tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

27 Ocak 2012 Cuma

Hak mı Adalet mi?

Adaleti tartışıp duruyoruz bugünlerde. Peki ama hangi adaleti? Adalet sadece yasaları mı kapsar, hayatın her yerinde değil midir adalet? En basitinden günlük hayatımızda adalet yoksa daha fazlasını beklemek mantıklı mı? Çalış, çabala karşılık beklemez mi insan? Nerde adaletin tokadı, nasıl bu kadar unutturmuş kendini, şefkatli kollar ona yakışmaz ki? Hani nerde eşitlik, hak, hukuk? Verdiğin kadarını aldığın adaletli bir dünya bu kadar mı hayal?
Sadece bir parça adalet istiyorum, dünya sanki adilmişçesine öyleymiş gibi davranmalarını bekliyorum. Bir hayalin peşinde koşuyorum. Ama ben adalet istiyorum! Ne olursa olsun, bedeli neyse öderim, ısrarla adalet istiyorum. Ballı bir insan olamadım ki hiçbir zaman bütün işlerim tıkırında olsun, şansıma rağmen denedim ben belki bir gün, bir yerde verdiğim emek görülür diye… Olmadı işte o çok beklediğim adalet hiçbir zaman gelmedi. Herkes kendi işine gelen olunca adalet sanıyor ya ben adaletin canımı yakmasına bile razıydım sadece gerçek olduğundan emin olsaydım yeterdi. Hak ettiğim buydu neyse cezası çekerim demeyi de bilirdim ama gerçekten hak ettiğimi bilseydim. Fazlasında gözüm yoktu sadece benim olanı istemiştim, payıma düşenle yetinirdim. Tabağımda kocaman yer açtığım adalet benim payıma hiç düşmedi, ben bu kurtlar sofrasında hep aç kaldım. Yeterince istemediğimden mi çabalamadığımdan mı? Yok hayır ben sadece hiçbir oyuna girmeden dürüstçe beklediğim için alamadım. Başkalarının hakkına girmektense bu yüzden cezalandırılmayı bile göze aldım. 
Yırtıcı hayvanlar gibi paylaşırlarken insanlığın ortak yemeğini ben sadece kendi payımı almak için gayret ettiğimden hiçbir şey alamadım. 3-5 insan kalmışız hala böyle ince düşünen, hak demeden yerlerken başkasının lokmalarını, bizler hala ‘’İnsan gibi yaşamak, insan gibi ölmek.’’ istiyoruz.  3-5 insan kalmışız, bu dünyaya fazlayız, çünkü istemezler çıkarlarına muhalefet edeni, cılız sesimiz bile fazla. Dünyanın en saçma beklentisiydi bizimkisi, adalet bir gün gelir sanıyorduk, yanılmışız... 

23 Ocak 2012 Pazartesi

Kadınlar ve Seks


Türkiye’de kadın olmak ne kadar batıda olursan ol zordur. Sanıyor musunuz ki aptal önyargılar burada değişiyor? Nereye gidersen git yargılanıyoruz ne yazık ki. Çok modern aileler olduğunu varsaysak bile henüz yeterince modern değiliz, en azından benim ailem bir yere kadar modern. Biz senin her zaman arkandayız sana güveniyoruz deseler de benden bu kadarını beklemediklerinden, bunu bile bile kendim olmak öyle zor ki. Emin olun beni gerçekten tanısalardı arkamda durmak bir yana ya etrafıma bir set çekip bunaltana kadar hayatımı kontrol ederlerdi ya da bir daha yüzümü bile görmek istemezlerdi. Bu ülkede kadın olmak zordur, coğrafyasından mı bilinmez ama içine işlemiş aptal kurallar. Bakire olmamak suçtur buralarda, seviştin diye vicdan azabı çekersin, dünyanın en büyük hazzı olsa da yasaktır cezanı çekersin.
Oysa oğulları bu kadar rahat sevişirken neden kızlarına yasaktır? İçgüdüsel değil midir ki mahrum kalmak zorunda olduklarımız? Aileler hadi kendi zamanlarındaki gibi düşünüyor diyorum onları geçiyorum ama peki ya erkekler? Yaşıtlarım neden hala böyle saçma şeylere takılıyor? Kendileri one night stand’lerini gururla anlatırken birbirlerine, neden eğlenmelik, evlenmelik ayrımı yapıyorlar kadınlarda? Bunu yapmayan erkek öyle az tanıdım ki sanki kendileri çok masummuşçasına. Kız arkadaşı olup yine de garsoniyer gibi kullandığı evi olan insanlar tanıdım ben, aldattığı yetmezmiş gibi ‘’Ama ben onunla ciddi düşünüyorum ve onunla bunları yaşayamam aynı zamanda da erkeğim ben duramam.’’ diyen. . Sanıyor musun ki bizim hormonlarımız yok canımız çekmiyor. Bizde istiyoruz, seviyoruz, yapıyoruz. Üstelik sizin gibi de değiliz daha duygusal düşünürüz hoşlanmadan da sevişmeyiz. Ama işte bir kere sevişmişsek artık listenizden düşmüşüzdür. Var mı böyle bir saçmalık ya kendin de yapmazsın karşındakinden de beklersin aynısını ya da yaparsın önemsemezsin kadın yapmış mı yapmamış mı, geçmişi boşver bundan sonra sadece benimsin dersin. Yok yani öyle bir dünya! Sonra kadınlar yiyişiyor da bizi kandırıyor diyorlar ee sen bu kadar ikiyüzlü olursan kusura bakma da hak edersin yani. Ben yapamadım bunu hiçbir zaman geçen yıla kadar yiyişmekten ötesine de geçmemiştim ama onu bile saklamadım kimseden, yaptığımın arkasında durdum çünkü ben dürüstlüğü ne olursa olsun savunan bir insanım. Bu yüzden çok yargılandım evet, duyunca yüzleri de beklentileri de değişti. Beni tanıyınca uzaklaşan pek olmadı genelde alacaklarını almak isterler bunu fark ettiğim için ona göre davrandım Allah için düzgün tiplere denk geldim ama işte yine de kötü hissediyor insan. Seviştiği için toplum tarafından kabul görmeyeceğini düşünmek ne zordur bilir misiniz? Vicdan azabı çektiniz mi hiç zevk alacağınız bir şey yaptığınız için? Ailenizin yüzüne bakmak zor geldi mi hiç?
Kadın olmanın zor olduğu bu ülkede ayıp ve günah diye yargılanmadan yaşamak isterdim oysa. Vicdanım rahat olsun isterdim. Kötü ve çirkin olarak görülmek istemezdim. Evet ben takıyorum başkalarının düşüncelerini. Benim ailem canımdır ve ne yazıkki onların yargıları ile büyüdüm ben. Git geller yaşıyorsam ondan. Ne etrafı takmayan kadınlardan olabildim ne de onların değer yargılarına uyabildim. Böyle istekleri ile kabul edilmiş doğrular arasında kalmış, vicdanına yenik biri oldum işte…




Hoşuma gitti: Kahrolası ön yargılar !!!

17 Ocak 2012 Salı

Tarihe Not


Not 1:
O kadar kolay mıydı sevdiğinden soğumak? Küçücük hatalar bile affedilmez miydi? Bu kadar zor muydu karşındakine inanmak, güvenmek?
Sonunu bile öngöremediğim aşk beni yoruyor bazen. En ufak problemde soğudum senden diyor ya işte o noktada sanki kafama dank ediyor, her an vazgeçilebilir olduğum gerçeği yüzüme vuruyor soğuk soğuk. Neden hep biri daha az sever? Sevgimden başka hiçbir şey veremezken tek gerçeğim buyken nasıl yenilmem sonunu bilemediğim aşkıma? Ya bir gün giderse korkusuyla nasıl emin adımlar atarım geleceğe doğru, nasıl planlarım hayatımı? Ne kadar varsın hayatımda, nereye kadar varsın? Ben ne kadarım sende, nereye kadar girmeme izin verirsin kapılarından? Sorular labirent oluyor kafamda çıkamıyorum içinden, derin bir sessizlik kalıyor geriye bir de bol düşünce… Karanlığa bakıyor, bakıyor ve bakıyorum sessizce…

Not 2:
Evimdeyim, huzurluyum bir de beni sessizliğe boğan düşüncelerim olmasa… Olduğum, göründüğüm ve olmak istediğim hepsi birbirinden farklı 3 kişi, çıkamıyorum çoğu zaman içinden. Ailemi kandırıyorum, kendimi kandırıyorum… Gecenin derin sessizliğinde soruyorum kendime ‘’Ben kimim?’’ Sonsuzlukta yankılanıyor cevabı, ben bile bilmiyorum ki… Cevapsız sorularımın ağırlığı üstüme çöküyor, huzurumun üstüne gölge gibi düşen düşüncelerden kaçıp gitmek istiyorum. En çok olmak istediğim yerden sahte hayatıma doğru…

Not 3:
Hoşuma gidiyor okunmak… Hiç kimseye kendimi anlatamadığım en yakın dostlarımın bile beni gerçekten tanımadığı bu dünyada, bir kuyuya bağırır gibi gizlice kendimi anlatmak hoşuma gidiyor. Hak verilsin ya da yargılanayım diye değil sadece biri umursayıp okusun yetiyor bana. Konuşamadıklarımı yazıyorum, sanki dertlerim bitecekmiş gibi yazıyorum, bitmeyeceğini bile bile… Yazılarıma yüklüyorum ruhumun ağırlığını, yıllardır yazıyorum ama geçen yıl nisandan beri cesaret ediyorum başkalarına okutmaya. İyi ki o en bunalımlı halimde, artık ölmeyi bile isteyecek noktaya geldiğimde yazmaya karar vermişim, yoksa bugün bu kadar bile olamazdım. İyi ki varsınız Sayın Dinleyenler, beni bugün ayakta tutanlar sizlersiniz…

15 Ocak 2012 Pazar

Hesaplar Kapanırken


Hesapları kapattım, gidiyorum. Sanki hayatı terk ediyormuşum gibi bir hava versem de bu aralar, sadece şehri terk ediyorum. Evime gidiyorum annemin babamın dizinin dibine…
Bitirme sunumunu yaptım bir de dersimin birini bıraktım tek ders yolu açıldı gibi. Sunum arkası geçen yıl projeler sırasında yalan söylediği için aramızın fena halde bozuk olduğu arkadaşla oturduk, konuştuk. ''Kırdık ve kırıldık ama kin tutmak için hayat kısa tamam eskisi gibi olamaz belki ama Allah’ın selamını esirgemenin de lüzumu yok. Böyle köşe bucak kaçmakla olmuyor.'' dedik. Bunu yapmamız da bende kaynaklandı aslında son yazımı yazdığım gece moral bozukluğu ile uyuyamadım pek. Düşündüm, sorguladım, yargıladım ve karar verdim. Son zamanlarda birçok dostumla arama mesafeler girmişti, neden benden uzak duruyorlar acaba dedim, ben kötü biri miyim? Sonunda şu an okulda yanımda kalan tek yakın arkadaşımla (CanDost diyeyim ben ona) konuştum perşembe günü. Kararlar verdik ve eski dostum lisedeki en yakın arkadaşıma da (o da Po) mesaj attım o gün. Sonra konuştuk o da çok sevindi duygulandı cuma akşamı için sözleştik fakat bir dizi aksaklık sonucu anca bu akşam yani cumartesi görüşebildik. Her ne kadar sizler bilmeseniz de geçmişte bir dizi yanlış anlaşılma sonucu uzaklaşmış, birbirimize kırılmış ve araya giren zamana yenilmiştik. Çok sevdiğim dostumla çok az görüşür olmuştuk. Kendimi sorgularken fark ettim ki kendimi anlatamamışım, benim kıskandığım Eşekkafalı değil Po idi. Ben dostumun yanımda olmasına ihtiyaç duyduğum anda onun yanına gitmiş olmasına kırılmıştım. Bunları önce CanDost ile konuşmuştum ve kendisine de anlatmalı, onu kaybettiğim için üzgünüm kendimi iyi ifade edemediğim için böyle oldu belki de dedim ve aradım iyi ki de aramışım. Ama o zaman için bilmediğimiz bir şey varmış ben de o da kötü bir dönemdeymişiz ve ikimizin de birbirinden haberi yokmuş. Ben onun benim yanımda olmasını isterken o da şehirden kaçma isteğindeymiş o an için. Birbirimize anlatmadan, bilmeden bazı şeyleri yanlış anlaşılmalara yenik düşmüşüz. Şu an çok mutluyum, onu kaybettiğim için onca zamandır üzülürken asıl yapmam gerekeni yapmak yeni aklıma gelebildiğinden.
Öncelikli olarak onunla görüşmek istesem de cuma okuldaki arkadaşla da bir anlık gazla görüşmüş olduk. Uykusuz gece bana radikal kararlar aldırttı çok da iyi oldu.  Aldığım tepkiler de olumluydu ve sonunda hesapları kapattım. Bugünkü konuşma oldukça duygusal geldi ama bana, öyle özlemişim ki onunla konuşmayı inşallah Ankara’ya geri geldiğimle uzun bir görüşme yapmayı planlıyoruz araya giden yılları, olayları kapatabilecekmişiz gibi.
Benim büyük hatam sevdiklerimden çok fazla şey beklemem, ne zaman kötü dönem geçirsem yanımda olmadılar diye dostlarıma küsüp arkamı dönmemdi. Ama unuttum, hatasız dost arayan yalnız kalırdı ve her şeyin sonu yalnızlıktı. Son zamanlarda öyle yalnız kalmaya başlamıştım ki sarsılıp düşünmeye ihtiyacım varmış. Şu an huzurluyum ve bir huzurla saatlerdir yağan karın yolları kapatmasından korkarak, bu romantik havada Ankara’yı terk ediyorum 6 saat sonra… Yuvam beni bekliyor, özlediğim sıcaklığı ve şefkatiyle. Masummuşçasına sığınabileceğim tek yere doğru yollar yine beni savuruyor…

12 Ocak 2012 Perşembe

Yazı İşte Ne Olsun!


Sınavlarım bitti atlattım filan ama rahatlamak yok bitirme sunumu var hayır 2 dönemde anca bitirdiğimiz yetmezmiş gibi sanırım ben bitiremiyorum bu okulu çünkü tek dersten fazlasını bırakıp tek ders sınavıyla yırtamayacağım gibi gözüküyor şu haliyle. Sanırım hocalar bir yıl daha o güzel!? yüzümü görmek istiyor. Keyifleri bilir yani ben yapabileceğimin en iyisini yaptım tam 2 aydır nerdeyse her gün ortalama 4 saat uyuyorum. Yani daha fazla çalışmam gibi bir durum söz konusu değildi ben eşek gibi çalıştım da onlar görmedi. Bari uykuya hasret kalmayaydım bu okula yaranılmaz ki ne sanmıştım ne zaman hak ettiğimi aldım? Hayır yani kul hakkı, hak etmediğim hiçbir şeyi istemiyorum derken ben kopya da çekmedim üniversiteye geldiğimden beri ve yaranamadım. O değil de hakkım olanı bile alamadım, gözünüze dizinize dursun e mi? Yok hala vicdan yapıyorum böyle dedim diye bu iyi niyetle benden adam olmaz. Bu dünyada hakkı yenenlerin şerefine içiyorum bu gece. (Cio çocuk alkolü yasakladın biliyorum ama yılbaşından kalma biralarımız duruyor ve onları eve gitmeden tüketmem gerek. Ev arkadaşlarım rahatsız olmasın diye yani kesinlikle moralim bozuk olduğundan değil L) Cio’cum bu arada beni çok üzdün bugün. Ne öyle senin de mi yaşam enerjini aldılar? Bugün moral olarak çökmüş gibi gördüm seni aklım sende kaldı bilesin. Bir de beni boşver hayatına bak dedin bende hayatım sensin bakıyorum zaten dedim ya abartma dedin sende aşk olsun yani kırdın beni ne abartısı hayatım, şaka gibi geliyor olabilir ama aşık oldum ben diyorum. İnansan artık diyorum.
O değil de bu ne b.ktan bir yazı oldu canım kadar sıkkın, bezmiş bir yazı, güne uyumlu. Mutlu olmayı da denedik oysa dostlarımla aylar sonra görüştüm dediler ki 4 ay oldu galiba görüşmeyeli, zaman kavramının bile yitip gittiği hayatımda bende mutlu olabilirdim. Ama olmadı kısmet neyse hadi bu yazı bitmezse kusabilirsiniz noktalayayım, sarhoş da değilim dipnot. Bay bayyy.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Aşk Hastalıktır


Arayamıyor, sesine bile hasretim ama bir günüm, bir saatim bile onu düşünmeden geçmiyor, Cio Çocuk’umu düşünmekten hayatım sekteye uğruyor. Aşk yanında olmasa bile onu yaşamaktır ve ben bunu iyice abartmaya başladım, kötü şeyler aklıma geldiğinde sinirlene bile biliyorum. İtiraf ediyorum düşündükçe daha b.ktan bir hal alıyor, paranoyak bir şekilde sürekli benden bir gün sıkılırsa ne olur diye düşünüyorum, sonra her seferinde bir yerden sonra geçmişe bağlıyorum ve kıskançlık krizlerine giriyorum. Biliyorum benden öncesi beni ilgilendirmez tıpkı benim hayatımda olanların onu ilgilendirmediği gibi ama kıskanç bir tipim işte kendime engel olamıyorum. Zaten rengarenk geçmişi kendiminkini bembeyaz bile görebiliyorum o derece yani. Bir de benim salaklığım tabi o kadar çok soru sordum ki öğrendim de başım göğe erdi sanki daha çok delirdim, kendime işkence resmen. Sürekli hatırlatıyorum kendime geçmişi de geleceği de bırak anı sonuna kadar yaşa ama olmuyor. İlk defa geçmişi böylesine silmek istiyorum yaşanmamış olmasını tercih ederdim ve ilk defa gelecek planlarım tek kişilik, bana özel değil. Bütün hayatım geçmişten geleceğe sadece ondan ibaret olsa bir gün bitme ihtimali bile olmasa çok iyi olabilirdi. Keşke insanlar aşık olunca geçmişi silebilseler hafızalarından, bir daha hatırlamasalar. Mesela ilk tanıdığım erkek o olsa ve o da sadece benim olsa sonsuza kadar, geri kalanı hiç yaşanmamış gibi olsa, ne güzel olmaz mıydı? Hastalıklı aşık PukiDiki oldum iyice, uzakta olması bana yaramadı unutursun diyordu tam tersine ben kafayı onunla bozdum.
İşte sürekli bunları düşünüyorum ihtimaller bile beni delirtmeye yetiyor korkuyorum anlıyor musunuz? Üstelik artık biliyorum ki sonsuza kadar sadece onu istiyorum. Dünyanın hiçbir sevişmesi aşık olduğun adamla sevişmek kadar mükemmel olamaz. Yeterince sevmediklerinin her dokunuşunda tiksinebilirsin ama aşık olduğun adam dokunursa yanarsın hatta erirsin. Ve iddia ediyorum ki bir kez aşık olmuşsan bir daha başkasıyla sevişemezsin. Böyle bir hazdan mahrum kalmamak için Cio Çocuk beni hiç bırakmasın diyenler?


Dinlenesi…


3 Ocak 2012 Salı

Mavi Uçurtmam


Kırılgan ruhu hayatın hoyrat ellerinde savrulup duruyordu. Güçsüz görünen ama dünyaya savaş açmış bir kız çocuğu yılmadan herkese meydan okuyordu. Yenilgiyi kabul etmeyişi genlerindendi. Oysa orada mavi bir uçurtma artık nazlı nazlı salınarak şarkısını söylemiyordu.


Uçurtmam tellere takıldı diye göklere bile küserdim ben…

Bir de şimdi bak o kız çocuğuna, inatçı ifadesi bile silinmiş yüzünden…

Karmakarışığım bu aralar, bıkkınlık hali tüm benliğimi sarmış durumda. Uzun zamandır bir savaşın içinde(y)dim, hiç vazgeçemediğim hırslarımla bir bütünlük içinde mücadelemiz devam ediyor(du). Ama nereye kadar dayanabilirim bilmiyordum. Hayat son 4 yıldır hücumda, derdi ne benimle bilinmez ama tek bir şey var ki ben çok yorulmuştum. Ağzıma kadar doldum sanırım, ruhum, bedenim, aklım hepsi yitik. Sınırların sonuna geldim, sonunda ulaştım sanırken ufuk çizgisi sandığımız yer camla kaplı bir manzaraymış. Dokunmamla birlikte tuzla buz oldum, daha başka gidecek yer olmamasının hayal kırıklığındayım, tükendim… Aklımı kaçırmadan önce durup dinlenmezsem tam da bu noktada, sonuç bir felaket olacak gibi. Üstelik yapayalnızım, bir elin parmağını bırak, üçü bile geçmez dostlarımın sayısı, uçurum iyice büyüdü. Sanırım haklılarmış bütün dünyaya karşı savaş açarsan, kazansan bile yalnızsın… Çok yalnızım, nefes alamadığımda bile kimse durup tutmuyor elimden. Kırgınım herkese ve her şeye, her zaman yanlarında olduğum insanlar nerede? Dünyaya küstüm ama kendimi dünyaya bedel gördüğümden değil tam tersine bir kum tanesi kadar değersiz oluşuma kızgınlığım, bir kum tanesi kadar hırpalanmışlığıma. Herkes gibi aciz düşmüş olmama… Ama en çok gökyüzüne küskünüm özgür ve savaşçı ruhumun simgesi uçurtmamı kırık dökük öylece bıraktığından…

1 Ocak 2012 Pazar

Yine Bitti...


Yeni yılın ilk gününe kar yağıyor Ankara’ya. Sabah sevgilim gitti, evet 48 saatlik yol izni yetmiyor, evet vedalar her seferinde zor... Heyecanla beklerken, dakikalarını bile saydığım geçmek bilmeyen zaman öyle hızlı geçti ki, keşke ayrıyken de bu kadar hızlı geçse dedirtti bana. Tadı damağımda öylece bitti, gitti... 2011’de bitti, gitti işte, ne kaldı geriye? Sabah yağmurlarla yolladım onu şimdi ise kar yağıyor Ankara’ya. Küçükken nasıl isterdim yılbaşında kar yağsın, ailemle birlikte yaşadığım evimizin önündeki çam ağaçları beyaza bürünsün diye. Hiç yağmazdı, şimdi neden yağıyorsun kar? Ne evimdeyim ne bir manzaram var ne bu manzarayı paylaşacak kimsem ne de o kadar mutluyum. Neden şimdi kar? Bütün hayatımın bir zamanlama hatası olduğunu hatırlatmak bu kadar mı mutlu ediyor sizi? Sahi doğduğumdan beri zamanlama hatası olmam neden? Bende herkes gibi koşmadım mı hayallerin peşinden, herkes kadar çok istemedim mi? Benimkiler neden anlamını yitirdikten sonra gerçekleşti hep, umudumu yitirene kadar nerelerdeydi? Bildiğim tek bir şey var hayat ben ne zaman hayallerimden vazgeçsem, yenilgiyi kabul etsem sen o çok istediklerimi verdin ve onlar bana her seferinde 1 numara küçük geldi. Geçmiş ola hayat, ben yine vazgeçtim…


P.s: Şimdi bir kar manzarası çizmek isterdim tuvale ama zamanım yok, zamanım olduğunda ise isteğim…