tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Ekim 2011 Pazar

Sıradan Hayaller


Özgürlük diyordum, bağlanmaktan kaçıyordum ait olma hissi beni boğuyordu. Hayatımın mottosu  "Yapılacak çok işim, gidilecek çok yerim  var." cümlesinde gizliydi. Öyle değilmiş. Ben de herkes gibiymişim. Sadece zamanı değilmiş, hazır değilmişim birine bağlanmaya, merkezinde sadece kendimin olmadığı bir hayatı yaşamaya. Ben de herkes gibi aitlik duygusuna bayılabiliyormuşum, iki kişiden tek kişi yaratma fikri gözüme hoş görünebiliyormuş. Şimdi öylesine şaşıyorum ki kendime ailesinden başka herkese karşı bencil olan ben miyim kendinden ödün verdiği halde umurunda olmayan? Belki de reddettiğim özüme dönüyorum, ya da belki bende baştan beri böyleydim ama inkar ediyordum. Belki de herkes gibi bende sıradan hayaller kuruyor, hayal kırıklığına hazır olmadığımdan kaçıyordum. Kim bilir? Şu an korktuğum yerdeyim, tüm gardımı indirmiş kalbim kırılırsa diye deli gibi korkar haldeyim, sıradan insanlar gibi sıradan hayallerin ümidindeyim. Bağlanıyor muyum bilmiyorum, aşk nasıl bir şey bende bilmiyorum herkes gibi. Ama bildiğim bir şey var değişik bir şey hissediyorum daha önce hiç hissetmediğim. Bana özel olmadığını bildiğim bir duyguyla bana özel olmayan bir hayatın içinde sıradan bir insanım. Bu beni rahatsız ediyor mu bilmiyorum, belki de böyle olduğundan kıymetli. Sade ve sadece yaşıyorum kusursuz olmayan ama her şeye rağmen güzel olan şu anı.
Pişman olur muyum yaptığım seçimlere onu da bilmiyorum. Gidecek yerlerim yapacak işlerim küser mi bana bilmiyorum. Denemediklerim aklımda kalır mı? Yok aslında biliyorum. İçinde mutlu olduğun hayat senin için en doğru olanıdır, geri kalanı kendini kandırdığın, hayatta tatmin olamadığın için uydurduğun yalanlardır. Evet biliyorum. Eğer o hikayedeki gibi bu bir bahçeyse ve biz çiçekler seçiyorsak, bahçenin diğer çiçekleri artık umurumda değil. Hiçbir pişmanlığımda olmayacak diğer çiçekler için…

28 Ekim 2011 Cuma

Defne


Bir kız tanırdım eskiden, ürkek bir yanı vardı. Dikenlerle ördüğü yemyeşil bahçesinde rengarenk çiçekler açardı. Yalnızca izleyebilirdiniz, dokunmak yasaktı. Ürkek bir yanı vardı çünkü çiçeklerini soldururlar diye korkardı. Oysa çiçeklerin ömrü kışı görene kadardı. Solup dökse de çiçekler cılız yapraklarını, her baharda yeni umutlar ekerdi toprağa. Ta ki kimsenin ne olduğunu öğrenemediği o kışa kadar. Özenle büyüttüğü her ne varsa içerde hepsi bir kış üşüdü, gitti. Bir daha o bahçede mor salkımlar, kırmızı laleler, mor erguvanlar, erken bahar mimozaları, güneşten kaçan ortancalar görülmedi. O kız o bahar bir defne ağacı ekti. Yani Apollon’dan kaçarken gücü tükenince "Ey toprak ana beni ört beni sakla, kurtar." diye yalvaran Daphne’nin dönüştüğü defne ağacı. Ağacı ekti ve bahçede bir kez daha dolaşmadı, tıpkı hikayedeki gibi sakladı kendini doğaya. Şimdi orada Daphne’nin güzel kokulu saçları bir ağacın çiçeğinden yayıyor kokusunu o kızı küstürenlere. Ödül olarak taç oluyor başlara bir kızın biten umutları. Rengarenk çiçekler yok artık o bahçede, yaz kış yapraklarını dökmeyen defne ağacı bekliyor yaşayan mezarı…

20 Ekim 2011 Perşembe

Tepki


Kuşu, böceği ağacı bile sevmeyen insancıklara dönmüşüz; söyleyin mümkün mü onları bile sevmezken insanı sevebilmek. Bir çocuğun gülüşü bile gri bir manzaraya dönmüşken bizim için hala içimizde iyilik kırıntıları yaşıyor olabilir mi? Nasıl bu kadar acımasızız kendimiz sevmiyoruz insanları diye anasının kıyamadığı gencecik bir çocuğun tüm hayallerini, yaşanacak yıllarını bir kurşunla dökerken toprağa? Tanrım hala insan diyorum hayvan sıfatı bile yakışmayacak yaratıklara, açıp bakmak istiyorum kalp yerine ne taşıyorlar? İyilik ve kötülüğün her insanın içinde olduğuna ama oranların herkeste farklı olduğuna inanıyorum ya bazılarının içinde kötülük iyiliği yutmuş olmalı bunun başka bir açıklaması olamaz. Bir insan bu kadar kötü olamaz. 
Yazamıyorum bile tarifi imkansız bir acı ve bu benim içimde de yanmıyor üstelik, annelerin yüreğindeki yangın ruhumu yakıyor. Sadece bugünle kalmasın aptal yasınız, bu kadarla kalmasın, tepkisizliğin tepkiye dönüştüğü noktayı çoktan aşmış olmamız gerek, unutmayın. Aldığınız her nefeste gencecik bir insandan çalınmış bir hayatı hatırlayın, siz her gece mışıl mışıl uyuyun, uyutulun diye. Her kim ya da ne olursanız olun asla unutmayın. Hiçbir neden, siyasi görüş ya da amaç bir insanın hayatından daha değerli olamaz, olmamalıdır. Bu ne biçim bir dünya böyle? Bu gece melekler öpsün kalbinizden ve bir parça iyilik yayılsın herkesin içine…


16 Ekim 2011 Pazar

Elveda Sevgili Yüklerim


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey yok pek çok şey var. Hayatıma ucundan kıyısından değen her insan bir şeyler bıraktı bende. Dostlar ve sevgililerden öte resmi ilişkiler içerisinde olduğumuz insanlar bile çokça iz bıraktı geride. Büyüdüm diyoruz ya aslında yaşadık, gördük öğrendik. Bugüne kadar hayatıma girenler ve yaşadıklarımız olmasaydı bende bugünkü ben olmazdım. Ondandır hatalarımdan bile pişman değilim, eğer onları yaşamasaydım bugün bu kadar sabırlı, güçlü ve olgun olamazdım. Yaşananlarla büyüdük ve büyümeye devam ediyoruz.
İyi ama bir sorun var geçmişi çuvalıma atıp yanımda taşımam neden? Yaşadım bitti, karakterime kattım katacağımı yanımda taşımamalıyım diyemiyorum. Beni yaratan geçmişi bir türlü geride bırakamıyorum. Bana yük olduğu yetmezmiş gibi yanımdakilere de yük ediyorum. Ve birkaç gün önce bir isyan halinde her şeyi geride bırakmaya karar verdim. Bundan sonra yaşanan her şey sadece karakterimde yansıma olarak yer alacaktır. Anılarla dolu çekmecemi boşaltırken, mesajları temizlerken ve fotoğrafları silerken tereddüt bile etmedim. Balon gibi yükselebilmek için yüklerimi attım. Ve anladım ki aslında kendimi kabullenmem için yapmam gereken buymuş. Her gün hatalarımı ve günahlarımı kendime hatırlatarak işkence yapıyormuşum. Her cümlede geriye dönüp etrafımdakileri de aynı işkenceye maruz bırakıyormuşum. Ben kendimi affettim lakin hatalarımı inkar etmedim. Bende herkes gibi hata yaptım, düzelttim ve yoluma devam ettim. Kendi evrimimi böyle tamamladım tıpkı diğer insanlar gibi. Herkes kadar bir parça kötülük vardı içimde ama bardağın dolu kısmını görmeye yeni başladım. İçimde kocaman bir iyilik var, geçmişi çuvalımda taşımaktan hiç ilgilenemediğim bir iyilik. İşte bu yüzden yeniden doğmuş gibiyim. Sıfırlandım ve huzurla doldum, sanki bir parça daha büyüdüm. Hatta dünya varmış bile dedim uzun zamandır hiç nefes almamışım gibi.
Beni buna teşvik eden güzel insan başta olmak üzere, hayatıma giren herkesten, bir yerde bir zamanda sadece tanışmış olduğum insanlara kadar herkese teşekkürler... Bana kattıklarınızı borç bilir, bir kez daha karşılaşmazsak da sonsuza kadar sizleri bir daha hatırlamayacağımı belirtirim. HOŞÇAKALIN…

8 Ekim 2011 Cumartesi

Kardeşlik


Sevdiğim insanlar zayıf noktam olmaya başladı iyice. Başkalarına karşı ne kadar gaddarım oysa. Ama sevdiklerim söz konusu olunca dayanamıyorum. Geçen gece kardeşim aradı ağlıyordu, sıkıntısı vardı. Uzaktayım elimden bir şey gelmiyor ama biliyorum ki o sık ağlamaz. Ağlıyorsa ve beni arıyorsa gerçekten bana ihtiyacı var. O ağladı ben ağlayamadım çünkü yalnız değildim. Sadece biraz konuştum ertesi gün tekrar aradım filan ama aklım onda kaldı. Herkese gaddarım ama yeryüzünde sadece birkaç insan var işte dayanamadığım. Belki de tek zayıf noktam. Onlar üzülürse ben kahroluyorum.
Bu hayatta belki de en çok kızdıklarımız ama kat kat fazlasıyla sevdiklerimiz, en yakınlarımız. Aile olmak böyle bir şey seçmediğimiz bize verilmiş ceza ya da ödül. Başkasını bilmem de benim ki kesinlikle ödül. Bazen takılırım kardeşime kızdırmak için keşke doğmasaydın, ben evin küçüğü olsaydım diye. Bazen de keşke birkaç yıl geç doğsaydın da evin küçüklüğünün tadını çıkarsaydım, bir anda sorumluluğunu almasaydım derim. Oysa kimse bana sorumluluk vermedi, bizim evde herkes bir bireydi. Birbirimizde değildi sorumluluğumuz ama kimse vermeden görev edindik biz. Kendiliğimizden öğrendik kardeşliği. Kavga etmeden büyüyemedik elbette ama başkasına tek bir söz bile ettirmedik. Yeri geldi anne babamıza karşı bile koruduk. Ne yaparsak yapalım arkamızı kollayacak birilerinin varlığını bilerek korkmadık bazen de. İşte bu yüzden ben ağlatsam bu kadar üzülmezdim o ağladı benim canım yandı. Elimden gelse bu dünyada hiçbir şeyin onu ağlatmaması için her şeyi yapardım. Aile olmak böyle bir şey ya, biliyorum ki bir gün bende bir ailem olmasını istersem aile kurmanın birinci şartı kendimden çok sevdiğim biriyle, onun canı yanacağına kendi canımın yanmasını tercih edeceğim kişiyle olacak. Herkes bencil sanıyor ya beni bencillik konusunda istisnalarımın olduğu insanları gerçekten seviyorum işte ve onlar için bu dünyada yapamayacağım şey yok.


P.s: Buz devrinden çok eğlendiğimiz video sana gelsin yo yo yo ağlama ağlama =)

5 Ekim 2011 Çarşamba

Kalemim Tükendi


Yazamıyorum bu aralar. Baktım da onlarca yazım öksüz kalmış, yarım… Anladım ki beni yazmaya iten güç, melankolik, depresif halimden besleniyormuş. Kısacası iyiyim artık, mutluyum. Belki mutlu olmam için sebep yok belki de bir sebep var ki milyonlarcasına bedel. Ona her baktığımda daha da çok mutlu oluyorum, her yere bir yük gibi taşıdığım korkularım bile dağılıyor onunlayken. Uzun zamandır hiç olmadığım kadar mutluyum ve açıkçası dünya umurumda değil. Ne bugün ne de yarın… Sadece şu an varım, nefes aldığım her an içimde bir parça o…
Yazamıyorum artık, hiç öğrenmemişim iyi, güzel olan şeyleri yazmayı ya da yaşamayı hiç bilmemişim. En tam olduğum anda bile bir parça yarımmışım. Tamamlandım… Yapmacık hiç sevmediğim o gülümsemelerden arındım, içten gelen kahkahalarım var artık benim, on beş yıl sonra kavuştuğum… Hayatın tadı hep değişirmiş benim midemi bulandırırdı eskiden, şimdi ise çikolata tadında, hatta sütlü çikolata tadında, bol tatlı en sevdiğim… Müziklerimi bile değiştirdim artık slow şeyler dinlemiyorum, ben pop dinliyorum kendim bile inanamıyorum. Değişiyorum ama iyi ve güzele doğru. Ne başkasıyla ne de kendimle savaşacak gücüm kalmış, barış imzaladım. Ruhum özgür artık… Yeni bir hayata başlamadım; hayır, yarım bıraktığım hayatı tamamlamayı öğrendim. Bu sonbahar kurumuş yaprakları ezmek bile hüzün olmayacak artık, çocukken ki oyunuma geri döndüm. Nerdeydin bunca zamandır çok özlemişim, kız çocuğu PukiDiki?
Yazamıyorum artık ama şikayetim yok, yüzümden gülücükler eksik olmasın bu blogu bir çırpıda yakar geçerim. Nazar değer diye korkumdan mutluyum bile diyemem kimselere. Öksüz yazılarımı hiç tamamlayamamam, o ruh haline girememem dileğiyle…