tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

28 Kasım 2011 Pazartesi

Bir Rüzgar Eser


Birkaç gün gecikmeli olarak Öyle Bir Geçer Zamanki son bölümü izlerim. Berrin Arkadaş filmine gider, abimin en sevdiklerinden. Kasetin hala hüküm sürdüğü yıllar abim bir kaset çektirmiş bir yüzü Arkadaş şarkısıyla dolu, kaç kere aynı şarkı hatırlamıyorum bile. Her gece uyurken o kaseti dinliyor, zorunlu olarak yan odadan bizde dinliyoruz. Şarkı dinleyerek uyuma alışkanlığım o yıllardan. Filmi görünce ve müziği duyunca birden o yıllara döndüm bu gece vakti. Garip bir duygu kapladı içimi hüzünlü mü huzurlu mu bilmiyorum ama geçmiş bomboş olmasına karşın güzeldi. Belki de en güzel geceler müziğimizle daldığımız, ertesi günkü okulumuzdan başka düşünecek bir şeyin olmadığı yıllarda kalandı. Bir an özledim geçmişi ama her zaman özlemiyorum sadece böyle ara sıra geçmişten bir rüzgar esince işte. Bazen bir anlık gidip gelmek lazım sanırım geçmişe. Huzurunu alıp hüznünü bırakıp dönmeli. Bu gece Arkadaş şarkısını dinleyerek uyuyacağım ama yarın kaldığım yerden hayatıma devam edeceğim olması gerektiği gibi. Geçmiş misyonunu tamamladı görevi bitti çoktan, en güzeli yarın çünkü…

27 Kasım 2011 Pazar

Karışık


Karışık karışık rüyalar görüyorum bu aralar, içimdeki huzursuzluğun uykularıma yansıması olsa gerek. Öyle böyle karışık değil ama sabaha kadar aksiyon filmi gibi kalbim bile sıkışıyor yani berbat şeyler. Acayip bir moral bozukluğuyla uyanıyorum sabahları. Güzel giderken her şey bile gelecek kötü günleri düşünen bir kötümser olarak doğal tabi bu halim. En mutlu olduğum zamanda 1 hafta sonra her şeyin ne kadar kötü olacağını düşünüyorum ve ağlamak için aptal bahaneler buluyorum. Her şey duygusala bağlamamı sağlıyor bu aralar. Görünen nedenler çok fazla da gerçek neden işte o bende saklı. Hatta kendime bile itiraf edemiyorum çoğu zaman, hayır geçecek üzülecek bir şey yok diyorum. Diyorum da bende biliyorum zor olacak.
Uykusu gelince huysuzlanan çocuklar gibiyim bu aralar. Ama nedenini annem bile anlamaz. Zor geliyor ayrılık da saçmaladığımın farkındayım elbet. Giderayak yapıyorum eziyetimi. Saçma sapan ağlayasım var sürekli, saçma bahanelerim. Gerginim ve yansıtıyorum elimde değil. Hiç üzmek istemem onu ama ben onsuz o kadar ay naparım?

26 Kasım 2011 Cumartesi

Hafıza

‘’Hafıza çok yanıltıcı. Hep en güzel kareyi seçip, kalanını geri bırakıyor ve
sen o seçilen güzel kare yüzünden hep özlediğini sanıyorsun.’’


Ya benim hafızam normal değil ya da başkalarınınki. Hiçbir şeyi unutmama yeteneğimin aksine bende öyle bir hafıza var ki kötü olan ne varsa sildim gitti. İyi olanları da eledim hayatımda hala aynı değere sahip olanlar kaldı, orta derece kötü olanlar aynı duruyor bir tek. O yüzden çok da özlemiyorum geçmişi, bence şu an en güzeli.
Geçen gün sürekli kendimi 3. dönemdeki gibi hissediyorum dersler çok kötü gidiyor diyorum sonra dank etti benim en kötü dönemim 3 değil ki 4. Hatırlamak istemiyorum ya kaçıncı dönem olduğunu bile silmişim gitmiş. Bunu da hep yaparım hiç acımam. Öss’ye ilk girişimden sonra aradan daha 3 ay geçmiş ben tek bir soru bile hatırlamıyorum nerdeyse. Bu çıkmıştı, şu çıkmıştı nasıl hatırlamazsın diyorlar bende hiçbir şey yok. Üstelik öyle bir hafızam var ki fil hafızası gibi 3,5 yaşından beri olan her şeyi hatırlıyorum ama istemeyince yok, daha dün ne olduğunu bile unutabilirim. Geçen yıl bana çokça zarar veren arkadaşımın yaptığı hiçbir şeyi unutmadım ama bir dostumun yaptığı, kalbimi çok daha fazla kıran her şeyi unuttum gitti. Canım isterse unuturum canım istemezse bir ömür kin tutarım, sağım solum belli olmaz. Bildiğim bir şey varsa hafıza yanıltıcı filan değil biz ne istersek onu barındırırız beynimizde. Kin tutmak da unutmak da özlemek de senin elinde…

21 Kasım 2011 Pazartesi

‘Soğuk’, ‘Ankara’, ‘Ayrılık’



Çok enteliz bu aralar sinema, tiyatro geziyoruz, abimin deyimiyle ‘’it ayağı yemiş’’ gibi. Yok hayır aslında öyle değil hava soğuk efendim kıçımız donuyor sıcak mekanların en mantıklısı. Alışveriş merkezi gezecek halimiz yok ya, bunu seven erkek varsa şüphe ederim ondan. Zaten zaman daralıyor evet ayrılık yaklaşıyor. Hayır şu zaman gelince birbirimizden ayrılacağız diye sözleşmedik, zorunlu sebepler. O değil de gerçekten çok soğuk ellerim donuyor sıkıca tutuyorum sımsıcak ellerini parmaklarım üşüyor, uyuşmaya başlıyor. Ya sonra? Bu kış ellerim nasıl ısınacak, yok bu çok zor ben daha şimdiden özlüyorum.
Gerginiz bu aralar çaktırmıyoruz ama belli yani zaman kendini değil bizi yiyor sanki içten içe. Tik tak sesleri hep bu kadar çok muydu yoksa ilk defa mı bu kadar fark ediyorum. Zaman saymak diye bir kavram hayatıma daha önce hiç girmemiş miydi acaba? Evet daha ayrılmadan çok özlüyorum. Ankara soğuk ama son zamanları değerlendirmeli diyerek sınavlarıma inat en ufak bir vakit buldum mu ona koşuyorum. Çünkü biliyorum kendimi, hani çok isteyip de çok doyduğum için tabakta bıraktığım yemekler gibi gözümün önünden geçer en acıktığım anda. Biliyorum özlemim tavana vurduğunda görüşmediğimiz günler geçecek gözümün önünden keşkelere lüzum yok.
Başından beri bildiğim bu zoraki ayrılığın planlı hayatı: Her fırsat değerlendirilmeli, sevgiliye koşulmalı, kokusu derince çekilip içe hapsedilmeli. Ama hala alışamadım her seferinde kalbim deli gibi atıyor. Aslında biliyorum nedenini tanrım ben aşık oldum!!! Ah kokusu hiç doyamadım ki nasıl dayanılır? Bak şu an şu saniye bile özledim. Saniye demişken sevgili zaman bir kez de benden yana olsan? Zorladın diye daha mı değerli olacak sanıyorsun, zaten iş işten geçti erosun oku deldi geçti. Hayatın anlamı bu olsa gerek…
Ankara daha bir soğuk sanki bu kış, ellerim şimdiden üşümeye başladı. O değil de soğuk ve ayrılık çok zor. Şimdiden başladı özlemim. Zaman akmasın diye dua ederken aktığı gibi hızlı akar mı aksın isterken? Zaman senden çalmak istiyorum sana göre bir saniye bana göre bir ömür… Dur diyorum sana zaman ilk kez bu kadar çok istiyorum durmanı. Dur zaman aktığın yer ayrılık… Ah ayrılık neden geldin ki?

15 Kasım 2011 Salı

Bahar ve Şarap


Bahar ve şarap başımı döndürüyordu. Ne işim var burada dedim birkaç saniye, niye geldim? Gelmek istemiştim, o an orada olmayı istemiştim hatta şartları zorlayıp zaman yaratmıştım. Bir sebebi yoktu içimden öyle gelmişti. Tahminimden de iyi geçen muhabbetin sonu gelmişti kalkma vaktiydi başımın dönüşünü daha çok hissediyordum. Kendi adresini söyledi taksiye, sana mı gidiyoruz dedim, boş bir soruydu. İkimizde biliyorduk aslında gecenin sonunu, belki de en başta biliyorduk ne olacağını. Bahar ve şarap başımı döndürüyordu, o an orda olmak istiyordum yarını düşünmeden, beklentisiz. Keşfedilmemiş olanın o müthiş heyecanı sarıyordu bedenimi. Pişman olsam çeker giderdim o uyurken ama değildim. Sabaha kadar orada durmak, onunla uyumak istedim, kaldım. Bahar ve şarap artık başımı döndürmüyordu, gerçek dünyaya hoş gelmiştim. Biraz içim sıkıldı ama pişman olamıyordum orada olmak istemiştim, olmuştum. Ve düşümden uyanırken yalan söyledim pişmanım dedim, tekrarının olmayacağını biliyordum zaten bir beklentim de yoktu. Bir kahvaltı ve bay bay. Beklemiyordum dedim ya bir kez daha görüşmek aklımda yoktu. Geride dağınık bıraktıklarımı toplayacaktım ve bir şekilde devam edecektim kaldığım yerden. Artık başım dönmüyordu çünkü gerçek hayata dönmüştüm. Dönmüş müydüm sahiden? Dönemedim itiraf ediyorum aklım orda kaldı, belki birazcık onun da. Aklımda bundan sonrası yoktu işte bir bahar gecesinde kalır sandığım yaza uzadı ve sonbahara. Şarap hala döndürüyor başımı, damarlarımı terk edemedi. Gidiyorum diyor ya giderken kalır mıyım aynı? Damarlarımdaki şarap sanmam ki terk etsin beni. Bahar ve şarap hep benimle. Mevsimler değişiyor fakat kanıma karıştın sevgilim, ayaklarımı bir kez yerden kestin ya artık sensiz duramam. Sonbahar kışa dönerken gideceksin ve gelecek bahar şarabım ve ben burada olacağız. Unutma, unutamam…



Sen gelene kadar bu şarkıyı dinleyeceğim ve dediğim gibi bu şarkıyı her dinlediğimde aklımda sen olacaksın.

14 Kasım 2011 Pazartesi

Aynandır


Yaz okulu günlerinden birinde arkadaşımdayım. Tv açık fakat hiçbir şeyi beğenmiyoruz sadece ses olsun diye açık. O sırada Adını Feriha Koydum’dan bir sahne geldi, daha önce izleyen arkadaşım dur bak şu cümleyi dinle çok güzel dedi:
 "Sevdiğin ve kıskandığın insanlara dikkat et. İkisi de senin aynandır. Feriha'yı kıskanıyorsun. Feriha gibi mi olmak istiyorsun?"
Ve not aldım bunu ‘’Sevdiğin ve kıskandığın insanlara dikkat et. İkisi de senin aynandır.’’
Sevdiklerin aynandır bunu zaten biliyorduk da asıl takıldığım nokta kıskandıklarının aynan olması, ne güzel bir sözmüş kendisi film repliklerinden fırlama sözlerden ama dokunaklı. Kıskandıkların aynandır çünkü onlar gibi olmak isteyip olamadığından kıskanmaz mısın? En ‘’Ben kıskanç değilim, hiç kıskanmam.’’ diyen insan bile doğası gereği kıskanmaz mı özendiğini? Kıskanmak hep hasetten midir, çoğu böyle masum değil midir zaten? Başta kendime bakıyorum evet öyle gıptayla baktığım insanları masum bir şekilde kıskanıyor olabilirim ve çokça da fark ediyorum ki aynı şekilde kıskanılıyorum da. Son zamanlarda aramın anlamadığım bir şekilde bozuk olduğu dostuma bakıyorum da söylediği sebepler hep aynı tatlı bir kıskançlıktan. Kendisi hiçbir şekilde kıskanmadığını iddia etmiş olsa da ben bunun da masum bir kıskançlık olduğunun farkındayım. Keşke o da fark etse de aynaya bir baksa. Bazen gidip bu sözü onunda yüzüne söylemek istiyorum ama sonra düşünüyorum bırak 4 yılın onda hiç hatırı yoksa sus. Ama asıl kızdığım ne biliyor musunuz? Hani özenirsin öyle olmak için çabalarsın ya benim dostum dediğim insan hiçbir çaba göstermedi benim her şeyden vazgeçerek çok zor elde ettiğim hatta tam olarak elde edemediğim şeylere kendisi ulaşamadığı için benimle arasına mesafe koydu. Yapmacık gülümsemelerle selam verip geçiyor şimdilerde oysa onu öyle iyi tanıyorum ki yüzündeki o yapmacıklığı 40 metre öteden tanırım ve beni en çok da bu üzüyor. Keşke benim gibi açık yüreklilikle karşıdakinin yüzüne söyleyebilse insanlar. Bende özeniyorum kıskanıyorum tabi ki mükemmel değilim çok eksiğim var ve böyle düşündüğümde açık yüreklilikle gidip ‘’Çok şanslısın keşke bende sahip olsaydım böyle bir şeye, nasıl yaptın, bir gün benim de olur mu acaba?’’ diyorum. Sanırım aynaya bakmak böyle bir şey, kıskançlığının masum olduğu ve sen aynadan kaçmadığın sürece kimseye zararı olmayan gayet olağan bir his. Temennim herkesin bir gün buna ulaşması, ilk olarak da sevgili eski dostumun…


Bu da işin eğlencesi olsun J

Bayram Gezmesi


Mesafenin göreceli olduğunun en büyük kanıtı benim sanırım. Bayramlar da olmasa evin yolunu unutacağım. Fakat memlekete geliş amacım yalnızca ailemi görmek. Yine bir bayram bunu kanıtladım ve memleket havasını ucundan koklayabildim. Ailecek abimin nişanlısına bayram ziyareti sonrası vurduk kendimizi Karadeniz’e. Bu kez Samsun, Ordu arasını görebildik kısıtlı zamandan dolayı ama Ordu’ya bir teleferik yapılmış ki ba-yıl-dım! Boztepe’ye çıkan teleferik gerçekten doğa ananın kucağına çıkıyor da kimse farkında değil bence. Evet o her yeri cam teleferikten aşağıya bakarken biraz tırstım ama manzara öyle güzeldi ki anında büyüledi ve alıştım. Şehir üstünde asılı kalmış gibi o manzaraya bakıp da büyülenmemek elde değil ki. Bir yanda çizgiyle çizilmiş gibi görünen şehir ( aslında öyle değil alçaklardayken fark ediliyor.), bir yanda yemyeşil bir tepe ve ikisinin yanı başında deniz. Zaten yeşil ve denizin buluştuğu yer olan Karadeniz hep ilgimi çekmiştir, hayalimdeki manzaraya bir yenisini ekledim.
Ve sonuç olarak o sevdiğim şehirlere bir yenisini ekledim, Ordu. Şehir sıralamamda tabiki number one’ım asla değişmeyen: İzmir. Yeni düzenlememle 2 numara Eskişehir, 3 Ordu oldu şimdilik. Garip değil mi? Evet üzgünüm ama bu bir gerçek, Akp dışındaki belediyelere sahip şehirleri seviyorum, her ne kadar yapmaya çalıştıkları güzel şeyler baltalanmaya çalışılsa da. Bunu da rastgele söylemiyorum, gezmeyi seviyorum ve gezdiğim her yerde sorguluyorum. Burada da her zaman yaptığım gibi her şeyin en iyisini yerli halk bilir, yaşamadan bir şehir hakkında yorum yapamazsın dedim ve insanlarla konuştum. Olumlu, olumsuz düşüncelerini almak istedim fakat kestane satıcısından teleferik yolcusuna çeşitli statülerden insanların ortak görüşü yine aynı. Bu projeyi gerçekleştirmek için belediye çok uğraştı, engellemeye çalıştılar, her güzel şeye yaptıkları gibi ama inat etti yaptı. Çok da güzel oldu. İşte bunu anlamıyorum hükümetler insanlara hizmet etmek için vardır ama bu ülkede işler öyle yürümüyor, her şey siyaset. Böyle bir doğal güzelliği saklarız, gerekirse görmesinler bilmesinler yeter ki bütün belediyelerde oylar bizim olsun yabancıya gitmesin. İşte bu zihniyet ölsün istiyorum, her şey insanlar için olsun, çıkarlar boş verilsin istiyorum. Her neyse bugüne kadar böyle güzel bir manzarayı bizden saklayanları esefle kınar, yazımı küfür etmeye başlamadan noktalarım…


p.s: Memleketi terk edip Ankara’ya döneli günler oluyor ama yazımı tamamlamam biraz geç oldu, kusura bakmayınız.
p.s2: Yine bir sınav dönemim başlıyor yani yazma aşkımın doruk noktasındayım. Yine sık görüşeceğiz sizlerle. ;)

13 Kasım 2011 Pazar

Bu Sabah


Bu sabah rüyamda babaannemi görerek uyandım, ölümünün 6.yılında ona veda ettiğimiz günü 8 gün geçerken. Garip olan rüyamda görmem değil öldüğünden beri ilk kez görmüş olmam. Babaannem ölmeden önce 2 ay bizde kalmıştı, ramazan bayramı için evine gitmişti ve bayramın 3.günü kendi evinde bir anda ölüvermişti, hep istediği gibi. Öyle korkardı ki ölmekten, ‘’Ne olacaz kız …., nası ölcez’’ derdi sürekli anneme. Bizde kaldığı o 2 ayda iyice kötüleşmiş aslında ben farkında değildim Öss’ye hazırlanıyordum çok mühim ya, hazırlığı atlayıp koşa koşa sistem değişikliğine denk gelmişim 17 yaşındayım ve bunalımdayım. Yan odada babaannem babam ve anneme ölmenin zor olduğunu söylüyor bense sinirle kendi kendime mırıldanıyorum ‘’Kolay olan bir şey mi var ölmek zormuş, ölsem de kurtulsam.’’ Ölmek kolaymış babaannem bir sabah yengemi uyandırdı ve aniden öldü gitti, tıpkı çok istediği gibi dedem gibi çok kolay. Kaç yaşında olursan ol hayat çok tatlıydı ve o korkusuna rağmen bir anda gitti. Aynı şekilde rüyamda da gitti bu sabah. Eve doğru yürüyorum yorulmuşum bir anda geriye dönüyorum sokaktan babaannem çıkıyor niye yürüdün diyorum dolmuş gelmedi biraz yürüyeyim dedim diyor, korkuyorum çünkü hayatı boyunca hiç yalnız gitmedi bir yerden bir yere okuma yazması olmayan bu kadın. Bekle beni diyorum öyle hızlı gidiyor, bir otobüse atlıyor ki aramızdaki 60 küsür yaşa rağmen yetişemiyorum. Otobüs ters yöne gidiyor, bana bakıyor işaret ediyorum ama anlamıyor öylece bakıp kalıyorum. Sanki hayaletim rüyamda, arkasından yerde telefon görüyorum telefon kaybeden var mı diye bağırıyorum kimse dönüp bakmıyor, karşıdan bir şeyler arayarak gelen adamlara söylüyorum telefon mu arıyorsunuz burada diye beni duymuyorlar 2 adım sonra kendileri görüyorlar. Koşmaya başladım rüyamda otobüsün gittiği yöne doğru hiç durmadan ve o hızla uyandım.
Bu sabah uyandım ve hayat çok tatsız geldi, eksik… Sanki bir şeyleri eksik yapmışım gibi, hayat çok basitmiş de onu bile anlayamamışım gibi, sanki 22 buçuk yıl bomboş yaşamışım gibi… Uyudum, uyandım hayat bomboş geldi gözüme. Bir koşuşturmanın peşinde harcamışım, bir hayaletten farkım olmamış, hiç kimseye ve hiçbir şeye değer vermemişim kendim kadar değersiz bu sabah hayat…

11 Kasım 2011 Cuma

Şems-i Tebrizi’den


Hayata tepeden bakarsan insanların sadece tepesini görürsün.
Hayata daima insanlarla aynı mesafeden bak;
O zaman insanların hem yüzünü, hem kalbini görürsün.

Mühim olan yükseklere çıkıp hayata tepeden bakmak değildir;                                               
Mühim olan ne kadar yükselsen de her şeye eşit mesafeden bakabilmektir.

Hayatta her şey olabilirsin;
Fakat mühim olan hayatın içinde "İNSAN" olabilmektir...

Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister.
Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir.

10 Kasım 2011 Perşembe

Söylenenler ve Yapılanlar

Ø  Bir yandan kendini sev ki seni seveyim derler, bir yandan da kendini sevmeme nedenlerini her gün hatırlatırlar.
Ø  Bir yandan dürüst ol derler, bir yandan da sana inanabileceğin tüm yalanları söylerler.
Ø  Bir yandan bana bağlanma mesajları verirler, bir yandan da kendilerine sadakatle bağlamayı denerler.
Ø  Bir yandan beni neden sevmedin derler, bir yandan da soğutmak için ellerinden geleni arkalarına koymazlar.
Ø  Bir yandan ilgi beklerler, bir yandan ilginin fazlasını görünce bunalırlar.
Ø  Bir yandan isteklerini sıralarlar, seni değiştirirler, bir yandan da yeni halini sıkıcı bulurlar.
Ø  Bir yandan beklentilerini sıralarlar, bir yandan istemedikleri ne varsa kendileri aynısı yaparlar.

Kısacası her ne diyorlarsa tam tersini yaparlar ve ben bunu hiçbir zaman anlayamam. Bir erkekten daha beter düz mantık çalışan aklım bunu anlayamaz. Onu bunu bilmem ben ne diyorsam odur, ağzımdan çıkan ne diyorsa odur derin manalar içermez. Hatta şöyle diyebiliriz şeffafım içim dışım bir. O yüzden anlayamıyorum sizleri. Mümkünse bana düz cümleler kurunuz. J

1 Kasım 2011 Salı

Zor Zanaat

Öğrencilik zor zanaat hele bir de mühendislik öğrencisi isen. Kimse anlamaz ya da anlamak istemez ki projen, ödevin, sunumun hiç bitmez. Sınav haftası diye bir olay yoksa eğer okulunda zaten yanmışındır, her dersten iki vize eşittir haftalar süren uykusuz geceler. Birinciler bitiyor derken bir hafta bile boş kalmadan ikinciler başlar, hadi onlar da bitti dersin bir haftan kaldı dersleri kaçırma final kapında. Bir de dersten çıkıp 5:30 – 6 gibi sınava girersin ki kafan olmuştur çoktan kazan. Mezun olmama son bir yıl kalmışken (inşallah diyoruz bu noktada J) şunu öğrendim ki birçok bölümü okumak buna göre bayağı kolay. Okumayana öyle gelir demeyin çünkü İibf’den ders de aldım bu yaz, biliyorum da konuşuyorum. Bir de yurtta kaldığım yıllarda etütte biz finallere çalışırken yan odada eğitim fakültesi öğrencisi 2 kız vardı ki akla zarar. Aynı okulda olmasak onların da ertesi gün sınavı olduğunu bilmesem, bunların daha çok var galiba derdim ki milleti odaya toplayıp, o kadar kahkaha atacak kadar rahat olmaları mantıklı olsun. O yüzden ‘’Okuyom ben ya!’’ demekte sakınca görmüyorum. Gerçekten abartmıyorum düşmanıma da dilemem açıkçası ama şu okulda çalıştığım kadar Öss’de çalışmadığıma inanın çok pişmanım. Deneyim yaşanılarak öğrenen acı bir şey benim için çok geç ama en azından istediğim bölümde istemediğim bir okuldayım. Ya bölüm de istemediğim bir şey olsaydı? Tabi bu çok sevdiğim bölümü de diğer mühendisliklerden ayıran bir şey var bizim projelerimiz hep fabrikada yapılıyor. Yemin ediyorum iki yıldır Ankara’nın bütün fabrikalarını ezberlerdim, torpil bulmak proje yapmaktan bile zormuş öğrendim. Sen çalışma şevkiyle doluyken naylon proje yapmak istemezken sana fırsat verilmeyince bütün isteğinde ölüyor tabi haliyle. Ama az kaldı sabır diyoruz, bundan sonra daha da zorunun geleceğini bilerek şükrediyoruz şu ana orası ayrı. Çünkü biliyoruz ki çalışma hayatında bu torpillerden çok daha fazlası dönüyor, kimse senin mühendislik zekana filan bakmıyor. Torpilin yoksa da şu devreye giriyor ki şekilciyiz, etiketinde iyi bir üniversite yazmıyorsa kimse şans bile vermez. Şikayet etmeye şimdiden başlayacak değilim ona daha 1 senem var, projelerle fabrika köşelerinde tüketmem gereken. Şimdilik susuyor, yaşayarak görmeyi umuyorum. Son uyarım bence sizde susun bir mühendislik öğrencisine b.k atmayın, çok sinirli olabilir bu konuda, anında parlar, kırılmayın benden söylemesi. J