan peşinde, ayaklarının yerden kesilmediği oyunun başrolünü de reddediyor. Tüm tutkusuyla hissetmeli hayatı damarlarında istiyor. Olmuyor işte hareketli hayatı özlüyor. Bir süre önce durgun, birkaç kişilik, mutlu bir hayat isterken yine o hareketi, tozu dumanı özlüyor. İyi de böyle geçer mi hayat başında hep kavak yelleri? İstediği gibi sınırsız bir hayat yok ki. Nereye kadar meydan okuyabilir zamana? Hayatının mottosu ‘’ Yapılacak çok işim, gidilecek çok yerim var’’ın peşinde nereye kadar sürükleyebilir sevdiklerini peşinde? Gelir mi herkes onunla cehennemin dibine bile? Durulmalı deli gönül, sakinlemeli ve bırakmalı derin denizlere kendini. Yok, olmaz artık uslanmalı, 5 yıl önceki 18’lik kız yok olmalı…



Sezen Aksu - Bir Zamanlar Deli Gönlüm

3 Şubat 2012 Cuma

İdeallerim Var(dı)...


Lisede bıraktığım idealist kız nerede şimdi? Daha o zaman biliyordu ne mühendisi olacağını hedefi vardı, hayalleri vardı, hırsları vardı. Ne oldu o kıza, nereye kayboldu? Ne işi var şimdi hayallerinden kilometrelerce uzakta, hırslarına ve hayata yenik? Bu olmamalıydı sonu, böyle olmamalıydı…
Bir yumruk oluyor oturuyor boğazıma, kabullenemiyorum. Hayallerinden vazgeçmekten daha kötü bir şey varsa o da hiç hayalini bile kurmamışların elinde oyuncağa döndüğünü görmektir. Tanrım ben ilkokuldan beri sınıfın en başarılılarındandım ve şu an onlar içinde en kötü üniversitede okuyan benim. Hayır birçoğu için süper bir okul ve bölümdeyim ama benim hayalimdeki üniversite değil, ne kadar istediğim bölüm olsa da. Hayatı boyunca beni hiç geçememiş olanlar bile geçti ben buna katlanamıyorum işte! Daha dün benimle yarışıyorlardı ne çabuk unuttular? Ben onlara bir kez bile arkama dönüp geçtim sizi demedim ki şimdi zafer sarhoşluğuyla başarılarını anlatıyorlar, yukarılardan bakarken. Kırgınım herkese ve en çok da kendime…
Başarılı bir insansan içinde öyle bir hırs büyür ki başarısızlığı kabul edemezsin bir türlü, işte o yüzden böylesine yeniğim hırslarıma. Zekama öyle çok güvenirdim ki her zaman çalışmadan başarırım sanırdım. Öss’ye çalışmamanın bedelini öyle ağır ödedim ki kendimden küçüklere hep öğütler verdim dinleyemeyeceklerini bile bile. Keşke bana da biri öğütler verseydi… Küçük hatalar hep tren gibi toslamalara mı sebep olur? İnsanın bütün hayatı gençliğinden kaynaklı kendine aşırı güvenden mahvolabilir mi? Oluyor işte… Daha sonra ne yaptımsa olmadı. Hakkımda hayırlısı buymuş dedim kabullendim, annemin sözünü dinledim gittiğim yerde başarılı olayım dedim. Dedim ama olamadım, şanssızlığımdan her işimin ters gitmesi yetmedi, adaletten nasibini almamış, öğrenci aleyhine yönetmeliğiyle öyle bir okula düşmüşüm ki… Hayallerim yalan oldu hayatımsa büyük bir kaos. Ne yapacağım ben şimdi? Gerçekten bilmiyorum. Nasıl mutlu olacağım bu hayatta en büyük amacımı bile gerçekleştirememişken? Umudumu kaybettim geleceğe dair, değil bir yıl sonra bir gün sonramı bile göremiyorum. Boğazımda bir düğüm, amaçsızca bir rüzgarda savruluyorum…
Sürekli bir soru yankılanıyor kafamda, ‘’Hırsları, hayalleri, hedefleri ve kocaman umutları olan o kıza ne oldu? Hayat girdabında boğulup gitti mi o da?’’