tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

25 Aralık 2011 Pazar

Potpori




100. yazıma yaklaştığımı fark ettiğimden beri düşünüyorum ne yazsam diye. Yeni yıl geliyor, sevgilim, bitanem, Cio Çocuk’um hiç ummadığım halde yılbaşında yanımda olacak, hayatımı eskiye göre düzene koymuşum, uzun zamandır olmadığım kadar mutluyum filan şöyle güzel bir yazı yazmak istedim. Özel bir şey olsun istedim de hep bildiğim gibi ben ısmarlama yazı yazamıyorum arkadaş, ne geliyorsa içimden o işte. Yazamadım. 1 yılın analizini yapmak istedim aslında biraz ama yazdıklarım kimseyi üzsün de istemiyorum. Dostlar, sevgililer, aile fertleri bol kayıplı bir yıldı 2011 ve hepsi de bir zamanlar özeldi. Hayatımın bir döneminde yer almış kişiler burada yazdıklarımı bilseler anıları ifşa ettiğime kızarlardı, sonuçta bir zamanlar yaşananlar da kendileri gibi özeldi.  Daha da önemlisi şu an hayatımı yoluna koydum ve hayatımda çok sevdiğim, benim için çok özel biri var ve kimse umurumda olmasa bile o umurumda. Cio Çocuk blogumu biliyor ve genelde burayı okumuyor sanırım, anladığım üzere eski yazılarım biraz can sıkıyor. Bende bazen eskiye dair ne varsa silmek istiyorum buradan ama kıyamıyorum çünkü zor günlerimde rahatlamak için, kendimi yenerek, cesaretlenerek yazdığım şeylerdi hepsi. Çocuğum gibi yazılarım silip atamıyorum ki.
Her neyse konumuz bu değil ne yazayım diye o kadar düşündüm bulamadım o yüzden bir potpori yapmaya karar verdim J




Bir arkadaşın paylaşımı sağolsun aklıma düşürdü yıllar sonra ‘’My Girl’’ü. 90’larda çocuk olup bu filmi bilmeyen yoktur herhalde. Bir dönem çocuklarının psikolojisini bu film bozdu resmen. Ve tabi bende hep ağlardım bu filmin sonunda o yüzden dedim kendime hayır bunu yapmayayım, izlemeyeyim şimdi değil daha sonra. Ama dayanamadım hemen torrentledim ve izledim. İzledim mi sahiden? İç çekmekten, ağlamaktan izleyememiş olabilirim. Nostaljiden de öte ben çocukken bile bu kadar ağlamamıştım bu filme, hem de filmin başından sonuna hiç susmadan ağlamacasına. Resmen gözlerim şişti başım ağrıyor. Kendime işkenceydi bu. Kız ‘’O benim en iyi arkadaşımdı.’’ diyor benim aklıma kendi cümlem geliyor ‘’Ama o benim arkadaşımdı.’’  Yoğun dönemlerde hiç çekilmez bir hal alıyorum, normalde bile ağlayacağım şeyler yapıp kat ve kat fazlasıyla ağlıyorum. Tebrikler kendime…
                                                                                                                                       22.12.2011


Dışarı çıktım hava kararmış, yağmur yağıyor. Yağmur romantik, gökyüzü ışıklar harika da ben havamda değilim, buz gibi titriyorum. Hay aksi ince de giyinmişim bu kadar geç biteceğini ve havanın bu kadar soğuyacağını nerden bilebilirdim. Metroya kadar zor yürüdük öyle acı bir soğuk vardı bugün Ankara’da. Sabahın köründe okula gidip bütün gün rapor yazmışız okul boşalana kadar. 8’de kapıları kapatıp çıktık resmen. Üstelik okulumuz hala inşaat içerde de üşümüşüz yeterince boğazım ağrıyor, eyvah hasta oluyorum. Merhaba kış, yine soğuksun Ankara’ya zaten ne yakışır ki? Evime ulaştım sıcak yatağıma attım, kendimi ısıtmaya çalışıyorum şu an ama bana mısın demiyor. Sıcak şeyler içiyorum yok yine olmuyor.  Anlaşıldı bana yine kış geldi, hasta oluyorum, tebrikler yine bana…                                                                                                                                                                        
                                                                                                                                      23.12.2011



Kar yağıyor bugün Ankara’ya, yağmurdan bile romantik olabilirdi eğer ben evimde, odamın penceresinden izliyor olabilse idim. Bu cumartesi sabahın köründe kalkmış olmasa idim hayat da bana güzel olabilirdi. Yok olmadı yine haftalardır yaptığım gibi haftasonum bile sabahın köründe başladı. Sahi uzun zaman oldu yapacak hiçbir işim olmadan miskin miskin yatağımdan çıkamadığım bir haftasonu yaşamayalı.
Kar yağıyor bugün Ankara’ya… Kar hafif, yorgunluğum ağır. En sevdiğim renkti beyaz, masumiyeti taşırdı içinde. Ama karın beyazı bile artık kandıramaz beni, büyüdüğümden beri soğuk yüzünden nefret ederim. Çünkü çocukluğumun sıcak evinden bakmıyorum artık kara ve benim için oyun yağmıyor gökyüzünden. Üzgünüm, büyüdüm kar bile beyaz değil artık…
                                                                                                                                      24.12.2011




Cio Çocuk’umun gelmesine 5 gün kaldı J Mutluyum, mutlu, mutluyuz! Fakat bu Ankara havası can sıkıyor yahu. Kar, yağmur filan yok bugün sadece bunaltıcı. Gerçi ben sonunda 10’a kadar uyumayı başardım bugün bir şey olduysa da ben göremedim. O saatte de uyanmazdım da Cio  Çocuk’um aradı işte numarada o şehrin kodunu görünce anında kalktım telefonu açtım. Sabahları sesim b.k gibi çıkar benim, boğazım filan kurumuş olur. Uyandıranlar hemen anlar da öyle bir heyecanla kalktım ki hiç çakılmadı sesimden çok da iyi oldu. Uyandırdım diye düşünmesin J Başkası olsa meşgule alırdım o derece keyif yapasım vardı bu iç sıkıcı pazar günü. Yorgunum ve havlu attım artık. ‘’Ben bugün uyuyorum derslerin canı cehenneme’’ demiştim. Bir zaafım var işte uyandırdı bende ee madem uyandım ders çalışayım bari dedim. Şimdi ben bir duş alacağım, kendime geleceğim ve dersimi çalışacağım.                                                                                                                                 
                                                                                                                                      25.12.2011













Potporimi burada noktalıyorum Sayın Dinleyen. Hepinize mutlu mesut yıllar, hayatınızın tadı şekerimsi olsun. Herkese sevdikleriyle dopdolu bir yıl diliyorum. Beni dinlemeye pardon izlemeye devam ediniz Sayın Dinleyen. Ha bir de ben de daha nice 100. yazı göreyim en sevdüklerümlen hep beraber inşiallaahhhh J


22 Aralık 2011 Perşembe

Özet Geçeyim


Sevgilim askere gitti, vedamızı ve özlediğimi yazdım filan ama gerisini getiremedim bir türlü. Öyle yoğunum ki bu aralar bir yandan vizeler tam gaz devam ediyor, sunumlarım başladı, bitirme projesi hazırlıyoruz, her hafta Sincan yollarında fabrikaya gideceğiz diye helak oluyoruz falan filan işte. Anlayacağınız üzere dünyanın telaşesi hiç bitmiyor. Rapor yazmaktan, tez okumaktan, uykusuz gecelerden ve kahveden nefret ettim iyice. Herkes son yılda rahat olunduğunu söyler ama ben geçen yılkinden bile yoğunum. Arkadaşlarım duyunca sen ölüyorsundur o zaman geçen yıl bile yüzünü göremiyorduk diyorlar. Gerçekten ölüyorum sanırım, uyumak istiyorum diye ağlıyorum bazen, tabi bu sinirlerimin bozuk olmasından da kaynaklanıyor olabilir, biliyorsunuz ayrılık zor ;) Bunlar yetmezmiş gibi bir de kendi kaşınmalarımız sonucu Bursa’da bir otomobil fabrikasında proje yapıyoruz, havamı atmadan da geçemeyeceğim. Derslerim kalmaya doğru gidiyor ama havamdan da ödün vermem yani J. Laf aramızda finaller de kapıda 30’unda vizelerim bitiyor 2’sinde de finallerim başlıyor kısacası yılbaşı da neymiş modundayım ve daha fenası usta birliğine geçmeden sevgilim gelecek o haftasonu Ben ders çalışırım yeni yıla girerken o da oturur yanımda artık daha iyi bir planım yok ne yazıkki. Yok ben gerçekten ölüyorum stres öldürmüyor adamı süründürüyor. Gözaltı torbalarım öyle güzel yerleştiki yüzüme herkes yorgun görünüyorsun diyor tabi bu moralimi daha da bozuyor. Neyse umuyorum ki hepsinin üstesinden gelirim, sevgilim de geliyor zaten o gelince düzelirim ben, askerliği de çok güzel bir yere çıktı buna bile doğru düzgün sevinecek zaman bulamadım. Hayat kaçıyor yine ellerimden ben yakalayamıyorum. Dünyayı ben mi kurtaracağım gerekirse bir dönem uzatırız okulu benden kıymetli mi pehhh J. Böyle dediğime bakmayın kendimi kandırıyorum dehşet gerginim bu ara. Hadi hayırlısı.

p.s: Anketimi yanıtlarsanız da çok memnun olurum, değişiklik iyidir J

16 Aralık 2011 Cuma

Sesini Duyabilsem...

Seni görmediğim 10. sesini duyamadığım 3. gün biterken ağlayarak yazıyorum bunları… Ama üzülme sakın çünkü çok ağlamadım sadece birazcık aklıma geldikçe, aslında hiç aklımdan çıkmadın da böyle yalnız kalınca işte geceleri… İyi ki vermişin parfümünü, yastığıma sıktım üstüne de gözyaşım… Sen kokuyor yatağım, geceleri daha zor geçiyor… Neyse ki hayat yoğun geçiyor çok ağlamadan sızıp kalıyorum merak etme. Çok özledim seni ama alışıyorum. Asıl seni düşünüyorum nasıl kötüsündür şimdi orada, sende kendini o kalabalığın içinde yalnız hissediyor musun geceleri? Dün Öyle Bir Geçer Zamanki son bölümü izledim Soner ve Aylin aynı bizim gibi uyuyorlardı, izledim ve ağladım. Seninle uyumayı çok özledim, sen ısıtmayınca üşüyorum sanki geceleri. Senin tenin sıcak… Sabahları ilk gördüğüm sen olmayınca dünya o kadar da güzel görünmüyor gözüme, hayatımın tadı sensin…
Yine o şarkıyı dinliyorum. Hayat ne garip, bir yıl önce yalnız başıma dinliyordum ve hiç kimseyi hatırlatmıyordu bana. O zamanlar tahmin bile edemezdim seni böylesine seveceğimi ve özleyeceğimi. Yaşadığım her şey, geçtiğim her yol beni sana getirenmiş. Bugün geçmişimle barıştıysam, kendimi artık seviyorsam ve içimde hala iyiliğin olduğuna inanıyorsam sayendedir. Öyle farklısın ki benim için belki de kelimelere döküp anlatamadığım bu. Herkes kötü biri olduğumu söylerken, hiç düşünmeden yargılarken beni olduğum gibi kabul etmen, iyi biri olduğumu hatırlatman ve dünyaya küsmüş arkamı dönmüşken yalnız olmadığımı hissettirecek kadar kocaman olman… Sadece bunlar değil öyle çok şey var ki anlatamıyorum ama zaten aşık olmak için bir sebebe de ihtiyaç yokki seni sen olduğun için seviyorum işte. İyi ki varsın iyi ki sevmişim seni. Birkaç ay değil bir ömür bile beklerim seni. Ama yine de sesini duyabilsem... Dünyanın en güzel gülen erkeği seni çooooooooook seviyorum.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Unutma İnsanoğlu!


Unutma insanoğlu sonu yalnızlıktır. Herkes gider, kalırsın bir gün tek başına. Döner bakarsın da yürüdüğün yola toz topraktan ibaret izlerle dolu bir yoldur, satır aralarında yaşanmış. Bakarsın da bir labirenttir yolun, karmakarışık geçtiğin her durak.
Unutma insanoğlu doğarken yalnızdın, giderken daha yalnız. Yoruldunsa yaslanma kuru bir ağaca, yarın senle olmayacak gölgelerde konaklama. Bakma boşuna etrafa bir tek sen varsın, bu yol senindir, yoktur canına bir yoldaş.
Unutma insanoğlu yalnızca insansın, koskoca evrende bir tek insan. İçinden geçtiğin her hayat ayrı bir dünya, sende bir sen kalırsın gerisi hayatta teferruattır. Başını döndürmesin onca renkli yaşam hepsi ambalajdır, görünüşte seninki de bir başkasına cafcaflıdır.
Yol biter, ateş biter, ışık biter, su biter, toprak biter, hava biter… Bir siyah kalır geriye bir de beyaz. Her şeyin arası vardır da bunun kendi arasatta. Her şey biter, her şey gider. Bedenler ölür bir tek ruhun kalır geride. Anlarsın o gün, yolu yürüyen ruhundu velhasıl. Her şey aynı sona varır, o mezar ki yaşanmamış hayatların emanetçisi.

11 Aralık 2011 Pazar

Vakit Tamam...

Zamanın tik tak’ları vururken bu akşam vaktini, ne yazık ki geldi veda zamanı… Şimdiden derin bir özlem sardı içimi. Pazartesi son uyanışımı yapmıştım yanında, 1 hafta oldu, kamerada görmek, telefonda sesini duymak yetmiyor ki, nerde sıcaklığı, kokusu? Sanki bir yanım öldü, öyle gri yaslı bir hava var üstümde. Zaman telefon başında heyecanla beklenecek günlere vuruyor şimdi, 1 dakikalık kısacık bir konuşma için sonsuz heyecanla. Mayısa kadar yalnızca derslere odaklanıp içimi kaplayan özlemi görmezden gelme vaktidir şimdi. Şalterler kapansın, hayat dursun bizim için. 


Düşünüyorum da geçmez denilen ne zamanlar geçti. Stresli, belirsiz, acı… Bugünler de geçecek elbet benim hala umudum var, karanlık ve karamsar içimde güneşe muhtaç büyüttüğüm. Geçecek işte şehirler arası bir yolda bitmeyecek satır arası hikayem. Sonsuza kadar gelmeyecek olanı beklemekten daha mı umutsuz ki benim hikayem? Bekleyeceğim, dayamadığımda yanında biteceğim. Zamana ve mekana yenilecek kadar küçük değil aşkım. Söz verdim diye değil, ben istediğim için, onsuz nefes alamadığım için sadakatle bekleyeceğim…

Ve aradığımız kişiye artık ulaşılamıyor. Bilmediğim numaralardan gelen kısacık aramaların beklentisi başladı… Güle güle git, güle güle gel bitanem…

9 Aralık 2011 Cuma

Yaşlanmak mı?


Yaşlandığımı hissediyorum resmen! Tanrım ben eskiden yolu ne kadar çok severdim gözümü bile kırpmazdım, noluyor böyle resmen uyuyakalıyorum otobüste? Ben yola bayılırdım daha Türkiye’yi ve dünyayı gezecektim, asfaltları ağlatacak ama ben yorulmayacaktım, artık yoruluyorum işte itiraf etmek istemiyorum. Otobüs beni nereye götürdü ona geleyim en iyisi. Dün gece yolumuz Bursa’yaydı, bir otomobil firmasında proje diyelim. Karı kışı gördüm, yolun trafiğe kapanmak üzere halini filan aştım, uyudum, tatlı bir kar altında molada buldum kendimi derken sabah Bursa’daydık. Fabrikaya bayıldım filan bunları anlatmak istemiyorum taktım kafaya ben yaşlanıyorum, bu aralar her alanda etkisini gösteriyor ilerleyen zaman. Hayır yakın zamanda fark ettim ben eskiden sabaha kadar çalışır, sınavlara da 1 saat uyuyup giderdim. Ona da dayanamıyorum artık kesin yaşlandım. Bu halim hayra alamet değil. Psikolojim çok etkilendi öyle böyle değil yani. Ben daha yıllara meydan okuyacaktım, yapacak çok işim gidecek çok yolum vardı. Yorulmadan, herkesi hayran bırakan enerjimle daha çok yol alacaktım. Ama olmaz ki ben daha yaşlanamam! Benim hayallerim var, onlar ben ölmeden ölemez tamam mı? İzin ver bana, planlarım nihayete ermeli! Sevgili 23 gelme boşuna ben burada biraz daha konaklayacağım ilerde görüşürüz…

5 Aralık 2011 Pazartesi

Veda


Alışamamışım vedalara çünkü hep giden benmişim. Tek taraflı bakmışım vedalara, tam olarak bilememişim. Hep giden olmuşum da kalan olmanın da kekremsi tadı bir farklıymış.  Aynı yerde kaldın gibi görünürken bundan sonra her şeyin çok farklı olacağını bilmek kötüymüş. Giden olmak mı, kalan olmak mı zor diye sorarsanız da bence ikisi de zormuş. Kendine göre zorlukları varmış ikisinin de. Şu an içinse zorunluluktan olduğu için bu gidiş, ona daha zor tahminimce.
Eksildim sanki bu sabah. İlk derse girmedim biraz daha sarılayım yatakta diye. Ona da yalan söyledim.
 -Uykum var geç gidecem ben.
Sıcaklığını ve kokusunu kazıdım hücrelerime, yokluğunda sarılayım diye. Tabi ki sadece 1 saat kazandım fazladan, sonunda gözlerimi açtım.
- Derse girmeyim dicem ama şimdi gitmezsem zor bırakırım seni, en iyisi derse geç kalmamak için gideyim.
- Bence de hadi artık git. (Aklından geçene dair tahminim: Ağlama, zorlaştırma hadi git.)
- Tamam gidiyorum, bak bu sefer ağlamıyorum da çünkü zaman hızlı geçecek yine yanında uyancam. Üzülüyorum tabi yine de ama ağlamıcam. ( Aklımdan geçen: Dün karar verdiğim gibi ağlamamalıyım, bir an önce gideyim yoksa gözlerim beni dinlemeyecek.)
Bir türlü öpücüklerimi bitirip de çıkamadım ama olabildiğince hızlı çıktım evden. Okula gittim dersime girdim, bütün gün bir hüzün peşimde ama ağlamadım… Çünkü niyeyse bir yandan sanki gerçek değilmiş sadece rüya görüyormuşum, uyanacakmışım ve onu yanımda uyurken görecekmişim gibi geliyor. Süreci şimdiden görebiliyorum yine de bunu yaşadıkça yazacağım.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Se-vi-yo-rum!!!


Mavi-yeşil gözlerine bakıyorum, bunca yıl sevmezken renkli gözleri niye bu kadar bayılıyorum? Hani o hafif bir gülümseme ifadesi var ya tam olarak gülmese ve o güzel dişleri görünmese bile içim gidiyor. Zaten hep güzel gülen erkeklere hayran oldum, hayır ama daha önce hiç bu kadar güzelini görmedim. O gülsün 24 saat sıkılmadan izlerim. Evet 24 saat sıkılmadan yanında durabildiğim hatta günlerce aylarca sıkılmayacağım tek insan. Şu huyunu sevmiyorum diye bir özellik düşünüyorum, yok. Bana batmıyor hiçbir şey, belki çabuk parlamasına kızabilirdim ama ben onun her halini seviyorum ki. Sigara kokmuyor mu gerçekten öptüğümde yoksa ben mi fark etmiyorum. Belki de o müthiş teninin kokusundan alamıyorumdur hiçbir kokuyu. Benim gözümden mi bu kadar mükemmel yoksa herkes mi aynı görüyor? Ama istemem kimse benim gördüğüm gibi görmesin çünkü benden başkası ona aşık olsun istemem. Gözleri, gülüşü, dokunuşu, kokusu, tadı, seksi vücudu, dudakları ve hatta minik göbeği hepsi benim olsun başkasının yanından bile geçmesin. Öyle kıskancım ki tahmin bile edilemez. Gözü kayanın bile gözünü oyasım var, zor tutuyorum kendimi. Hoşlandıklarını bile kıskanabilen bir insanken çok sevdiğin birini bu kadar kıskanmak normal değil mi zaten?
Sevgilin oldu mu hep klasik bir soru vardır ‘’Gerçekten seviyor musun?’’ Eskiden evet desem de bu cevaba pek güvenilmezdi çünkü ben hiç kendimden emin olarak bir cevap vermezdim anlaşılırdı. Şimdi soruyorlar evet diyorum çok seviyorum Cio Çocuğu. Hatta bütün gün ondan bahsediyorum, her muhabbetimin ucu dönüp dolaşıp ona geliyor. Özel hayatımı anlatmaktan hiç hoşlanmazken, daha önce hiç yapmamışken şimdi de bıktıracağım insanları diye korkuyorum. Alnıma da yazdım galiba ben söylemesem bile anlaşılıyor, sen ilk kez bu kadar mutlusun diyor beni onca zamandır tanıyanlar. Bir yandan kendime saklamak istiyorum her şeyiyle bir yandan da bütün dünyaya haykırmak. Benim gözümde mükemmel olan bu adamı elimden gelse içime saklar kimseye göstermezdim sanırım. Deli gibi kıskanıyorum Cio Çocuğumu J Çünkü çoooooooook SE-Vİ-YO-RUM!!!