tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Mutluluk


Sadece iki çift söz… Hani bir anda ağızdan çıkan, içten gelen iki çift söz… Saçmalamıyorum, ne işe yarar ondan bahsediyorum. İki çift söz boyundan büyük sonucu. Amacı o değil belki ama mutluluk dediğin ne ki sadece iki çift söze bakar. Ağızdan çıkması bile şart değil belli et yeter, yüzümüzde güller açar. Mutlu olmak zor değil iste yeter.
Mutluyum bu aralar. Hayat ters mi gidiyor hala umurumda değil. Yarının garantisi yok mu banane. Kime ne bugün mutluyum ben, yarın da mutluyum ve bir süre daha mutluyum. Sonrası Allah Kerim. Boşver!!! Ölümlü dünyada bugün mutluysam, hala nefes alıyorsam, seviyorsam, seviliyorsam, değerine paha biçemediklerim yanımdalarsa boşver hepsini. Kuşun böceğin sesi bile sevimli geliyorsa, her yeni güne uyandığımda şükrediyorsam, paylaştıkça çoğalıyorsam, yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirmişsem ve herkese bulaştırıyorsam yaşıyorum demektir hem de çok güzel yaşıyorum demektir.
Yazı bile yaşayamadan bana bahar geldi, zamansız mevsimin sarhoşuyum bugünlerde. Kelebeğin kanadındayım bu aralar uçuyorum. Bugün ölmek için çok erken kelebek, çok aradım ben mutluluğu bir gün benim için çok kısa, hadi uç uçabildiğin kadar benim için çırp kanatlarını sonsuza. Akalım nehirler gibi ufka doğru. Tanrı bizimle küçük kelebek, bugün bizim günümüz…


Nedendir bilmem bu havalarda bu şarkıyı severim J

25 Ağustos 2011 Perşembe

Mümkün Müdür?


Zaman normalleştirir her şeyi. Hani daha bir yıl önce deseler saçmalama ben asla yapmam öyle şeyler derdim. Zaten demişim de hatırlamasam da pişman olacağım şeyler yapmak istemem. Ama yaptım 1 yıl geçti sadece üstünden çok değil, ne değişti de yaptım pişman olacağım şeyleri? Hiçbir şey. Sadece zaman normalleştirdi. Başta canımı yakarken yakmaz oldu. Daha dün anormal olan şeyler sanki 40 yıldır yapıyormuşum gibi normal oldu benim için. Eski bir flörtüm derdi ki ‘’Bir şeyi bir kez yaparsan bir daha hep yaparsın, bir kez cesaret edersen hep edersin, bir kez dokunursan hep dokunursun, bir kez geri dönersen hep dönersin, bir kez aldatırsan bir daha hep aldatırsın…’’ Haklıymış. Bir kez cesaret edip yaptın mı bir daha hep yaparmışsın. İşte bu yüzden bana güvenmeyenlere diyemiyorum ki bana güven. Ben bile korkuyorum artık kendimden. Korkuyorum kaybetmekten, korka korka kaybetmekten. Hani format atsak geçmişe bir kez olanlar bir daha olmasa. İstediğim gibi, olmam gereken gibi, insan gibi insan olsam. Kendimle savaşı bıraksam bile yeter. Bir çizik çeksek ve ben olsam yeniden, pişmanlıktan arınmış sade bir ben…

21 Ağustos 2011 Pazar

Çirkin Değiliz!


Fotoğrafımızı koymuyoruz diye çirkin miyiz? Hani var ya blog yazanlara böyle bir saldırı, kimliğinle yazmıyorsan, fotoğraf koymuyorsan çirkinsin. Ne sanıyorlarsa bizi, erkek avında değiliz içimizi döküyoruz kendimizi sergilemek zorunda değiliz ya. Çirkin falan değilim ben ha sorarsanız güzel de demem kendime. G.tü kalkmış bunun kendini bir halt sanıyor da demeyin sonra. Zaten herkes bir başka düşünüyor hakkımda. Kimi arkamdan burnu havada hiç konuşmuyor diyormuş ki bu aşırı sosyal olmayan kişiliğimden geliyor, kimi de ezik bu diyormuş sıradan olmaya çabalıyoruz farklı görünmek istemiyoruz ya hemen yapıştırmaları gerek bir etiket. Kim ne derse desin ne düşünürse düşünsün ben böyle herhangi biriyim işte. Kendime güvenirim ama burnum havada değilim. Ezik diye tabir edilen ama benim hiç hoşlanmadığım deyimle kastettiğiniz insanlarla da çok güzel muhabbet ederim, çünkü insanlara, tarzı ve hayatı ne olursa olsun değer veririm. Hani derler ya ortamına göre uyum sağlayacaksın, işte öyle bir şey her ortama girerim. Ama benim de var tabi zayıf noktalarım, çirkin denilmesine gelemiyorum. Dünya güzeli değilim elbet ama çirkin de değilim kesinlikle, her insanın bir gideri vardır, zevkler farklıdır sonuçta. Eşekkafalı’ya göre çırpı bacaklı, kemik torbası, bozuk tırnakları olan bir kızdım mesela nasıl da severdi kendime güvenimi yıkmaya çalışmayı. Bazen de zekadan vururdu, oysa hayatıma bakarsak çokta aşağı kalır bir zekam olmadığını görürüz. Gerçi kendisi sonradan itiraf etti kıskandığından diyormuş böyle şeyler ama olsun, tahammül edemiyordum bu laflarına ve açıkçası umursamadığımı sanırken ondan sonra kendime güvenimi toplamam biraz zaman aldı ve şimdi asla taviz vermiyorum. Eleştiri kaldıramaz oldum çirkin dediler mi işte böyle geriliyorum asla kabul etmiyorum. Dış görünüşe hiç önem veren bir insan değilim, sevgililerimin hiç biri yakışıklı değildi ama hiçbir zaman da böyle bir yorum yapmadım onlara, bana yapılmasına da tahammülüm yok ben çirkin değilim o kadar! Dış görünüşe baktığınız kadar içine baksanız adam olurdunuz zaten, kime ne anlatıyorsam…

p.s: Agresifim, gerginim, evimdeyim. Yazmıyorum bir süre kafa tatilindeyim…

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Pardon?


Pardon bakar mısınız? Kapıyı çalmadan girdiniz, tanıyor muyum sizi bir yerden? Evet çok garip, çok tanıdık geldiniz. Belki bir parça da ayna hissiyatı yaratıyorsunuz, fark etmiş miydiniz ne kadar benziyoruz? Kendimi tanıtayım derdim ama bundan hoşlanmam keşfedilmeyi bekliyorum belki de sonsuza kadar beklerim önemi yok. Tanısanız severdiniz belki.

Pardon sormadım neden gelmiştiniz? Baştan uyarayım benim dengemi bozmayınız. Kendinizi sevdirip kaçacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz, ben seversem çekilmez olurum. Tatlı bir tesadüf mü yoksa sadece içgüdüsel mi gelişiniz? Bedenimden öte ruhuma bakmaya hazır mısınız? Bunun için de uyarayım sığ görüntüye aldanıp derinliğimde boğulmayınız. Dengesiz mi dediniz duyamadım, ah baştan uyarmıştım dengemi bozmayınız, pek tutarlı olduğum söylenemez akrobatik hareketlerle benimle aynı ipte cambaz olmaya hazır mısınız? Korkmayınız, yardım ederim, biraz cesaret gerek size. Demek sizde hissettiniz, biraz hırçınım evet, biraz da hayal kırıklığı ve de kalp kırıklığı barındırıyor olabilirim içimde. Melankolik halim ondandır aldırmayın. Alışkın değilim sizin gibisine.

Alanıma girmek öyle kolay değil bakın kapıyı çalmadan girdiniz, sizin için neler yapabilirim bende bilmiyorum. Kimse için kendimden ödün vermem ama tüm gerçeklerim değişiyor sanki size karşı. Ama durun artık biraz daha yaklaşırsanız kaçamam tango gibi biraz. Şöyle ki iki taraf da birbirine yenilmek istemez ama kaçamaz ya öyle bir şey işte. Iıı şey nasıl söylesem bilmem ki ya da her zamanki gibi pat diye söyleyeyim. Dans eder misiniz benimle?

16 Ağustos 2011 Salı

Döndüm


ü Biraz kafa dinledim ama aslında ders çalıştım.
ü Çok sıkıcı olduğumu fark ettim, yalnızlığın ve depresyonun dibine vurdum. Dibi görmeden en yukarıya çıkamazmışsın denedim nefes alıyorum artık kafam dışarıda, galiba güneş var göremiyorum.
ü İlla yazacağım diye saçmalamamalı gerekirse az ve öz yazmalı. İnsanların bunalıma değil neşeye ihtiyacı var doping verdiğin sürece herkes seni sever unutmamalı.
ü Gidenleri sallamayı, hayatımda olanlara önem vermeyi öğrendim. Seni sallamadıklarını sandıkların, istemeseler yanında olmazlarmış onlara kötü davranılmamalı, nasıl olsa gideceksin paranoyasına kapılıp kendinden soğutmamalı, buna uğraşmamalı.
ü Exten next olmazmış öğrendim. Bırak eskiler eskide kalsın, önümüze bakalım.
ü Yaz bitmeden bir nefeslik tatil almalı, gerekirse ailene yalvarmalı. Özgürlük olmasa da azıcık huzur biraz nefes…
ü Hırsların peşinde kendini ve çevreni unutmamalı bir anda yalnız kalınca şaşırmamalı. Sahi ne zaman nerde terk etmiştim insanları? Hatırlamıyorum, geri dönüp gönül almalı.
ü Seviyorum demekten korkmamalı ne yaşıyorsan sonuna kadar yaşamalı. Yalnız korkaklar üzülmekten kaçar, sevmekten de canımın yanmasından da korkmuyorum artık.
ü Bunaltıncaya kadar kimsenin peşinde koşmamalı gerçekten sevenler senin aradığın kadar seni aramalı. Dostların aramasını beklemeye devam.
ü Her gün yeniden doğmak için bir sebep var, güneş olmayabiliriz ama her yeni güne MERHABA!

p.s: Farkettim tamam kimse okumuyormuş beni. Yazmaktan vazgeçmiş bloga kepenk çekmeyi düşünmüştüm, dün az daha yapıyordum da ama bugün vazgeçtim. KİMSE OKUMASA DA BEN YAZARIM!!!

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Pardon, Siz Masum Musunuz?

Bu yazı yazar tarafından istek üzerine imha edilmiştir.  En iyisi şarkı dinleyin sadece.


p.s: Ben ortadan kayboluyorum bir süre, gerçekten yaşadıklarım beni yordu bir de bu aralar anlatamadığım şeyler yaşıyorum zamanı gelince onu da paylaşırım elbet. Ama şimdilik finallerimle ilgilenmek istiyorum. Ve sizlere son günlerdeki hit parçamı armağan ederek gidiyorum. Sözlere dikkat!!!
p.s2: Anketimi cevaplarsanız dönüşümde yapacaklarım için bana fikir vermiş olursunuz.


YERİMİ KİMSE BİLMESİN, KALBİM BİRAZ DİNLENSİN…

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Pişman(lık)


Kaç para etti değerim demiştin ya 3 kuruş bile etmedi bedenim. Her şeyin satılık olduğu bu dünyada madden bir bedelim bile yoktu. Maneviyatı ise bir beni vurdu. Nefes almadan seviştim, nefessiz uykulara daldım ve rüyalarımda hep sen vardın. Bir kez daha dokunabilmek için sana hayatımın geri kalanını bile verirdim. Çok değerliydi oysa hayat yeniden eski ben olmam için çok gerekliydi kalan ömür. Seni unutmak için yemediğim b.k kalmadı ama ne oldu biliyor musun sadece gemileri gerçekten yaktım sana dönüş yok artık. Ama içinden atamadıktan sonra neye yararmış ki, hiç kimsenin yatağına sığamadıktan sonra bedenin, ömrün geri kalanı nasıl geçer ki?
Sensiz uykularda senli rüyalar uçsuz bucaksız denizler gibi. Deli gibi sevdiğim adam, hep yanında olmak istediğim ama hiçbir zaman olamayacağım adam seni istiyorum… Son kez sevişmek istiyorum… Tam anlamıyla ilk ve son kez sevişmek istiyorum.  Bedenim, ruhum ve duygularımla tüm tutkusuyla son kez… Tenin tenime değerken eriyip gitmek istiyorum, tüm nefretini üstüme örtüp son kez senli rüyalara dalmak istiyorum. Sonsuza yaymak istiyorum aşkımı. Kaybettiklerimin diyetini pişmanlığımla ödeyemem ama değerini son nefesimle ödemek istiyorum…
                                                                                                                                  Temmuz 2011

4 Ağustos 2011 Perşembe

Kopuş


Bağlanmak yok, her daim gideceğini düşünmek var. Sevmek yok, hoşlanılabilitesi var. Kovalamak yok, kaçmak var. Bir de bol bol sevişmek. Olmadık insanlarla olmayacağını bile bile sevişmek. Kendini hiçe saymak, insanlıktan çıkan seyrini sessizce izlemek…
Bir kadın nasıl yoldan çıkar, nasıl dipler hayatı? Merak etmeyin ben anlatırım, tavsiye de etmem hem de düşmanıma bile. İlk önce kendinle problemlerin başlar sonra ait olduğun hayatın dışına çıkmaya başlarsın hayatta yapmam dediğin eleştirdiğin her şeyi yaparsın ve sanki unutabilecekmişsin gibi anlık zevklere verirsin kendini. Sonuçta eline geçen koca bir hiç, kaybettiğin ise kocaman hiç yaşanılmamış bir hayat, kaybolan bir kimlik… Adının ya da kim olduğunun önemi yok dokunursun bir hayata kocaman bir ısırık alırsın belki onda da koca bir iz kalır ama her izde sen daha çok kaybolursun. Her yatakta bir parçanı daha bırakırsın. Daha dün bir adam sana kevaşe dedi diye ağlarken ruhunun fahişeliğini keşfettikçe koparsın hayattan. Bir kadın çok kolay kaybolur ortadan ruhu gitti mi geride hiçbir şeyi kalmaz. Bu garip bir intihardır belki de yavaşça kaybeder kendini.
Yok hayır ben daha o kadar düşmedim bu benim hikayem değil belki de geleceğimi yazıyorum. Yok yok bu ben olmamalıyım, çıkmamalıyım yola dönülemez geri. Kadınlar sadıktır, kadınlar tek eşlidir, kadınlar aile olmayı sever… Oysa aynı değil bütün kadınlar, tanrım neden beni böyle farklı yarattın? Yok ben henüz bu değilim, olmadım, olmayacağım, ama bir kadın çok kolay kopar hayattan…

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Ramazan Davulu ve Tik Tak


Bir ramazan ayı daha gelip çattı, sıcak filan dinlemedi tabiki. Henüz oruç tutma olayına girişmiş olmasam da ramazan ruhunu hissetmeye başladım. Gece ramazan davulunun o rahatsız edici ritmik sesini ilk kez duymuş bulunmaktayım.
Ne yazık ki gıcığım var ritmik seslere. Damlayan musluk, saat sesi, ritmik olarak birinin dürtmesi çıldırtabilir beni. Ama garip olan şu ki çocukluğumun saatinden aldım geçenlerde hani şu üstünde tavuk olan, kafası inip kalkanlardan. Çünkü artık sabahları kimse uyandırmıyor beni, bende alarmı uykumun arasında müzik sanıp uyanmıyorum bir türlü, sürekli geç kalıyorum. Bu yüzden saat almaya gittim, dayanamayıp o sevdiğim ama gıcık olduğum saatten aldım. Dün gece tesadüf eseri onu da ilk kez kullanmaya başladım, ama başımda ses yapıp duruyor gıcık etti beni. Küçükken de böyle olurdu anneannemlerin evinde vardı annemlerin büyüdüğü o eski evde hala otururlarken birkaç kez kalmıştım orda. Teyzem henüz evlenmemişti onunla aynı odada kalırdık ama ben yerimi yadırgar, uyuyamazdım saati dinlerdim geceleri. Sonra da dayanamaz teyzemi uyandırır biraz da onun yanına geçerdim. Sabah uyandığımda ev boş olurdu zaten alt katta annemlerin amcasıyla teyzesi oturduğu için bu iki katlı evde her zaman anahtarlar kapının üstünde, herkes de bahçede olurdu, yani hayatta. Evin önündeki duvar eve çok yakındı anca bir kişi geçecek kadar mesafe vardı tabi benimde o zamanlar küçücük boyum vardı oradan geçerken yukarıya bakardım 2 yanım duvar ve sonsuz gökyüzü. 4 yaşındayken teyzem evlendi, onu da aynı evden gelin olarak çıkarttıktan sonra 2 katta da bekar kimse kalmadı ve bahçeli bir evin yaşlılıkta iyi olmadığına karar verdiler. Dedemler evi satıp taşındı. Ama hala bazen rüyalarımda o evi görüyorum en çok da ev boşaltıldıktan sonra yeni biten yazlığa gönderilecek birkaç eşya kalmışkenki hali gözümde canlanıyor, öyle bir kazınmış ki aklıma. Tik tak sesleri, sonsuz gökyüzü bir de boş ev…
Tik tak sesleri dün gece beni yine çocukluğuma götürdü sanki 100 yaşındaymışım gibi sürekli geçmişe gidiyorum galiba bende yaşlanıyorum artık. Ramazan davulu da üstüne tuzu biberi oldu bir gecede alt üst etti yine beni. Gıcık olmamın yanı sıra sabah saatim de çalmadı bir güzel uyuyakaldım yine. Galiba saatim adi çıktı  neyse ki dersim öğleden sonraydı. J
Herkese bol nostaljili, hayırlı ramazanlar…