tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

26 Eylül 2011 Pazartesi

Zaman Dersi, Uyku etc.


Ivır zıvır işler, koşuşturmaca filan, arada saçma karşılaşmalar da olmasa kimseye vakit yok… Dostum ben çok yoruldum, noluyor arkamızdan atlılar mı koşturuyor ya da raylarda yürüyoruz ve hızla bir tren yaklaşıyor da ben mi görmüyorum? Neyin acelesi bu? Yemek yememiz bile acele on dakikada tabağı bitirmezsek biri kapıp götürecek de ondan mı korkuyoruz? On dakikalık ders arası gibi merdivenlerde bitiyor sanki hayatımız, vakit anca yarı yolu gitmemize yetiyor. Ahir zaman dedikleri bu olsa gerek 24 saat yetmiyor, günlerin uzatılmasını talep ediyorum! Diyorum ama değişen bir şey yok kronometreyi açmışlar bizi de hayatın ortasına atmışlar koş Allah koş, durmak yok.
Lisede bir huy edindim uyuduğum saatlerin boşa geçen zamanlar olduğuna karar verdim ve uykumdan çalmaya başladım. Ama ne çalmak, iddia ediyorum 4-5 saat uyku yeter insana, çok uyursan aptal olursun, her gün birkaç saatin boşa gider. Sonuç hafta içi uyumayan bünye haftasonları öğleni buluyor, beden illa günlük 6 saat uykusunu tamamlıyor gecikmeli de olsa. Ama en güzeli bu en çok üniversitede yarıyor, sınav dönemi 1 saat uykuyla yetinebiliyorum, gözaltı torbalarımı henüz saklamayı becerememiş olsam da J
Koşuşturmalı ve uykusuz hayat stilim iki gün önce bana bir oyun oynadı. Hasta yatmak da benim için vakit kaybıdır ama ayakta geçirdiğim hastalıklar bile eninde sonunda beni yatak döşek yatıran cinse dönüşür. İki gün önce dehşet midem bulanıyor, çıkarıyorum. Yemek yiyemedim haliyle, bari uyuyayım dedim ama kabus bir gece yaşadım. Saat sabah altı buçuğa kadar gözümü bile kırpamadım. İşte o zaman anladım. Zamanı; bütün gece hastalıktan uyuyamayana sormak gerekirmiş. Hani o uyumadığım geceler var ya fasa fiso. Gel de uyuman gerekirken uyuyamayınca gör zamanın kıymetini. Sonunda anladım ki az uyuyarak kendime işkence yapıyormuşum onca zamandır. Uyuyabiliyorken, henüz bir engelin yokken uyu uyabildiğin kadar. Hiçbir şey yapmadan yatakta geçen 7 saat bana uzun zamandır almam gereken bir dersi verdi sanırım. Hayatta koşmam bir daha ben uyuyacağım dostum henüz yaşlı ve hasta değilken, uyku problemi çekmezken. Beni ilgilendirmiyor bundan sonra hayat ve kronometreler. J

25 Eylül 2011 Pazar

Mevlana'dan


Sen benim; Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim,
Bir adım gelene on adım gidişimsin,
Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin.
Sen benim; Bugünüme şükür ve yarınıma dua edişim,
Azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişimsin,
Ve kapanmayan avuç içimsin.
                                                            MEVLANA

24 Eylül 2011 Cumartesi

Gölgelerin Gücü Adına!


Gölgelerin gücü adına demiş He-man. Gölgelerin gücü olur mu? Bence olmaz, sadece korkaklarındır gölgeler, ben ateş olmayı seçtim. Ben ateştim, yakmaya ilk kendimden başladım. Yaktıklarım mı? Onlar ateş olduğumu bile bile geldiler, bende yanacaklarını bile bile. Ateş saklayamaz ki kendini her yerden görünürdü, cürmümden büyük yaktığım yer. Benden kaçardı gölgeler, ben ateşe bile kafa tuttum. Ne oldu biliyor musunuz? Hem yaktım hem yandım. Pişman mıyım? Belki bir parça, ama bilerek yapmadım, onlar bilerek geldiler. Sıcak olduğunu anlamak için sobaya dokunmak mı gerekliydi? Kendi özgür iradesiyle yanana kim ne diyebilirdi? Belki de suç yakanda değil bile bile yanandaydı. Kimin umurunda yanarken yaktım. Ve yana yana benim ateşim de söndü, küle döndüm. Şimdi gölge vakti, gölgelerin gücü adına küllerinden doğma vakti!!!

22 Eylül 2011 Perşembe

Hayat = Yol


Her insanın hayatında kötü bir dönem vardır ya her şeyin kötü gittiği galiba benim ki geçen yıldı. Her yönden sınandığım, güçlendiğim ve şükretmeyi öğrendiğim bir yıldı. Hala aynı birçok şey ama alıştım şimdi daha güçlüyüm ve buna da şükür diyebiliyorum. Şimdi düşünüyorum da bunları ben mi yaşamıştım bile diyorum. Bugün tüm yaşananlar başkasının başından geçmiş hikayeler gibi geliyor. Oysa hepsi bugünkü beni yaratan hikayeler.
Ne yaşadığımın, nelerin bizi bu hale getirdiğinin önemi yok kimse için, önemli olan o ruhsal bunalımdı. Staj süresince hiç bilmediğim bir yerde, bilmediğim bir yurtta yalnız geceler geçirdim, telefonların bile çalmadığı geceler. Düşündükçe kafayı yermiş insan orda ne yaşadım dört duvar arasında bir ben bir Allah bilir. Dönüşüm de muhteşem olmadı ağır ağır güçlendirdi beni yaşananlar. Hayatım boyunca tanıdığım en olumlu düşünen insan olan annemi ilk kez umutsuz gördüm ben, ilk kez rolleri değiştik ‘’Bu günler de geçer mi dersin’’ derken ben ‘’Geçecek tabi ki hep böyle kalacak hali yok ya.’’ diyordum. Yaşadıklarımız bu kadarla sınırlı kalsa gene iyiydi bir de sağlık vardı ki insanın elini kolunu bağlayan, annemi ilk kez duygusallığından değil de çaresizlikten ağlarken gördüm ben. Yaşananlar bugünkü bizleri yarattı belki ama yine de affedemiyorum sorumluları. Kendim için değil, sevdiklerimin gözyaşına sebep olduklarından affedemiyorum. Her şey unutuluyor zamanla sanıyoruz, olayları detaylı hatırlamayınca unuttum diyoruz. Oysa her yaşanan bir çizgi atıyor yüzümüze, her aynaya baktığında hatırlanıyor.
Hayat uzun bir yolmuş iniş çıkışlardan önünü tam göremediğin. Yolu yürüdükçe görüyorsun karşına ne çıkacağını, kısa sürede hazırlanman gerek tüm engellere. Sonra bakıyorsun geriye engebeli, anlamıyorsun ne değişti. Ama aslında yaşanan her şey bugünkü seni yaratıyor.  İyi ya da kötü her ne yaşadıysan hepsi yeni bir sen yarattı sonunda.
Yaşadığım bir buçuk yılın sonunda, bugün kendimin en büyük yargılayıcısıyım ama artık tahammülüm yok sizin yargılarınıza. Benimle aynı şeyleri yaşamadan, aynı yolda yürümeden, aynı acıları çekmeden, aynı taşa ayağınız takılmadan, aynı yolda düşmeden ve aynı kayıpları vermeden beni yargılayamazsınız. Tüm bunları yaşamasaydım bende sizler gibi ufacık dertleri kocaman zannetmeye devam edecektim belki ama ben değiştim, yaşadıklarım değişti, dertlerim değişti, kararlarım değişti. Bu değişimi yaşamadan seçimlerimin arkasındaki mantığı anlayamazsınız. Önce benim hayatımı yaşayın, yüzünüzde aynı çizgilere sahip olun, o zaman söz istediğiniz yorumu yapmanıza izin vereceğim…

17 Eylül 2011 Cumartesi

Kalbinde Isıt...


Türkiye’de yazlar 3 aydır ve benim 9 ay ısınmayan ellerim var. Hiç beğenmediğim ama her zaman bana ait olacak değiştiremediğim ellerim… Sevdiğim erkeklerden yalnızca ellerimi ısıtmasını istedim. Buna da ilk babamdan başladım, kocaman elleri arasında güvende ve sıcaktı ellerim. Bilirsiniz kızların ilk aşkları babalarıdır ve bütün babaların da kızlarına zaafı vardır. Babalar iyi bakar ellere ama zamanı gelince yabancı bir erkeğe teslim etmek gerek. Bu öyle kolay değil, buz gibi kırılgandır ellerim yok hayır görünüşte değil içten içe. Birinin ellerini tutmaktan kaçıyorsam soğumuş ve uzaklaşmışım demektir. Kalbimin aynası belki de ellerim. Hatta ellerimde atar kalbim o kadar kolay kırılırım, en ufak bir hatada soğurum. Bir bahane bulur gözlerimden önce kaçar ellerim. İşte o zaman ellerim mi soğumuş yoksa kalbim mi ayırt bile edemezsin. Eğer kendine yeterince aşık edebilirsen kaçamaz ellerim. O yüzden kalbinde ısıt ellerimi…

13 Eylül 2011 Salı

Sonunda Kafa Tatilim!


Kız kıza özgür ilk tatilimiz hayırlı olsun. Tamam abim otele bırakıp almış olabilir bizi ama güzeldi yani. Bir de otelde yalnız gelen üç kız diye ün salmasak daha iyi olabilirdi. J O kadar otel gördüm bu kadar ilgilisini görmedim, misafir memnuniyeti çok önemliydi bu iyi bir şey de şu üç yalnız gelen kız siz misiniz muhabbeti olmasa daha iyi olabilirdi. Böyle bir ilgi bunaltıyor haliyle. Asılmasınlar diye kendini kasıyorsun ama dikkat çekiyorsun yine de. Üstelik o kadar güzel Rus varken ilginçti yani. Neyse biz yine de kazasız belasız, güzel bir şekilde atlattık tatilimizi.
Otelde daha ilk sabahtan belliydi aslında başımıza ne geleceği. Kapı çaldı ama uykusuz bünye cevap veremeden, gözüm ve kapı aynı anda açıldı ve housekeeping diyen bir kadınla göz göze geldim. Uyuyordunuz di mi bende 3 kız kalıyorlar diyince benim kızım gibilerse bu saatte uyanmazlar demiştim zaten dedi. Birincisi yataktayım gözümü açmakta bile zorlanıyorum, uyuduğumdan daha açık bir şey yok; ikincisi ise saat daha 9 saatim bile yeni çalmış üstelik 5’te uyumuşuz daha ne olsun. J Orda bir şaşırmıştım zaten 3 kız kalıyor diye bilerek gelmesine ve daha sonra bütün otelin siz 3 arkadaş mısınız demesinden anladık biz gelmeden ünümüz gelmiş gibiydi sanki. Bütün oteli böyle tanıyorlar desem kocaman otel o kadarı imkansız ayrıca o kadar otel görmüşüz biliyoruz herhalde odalarda kim kalıyor temizlerken denk gelmeseler haberleri bile olmaz, sadece kişi sayısı filan bilirler. Yok, hayır tek tek her müşteriye önem verip böyle biliyorlarsa helal olsundan başka bir şey diyemeyeceğim.
İskelede rüzgarda yata yata domates kıvamına gelsem de gayet dolu dolu geçirdiğim kısa ama öz bir tatil oldu kendisi. Bu yıl çokça da ihtiyacım olan buydu zaten. Klasik tatillerim gibi şezlong, kitap, müzik, dalga sesleri yine birlikteydik. Geceleri yatamayacak kadar kızarmış olmam ilk kez başıma gelmiş olsa da görmezden gelebilirim geçti gitti bile. J Kafa tatili yaptım, yıla daha hazırım ya her şeye bedel.
Tüm tatilimi ayrıntılarla yazmak saçma olacağından sizlere bir kuple bilgi yeter. Sonuç olarak aile oteli olması nedeniyle çok eğlenemedik evet ama güzel bir tatildi kendi çapımızda hayli eğlendik. 4 günde dolu dolu yaşadığımız tatil için de Vogue Hotel Avantgarde ailesine teşekkür ederek yazımı bitiririm. Otel adını verme sebebim ise güzel şeyler hiç yazılmaz, hep kötü yorumlar yazılır şeklinde son gece otel müdürünün de katıldığı muhabbetimizdir. J

11 Eylül 2011 Pazar

Bu Başka Dönüş


Atlattım bunları, kabullendim derken niye utanıyorum bazen kendimden? Neden? Niye kötü hissettiriyor bana kendimi başkasına edilmiş sözler? Hemen yargılar insanlar biliyorsun işte, bir dizideki hiç yaşamamış karakteri bile yargılar. Biliyorsun bunları hazırladın kendini, o yüzden kaçıyorsun doğduğun şehirden, o yüzden fazla karşılaşmamaya çalışıyorsun ailenle bile. Öyleyse niye üzülüyorsun, rahatla, kabullen kendini. Belki hayat istediğin gibi olmadı, yoldan çıktın belki, belki de bundan sonra da hiçbir şey düzelmeyecek ama bırak artık bunları. Olan olmuş işte önüne bak artık, önündeki hayatı düzgün bir şekilde yaşa en azından. Kendinden iyice uzaklaşmayı bırak, yargılama artık kendini. Çünkü vicdanınla hesaplaşman başkalarının yargılamasından da ağır, çünkü onarılmaz yaralar açıyorsun kendinde, çünkü yargıladıkça kaybediyorsun kendini. Kalan hayatını düzgün bir şekilde yaşa, utanmadan kendinden…
p.s: Tatilin son günü Bir Çocuk Sevdim dizisini izliyoruz odayı boşaltırken birkaç cümle kuruluyor ve ben yine bunalıma giriyorum hızla. Oysa tatile kendimi toparlamaya geldim, başarılı oldum sanıyordum fakat bir cümle bile yetiyor kat ettiğimi sandığım yolun en başına dönmeme.
p.s 2: Dönüşte bir tatil yazısı yazacağım. Kafamda onu tasarlamıştım, eğlenceli bir yazı olmalıydı dönüş için demiştim. Fakat şu an ruh halim uygun değil buna dönüşüm güzel olsun…

7 Eylül 2011 Çarşamba

Geri Plan


Nişan tepsisini tutuyorsun, flaşlar patlıyor her taraftan. Ama ilgi sende değil, figüran gibi duruyorsun işte orada. Yüzükler senin elinde ama sen yan roldesin. Her zamanki gibi yan roldeyim.
En başta olmayı seçmedim tarzım değildi sessiz, huzurlu hayatı seviyordum. İçimdeki lider ruhu bastırmayı tercih ettim hep, geri planda durmayı. Kıyısından dahil oldum hep kareye, hayatın ortasında değil dibinde bir yerlerdeydim. Saklanıyordum, korkuyordum. Hata mı ettim bilmiyorum. Başkalarının hikayesinde figüran, kendi hikayemde yalnızım. Neden böyle oldu onu da bilmiyorum. Niye ben böylesine yalnız kaldım, niye hiçbir yere ait hissedemiyorum kendimi? İstediğim hayattan ve hayallerimden milyonlarca kilometre uzaktayım. İstiyorum, ulaşamıyorum, vazgeçiyorum. Hani diyorlar ya benim hiçbir şey içimde kalmadı ne istedimse yaptım, ben yaptıklarımdan da yapmadıklarımdan da pişman oldum. Herkes gurur duyacağı şeyler biriktirirken ben hayal kırıklığı koleksiyonu yaptım. İstemediğim bir hayat yaşadım, bu öyle bir hayattı ki ne benim istediğim ne de çevremin uygun gördüğü. Kimseye uymayan saçma bir hayat işte. Normal olan ya boyun eğmek başkalarının istediği gibi yaşamaktır ya da isyan etmek kendi istediğin gibi yaşamaktır. Garip olan benimki, saçma sapan bir hayat işte. Yan rollerde yaşanmış gibi yapılmış bir hayatın zavallı oyuncusuyum, flaşlar benim için patlamıyor hiçbir zaman. Ne içindeyim çemberin ne de dışında…
Geliyorlar bana da arada isyan edesim var hayata. Dahil olamadığımdan saçma geliyor kendisi. Geri plan kişisiyken kareye dahil olmaya çalışmak yoruyor işte, keşke bir dolmuş gibi müsait yerde dur desem dursa hayat bende inip orda dinlensem biraz. Farklı bir hayat filan da istemiyorum zaten değişmez bu saatten sonra. Sadece dinlenmek ve yola öyle devam etmek istiyorum sallana sallana, tökezleyerek olsa da mecbur olduğum yola…

p.s: Buhranlarım gelir gider böyle arada, gelgitliyim ne de olsa. Geçen gün böyle geldi tamamlayamadığım bir yazı yazdım. Giderayak bloguma bir yazı koyayım dedim. Bunun için de beni tatile sürükleyen ruh halimden daha uygun bir yazı olamazdı sanırım. Kısacası kafa tatiline çıkıyorum bir süreliğine hoşçakalın…

4 Eylül 2011 Pazar

Değişir Her Şey Gibi


Senin olmayacağını bildiğin birini sevmek gibi, uyurken nefesini dinlemek gibi, uyandığında bir daha tekrarının olmayacağını bilmek gibi… Sadece içinde yaşamak seni, itiraf bile etmeden uzaktan sevmek gibi… Hani bazen bilirsin ya imkansızdır, bir araya gelince olmayacağından öylesine eminsindir. Sahipken vazgeçmek gibi… Seni seviyorum diyememek sanki söylersen her şey toz olup uçacakmış gibi hissetmek… Korkmak…

Sen uyuyorsun ben seni izliyorum son kez. Son kez çünkü vazgeçtim. Kıyamadım imkansızlarda tüketmeye hep böyle sıcak kalsın istedim. Ne sana uyuyor şartlar ne de bana, bu kez daha öncekiler gibi tüketmeyeceğim. Denemediğin daha değerlidir hep aklında kalır ya bu kez öyle kalsın istiyorum. Alamayacağımız sorumluluklar yüklemeyeceğim ne sana ne de kendime. Bu kez değil. Belki de başka bir hayatta imkanlı olurdu ama şu an değil. Ve Lost’tan hiç unutamadığım replik ile:  ‘’See you in another life…’’
                                                                                                                                Temmuz 2011
Dedim ama yapamadım sevgilim, uzak duramadım. Harcar mıyız dersin iyi güzel olan her şeyi? Yoksa bazen tahmin ettiğinden çok daha başka olur mu gerçekler? Şans vermediğimize pişman olmaktansa deneyip üzülme riskini almaya değer mi? Galiba değer, aynı olacak her şey diye şartı mı var? Direndim ama yapamadım, vazgeçemedim. Korkmuyorum işte söylüyorum: Seni seviyorum! Başka hayatta değil sevgilim bu hayatta ne olacaksa olsun…
                                                                                                                                 Eylül 2011

2 Eylül 2011 Cuma

Yavaş Yavaş


Bir vazo düşünün düşmüş kırılmış. Kurtarılabilir gibi gözükebilir, yapıştırırsın da eskisi gibi de gözükür. Ama vazoya su doldurursan çatlaklarından sızdırır o zaman anlarsın ya eskisi gibi olmamıştır, bir daha da olmayacaktır. İşte vazo gibidir kalp de kırılırsa tamir edersin belki, ama bir daha asla eskisi gibi olmaz.
Deneyimlerle öğrendim kalbimin her kırıldığında paramparça olduğunu, bir daha eskisi gibi olmayacağını. Ondandır dikkat etmeye başladım değerli bir vazo gibi kalbimi teslim ettiğim ellere. Olmadık insanlarda tekrar kırılmasın kalbim diye yavaş yavaş güvenmeyi öğrendim. Yalan yok şanslıydım aslında birçoklarına göre kalbimi sımsıcak koruyacak adamlara verdim genelde. Benimkisi önyargılı, gençlik kırıklıklarından gelen bir korkuydu işte. En çok sevenler bile bir parça kırmışsa, sevgisinden emin olamadıklarım daha çok korkuttu. Ama hiç bu kadar yavaş teslim olmamıştım birine. İlk kez söylenenlere kulak tıkamadan, burnumun dikine gitmeden, kalbimi kırmasına izin vermeden yavaş yavaş ilerliyorum bir adama doğru. Bu kez doğru insan mı? Kim bilir… Umurumda da değil zaten doğru ya da değil onun kalbimi kırmasına izin veremem ama bende onunkini kıramam işte basit bir kural, uygulanabilirliği yüksek. Bir anda kırk yıldır tanıyormuş gibi olamazsın kimseyi, o yüzden bu sefer yavaş yavaş alışkanlık haline getiriyorum, kendim bile fark etmeden bağlanıyorum. Karşılıklı güven problemine rağmen kalbim dur diyen aklımı dinlemiyor sadece biraz fren yapıyor, yavaşça akıyorum ona doğru…