tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

28 Temmuz 2011 Perşembe

Küçük Prens


Bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. Ve geceleri gökyüzüne bakarsın. Her şeyin çok küçük olduğu gezegenimi gösteremem sana... Belki böylesi daha iyi. Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. Böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin..."
                                                                                                                                      Küçük Prens



3. sınıfa gidiyordum annem bana bu kitabı hediye etmişti. O gün benden 5 yaş büyük olan kuzenim bizdeydi, incecik bir kitaptı zaten hemen okuyup bitirmişti. Gazeteleri ve kitapları ilk okuyan olma tutkumdan dolayı hırs yapmıştım o gece bende bitirmiştim. Ve o gün hayatımın kitabı oldu Küçük Prens.
Uyuyamadığım gecelerde pencereden dışarıyı izler, gökyüzüne bakardım. Yıldızlar daha çok parıldardı sanki o zamanlar ya da ben küçüktüm bana öyle gelirdi. Yıldızlar kaydıkça dilekler tutardım, hiç biri gerçekleşmedi. Belki de bu yüzden sevdim bu kitabı böylesine. Bana yıldızları anlatıyordu kitap, gitmek isteyip de gidemediğim yerleri. Dedem de benim gibi yıldızları izlerdi geceleri, babaannem sorardı ne bakıp duruyorsun ne var orda. Orda senin bilmediğin yerler var derdi dedem, başka bir şey söylemez sadece izlerdi. Sahi var mıydı orda bilmediğimiz yerler. Benim için olduğu varsayımı bile güzeldi. Benim Küçük Prensim yaşıyordu orda, bir de çiçeği.
6. sınıfta Türkçe hocam bu kitabı okumamızı istemişti, ben çoktan ezberdim kitabı. Ezberim zaten bir kez daha okuyayım mı demiştim, o zaman gerek yok sen başka bir kitap oku zaten çok okuyorsun diye de takdir etmişti. Ben o zamanlar kitap kurduydum çünkü kitaplarım ve geniş hayal dünyam vardı. Sıkıntı ve dertlerim yoktu hayat gerçekten çok güzeldi. Hayata Küçük Prens gibi çocuklara özgü farklı açılardan bakmak güzeldi. Benim de kutuların içinde göremediğim ama hayal ettiğim koyunlarım vardı. Küçük Prensin ki gibi bitmek bilmeyen sorularım… (Benimkiler hala bitmedi, sordukça soruyorum orası ayrı J) Boa yılanlarından ve bütün yılanlardan o zamandan beri çok korkarım, hatta kabus görüyorsam mutlaka içinde yılanlar vardır. Bu yüzden hala kitabı her elime aldığımda 9 yaşında bir çocuk oluyorum. 9 yaşın masumiyeti ve bu kitap bana kendimi iyi hissettiriyor. Bazen sadece açıp kitaba bakıyorum, ilk sayfada her harfini farklı renkle yazdığım adımı görüyorum ve gülümsüyorum her şeye inat. İyi ki bu kitabı seçmiş annem, bana hediye ettiği onca kitap arasından en sevdiğim bende yeri en ayrı olanı olmuş iyi ki.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Hep Sonradan


Ne sen Leyla’sın ne de ben Mecnun
Ne sen yorgun ne de ben yorgun
Kederli bir akşam içmişiz sarhoşuz hepsi bu.

Hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan
Hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan
Hep sonradan gelir aklıma hep sonradan, sonradan
Hep sonradan gelir aklım başıma, hep sonradan.

Ne sen bulutsun ne de ben yağmur
Ne sen mağrur ne de ben mağrur
Hüzünlü bir akşam susmuşuz durgunuz hepsi bu.


Sonradan geliyor aklım başıma da geç kalıyor. Burnumun dikine gittim de hep ne oldu, her seferinde hata yaptım, başımı belaya soktum. Telafisi olmayan hatalarımda boğuldum kaldım. Ne değişir ki o saatten sonra aklın başına gelse de. Kederli bir akşam içmişim sarhoşum değil, kendi isteğimle içtim, hata da olsa kendi seçimlerimi yaptım ve bedellerini her seferinde ben ödedim. Hata yapıyorsun dendikçe inadına daha çok yapasım geldi. Siz yargıladıkça ben gizleyip, bir çığ gibi büyüttüm, sonunda da bana patladı. Sanırım bir kar topunun içinde buz tuttum, çıkamıyorum ve donuğum. Arada bir üstüme çöken hüzün dışında çok rahatım. Hani donmamak için uyumazsın ama uyku tatlı tatlı gelir ya ben uyudum. Yüzümdeki anlamsız gülümseme ondan ben tatlı bir uykudayım, galiba öldüm, hiçbir şey hissetmiyorum artık…

p.s: Yazmak da zor gelmeye başladı sanırım bir süre eski yazılarımı gözden geçirip yayınlayacağım.

26 Temmuz 2011 Salı

Depresyon Hali



Ruhum kayıp ne yaparsam yapayım bulamıyorum. Herkesin içinde iyi bir yan vardır ya kurtarılmış bölge gibi ben onu bile kaybettim galiba. Kendimi kötü, çirkin, bir işe yaramaz biri olarak görüyorum artık. Aynaya her baktığımda seni hiç sevmiyorum, öl artık ya da bırak beni diyorum, ne ölüyor ne de bırakıyor… Garip depresif bir ruh halindeyim, inzivaya çekildim kimse fark etmiyor yokluğumu, bu kadar mı değersizdim, bu kadar mı bitirmişim kendimi… Kimse farkında değil ama bir boşlukta yavaş yavaş imha ediyorum kendimi. Bakın aramıyorum hiç birinizi, siz de beni. Telefonlarım doğru düzgün çalmıyor, ailem bile sık aramıyor, hiç mi fark etmiyorsunuz yokluğumu? İyi misin diye soran bile yok, ne oldu anlat diyorlar anlatacak ne varki bitirdim işte her şeyi, söylenecek sözüm yok. Asıl bilmeniz, sormanız gereken kötüyüm, hiç olmadığım kadar. Kendi kördüğümümde kayıbım. Kötü hissediyorum kendimi, kötü olan her ne varsa her yerimi kaplamış gibi… Hiç ışığın olmadığı bu yerde gölgem bile kirli. Çok yorgunum bedenen değil ruhen, sonsuza kadar uyumak istiyorum nasıl olsa fark edilmez yokluğum. Bundan sonra ne yapacağımı bilmiyorum kayıp ve kaybedenim şimdi. Doluya koysam almıyor, boşa koysam dolmuyor. Çaresizim… Geride yaşayabileceğim bir hayat bile bırakmadım. Azıcık cesaretim olsa tamamen yok ederdim kendimi çünkü nefes almak bile ağır geliyor artık bana…

24 Temmuz 2011 Pazar

Yok Olma Zamanı Şimdi


Uzun zaman önce vazgeçtim senden ama olmuyor işte olmadık bir yerde duyulan bir ses, havada anımsatan bir koku, yolda benzetilen bir siluet, kulağa ulaşan bir şarkı bir anda alıp götürüyor beni o günlerin ortasına koyuyor. Derin bir özlem kaplıyor içimi, simsiyah oluyor içim, kaçmak istiyorum kendimden ama kaçamıyorum. Gün içinde geçiştiriyorum da en zoru o geceyi geçirmek oluyor aslında. Yatağa yatıyorum diken oluyor batıyor bana yatağım, nefesim kesiliyor, uykum kaçıyor ve simsiyah bir geceyle baş başa kalıyorum. Kocaman oluyorum sığamıyorum sanki yatağa, hatta odaya. Patlayacak gibi oluyorum, acı gelip yatağımın ortasına oturuyor sığamıyorum. Çare bulamıyorum çaresizliğime…
Şarkılar hala gözümü dolduruyor, kendi içimde yaşıyorum da nadiren de olsa can sıkıntıma tanık olanların ‘’Ayrılmasaydın o zaman sen istedin, seviyorsan niye ayrıldın, sevmiyorsan bırak sayıklamayı.’’ demesine tahammül edemiyorum. Kimse dönüp bakmıyor ki kendine bunu diyenler benden farksız oysa herkesin bir unutamadığı var içinde. Ama konuşuruz işte kolay ya başkasının hayatına uzaktan yorum yapmak. Aşkta mantık yok ki en iyi onlar bilirler oysa. İzler taşırız hepimiz geçmişe dair, nasıl unutsun ki bedenimiz? Bir kez karıştı mı ruhuna her nefesinde bir parça o vardır. Vazgeçersin ama içinde kırıntıları kalır hep, olmadık bir zamanda gelir kalbine batar hepsi…
Anlatamıyorum işte bir zamanlar deli gibi sevdim öyle çok sevdim ki kendime bile itiraf edemedim çoğu zaman, işte bu yüzden tam da bu yüzden vazgeçsem de 100 yıl geçse de üstünden içimde parçaları kalacak hep. Olmadık bir anda olmadık bir zamanda gelip yerleşecek içime bir yangın, belki de korlar hiç küle dönüşemeyecek yakıp duracak beni.  Vazgeçmiştim çoktan ama bu kez hatam boyumu aştı en küçük bir ihtimal bile yok tersi için, kürkçü dükkanı gibi dönüp durduğum sıcaklığını bu kez gerçekten sonsuza kadar kaybettim. Sana uzaktan bile bakamıyor artık gözlerim. Yok olma zamanı şimdi…
                                                                                                                         05.07.2011       01:30



Şarkıyı arka arkaya dinlerken yazıldı, dinleyerek de okunası...

22 Temmuz 2011 Cuma

Yol Part 3


Gelir gelmez sarrafta altınların içinde buldum kendimi. Yemin ediyorum paralarını duyunca bile bakmaktan vazgeçecektim o neydi öyle ya. 150 tane kelepçe bilezik denen halttan denedim, kahretsin ki kendim için değil daha kötüsü bileğim çok ince bunalıma girdim resmen. Tamam altından hoşlanmıyor olabilirim ama o kolye benim olmalıydı. Minicik, zarif hatta çok hoştu da bir tarttırsaydık bari ya hiç değilse ‘’Yok ya çok pahalı değmez.’’ diye avuturdum kendimi :p
Kahretsin artık bir tek taşım var inanabiliyor musunuz? Tek taş görünümlü bir anahtarlığım var o kadar denemeye bana da bu düştü. İnce olmasına rağmen bileklerimi kullanmalarına izin verdim bu da benim ödülüm. J Çok bile Puki Diki zaten sana gelmez böyle şeyler. İşkence dolu saatler yaşadım, sarraf ve altın olayı mı beni karıştırmayın mümkünse benim elim kolum serbest olacak arkadaşım ellerimi kullanmadan konuşamam bile. J Ha bilmiyorsanız şunu da söyleyeyim, geçen hafta da sizler için bunu deneyim ettim, çiçek borsasının bile enflasyonu varmış. Bayram öncesi düğünler yoğunken sizin amannn gül işte dediğiniz o güllerin tanesi 20 TL’den aşağı değilmiş. Yol uzak buket dayanmaz derseniz vay halinize oluyor mu size kaba tanzim edilmişi 200 TL. Bir de yolda başa bela demedi demeyin, soldu mu solacak mı stres oluyorsun Allahımın çiçeğine.  Evlenmeyin kardeşim bu dönemde b.k işiniz mi var, koşuyorlar mı peşinizden. :p Tekrarlıyorum kimse bana çiçek filan almasın 2 gün sonra kuruyacak, kurutmayı da denedim gül dışında bütün çiçekler kururken kokuyor, odamı kokutunca da çöp yolları görünüyor. Boşuna masrafa gerek yok siz en iyisi bana kaktüs alın hem canlı hem bakımı da kolay. :D
Anlayacağınız bu aralar hiç hoşlanmadığım işlerle uğraşıyorum, kendim için uğraşmadım uğraşmam da. Bana uzaktan işkencesi bile yetti siz evlenmek için can atanlara mutluluklar. Masrafa gerek yok bir kez yapılıyor filan demeyin gereksiz işte, başkasına yapılıyor benim ne eksiğim var diyorsunuz içinizden itiraf edin yazık değil mi damada? Damat beyler size de sabırlar diliyorum.
Son olarak benim gibi tatlı canavarı çikolata hastası Puki Diki’ye çikolatadan ikram ederseniz asla hayır demem. Hatta kutuyu koyun önüme hepsini yiyeyim, ona da gümüş tepsiye gerek yok nihayetinde çikolatanın muhteşemliği kabından gelmiyor. Sizleri seviyorum…

p.s: Sanki duygularım kayboldu sanıyordum, ta ki 2 gün önce bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayana kadar. Kendim bile fark etmiyormuşum bu aralar içime atıyorum o yüzden içimi dökmeye başlarsam duramayacak gibi hissediyorum. Hal böyle olunca eğlenceli bir yazı yazayım dedim gülen maskelerimizi takalım şimdilik. Belki de en güzel günlerimiz bunlardır…

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Günün Kısa Notları


ü Bulaşık makinesinde dehşet sıcağa rağmen 2 su bardağı, 5 nescafe içilmiş kupa varsa yaz sıcağının etkisiyle yemek yedikçe bastıran uykuya yenik yaz okulu öğrencisisindir.
ü 3 tane sözel ders aldığın için kendine lanet ediyorsan, içinden bildiğin tüm küfürleri sayıyorsan sayısalcı bir yaz okulu öğrencisisindir.
ü Ağlayacak kadar b.ka dönmüş hayatına ağlamak yerine derslere ağlıyorsan aklı karışmış, 2 tane sınavı ve yarısına gelemediği konuları olan zavallı bir yaz okulu öğrencisisindir.
ü Ve çalışmak yerine bu saatte bunları yazıyorsan, yazıp rahatlamak için yanıp tutuşan bir nebze acısını dindirmeye çalışan öğrenci değil insansındır.

Bugünü atlatayım yeni yazılarla görüşürüz elbet…

17 Temmuz 2011 Pazar

Yol Part 2


Her haftasonu yollara düşüyorum bu aralar. Bu hafta memlekete yine geldim ve haftaya yine geleceğim, tabi bir yere daha gideceğiz 2 hafta da orası bana kalsın. Yaz okulu, vizeler, ödevler filan yalan oldu iyice. Umarım toparlayabilirim.


Yolların vazgeçilmezi müziklerimi dinlerken yazmak geldi içimden. O sırada ‘’Aşkın Nur Yengi – Bir Zaman Hatası’’ dinliyordum, bununla ilgili bir yazı yazmayı planlamıştım kafamda ama uçtu gitti sanki dolaçlama takılacağım. ‘’Kendimi bıraksam da ruhum kaçar’’ diyor ya şarkıda bunu yazmaya karar verdim. Ben kalmak istesem de ruhum kaçıyor sürekli bağlanamıyor bir türlü valizler dolusu aşk ve anı ile kaçıp duruyorum kendimden. Ama itiraf ediyorum ki çok korkuyorum. Sonsuza kadar kaçacağım birilerinden mutlu olmak isteyerek başlayacağım ama özgürlüğüm kısıtlanıyor gibi hissettiğimde, sorumluluk fazla geldiğinde, hedeflerime engel olduğunu hissettiğimde, yanıldığımı farkettiğim anda kaçıp gideceğim. Ve bir bakacağım ki kimse kalmamış etrafımda herkes kendi hayatını kurmuş olacak ama ben bir başıma. Çok korkuyorum yalnız kalmaktan, yanlış yol arkadaşları seçiyorum kendime. Hayalimde henüz karşılaşmadığım bir adam var, belki de hiç var olmamış biri işte o kişiyi aramakla bir ömür kaybedeceğim, bulamadan yaşlanacağım ve yapayalnız kalacağım. Bu öyle bir adam ki bir zamanlar deli gibi sevdiğim kişiye benzer ama ondan da farklı biri. Belki de o yüzden bulamıyorum. Garip bir senaryo kurmuşum kafamda deli gibi korkuyorum, çünkü her seferinde aynı şey oluyor sanki biri çıkıp değiştiremeyecek bu kıramadığım zinciri gibi hissediyorum. Ama bunun gerçekleşmesinden de korkuyorum işte. Sebeplerime rağmen ayrılıktan korkuyorum ama hayat bildiğini okuyor işte sonunda ayrılık gerçekleşiyor. Bir gün öyle yalnız kalacağım ki yazılarımı besleyecek aşklarım bile kalmayacak ve duygularım da bitecek. Bunları görmeden ölmek istiyorum, böyle yaşamaktansa ölmeyi istiyorum…

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Gitmek


Her şeyi geride bırakıp, ilk otobüse nereye gittiğini bile sormadan atlayıp kaçmak istiyorum. Hani soruyorlar ya Aşti’de bütün şehirlerin ismiyle sanki o an karar verip gidecekmişiz gibi söyledikleri şehre, işte öyle bir anda gitmek istiyorum. Bir planım, gidecek yerim olmadan bir anda ortadan kaybolmak istiyorum. Sofrayı toplamadan, çöpleri çıkarmadan,  çayı ocakta, bulaşıkları makinede, çamaşırları telde, evi öylece tozlu bırakıp gitmek istiyorum. Ailemle vedalaşmadan, arkadaşlarıma haber vermeden, telefonlarımı yanıma almadan, küçük bir not bile bırakmadan… Geride kalan her şey öylece kalsın, hiçbir sorumluluk hissetmeden gitmek istiyorum. Sırt çantama sadece birkaç kıyafetle, birkaç kitabımı ve Ipod’umu atıp kafa dinleyebileceğim kadar çok uzaklara kaçmak istiyorum. Kendimi ve yaşananları bile geride bırakıp hiç kimse olduğum yerlere özgür bırakmak istiyorum ruhumu. Kaçarak değil hesaplaşarak özgür olunacağını bile bile gitmek hayali…
Ne kadar kolay değil mi cümlelerde gitmek? Oysa ne kendimden kaçabilirim ne de yaşananlardan… Öylece bırakıp gittiğimi bile sanırken yanıma alır da giderim her şeyi. Bilirim, nereye gidersen git kaçamazsın kendinden hele bir de benim gibi ölümüne bağlıysan sahip olduklarına. Sanki seni dünyaya gönderirken her zaman sorumluluk duyacaksın başka çaren yok demişler gibi, her şeye ve herkese sorumluluk duyuyorsan. Ne aileni, ne okulunu ne de sevdiklerini bırakıp gitmeye cesaretin yoksa… Gitmek şarkısını mırıldanırsın sadece, kendin bile inanmadan gidebileceğine…


Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
Madem gidemiyorum umarım kalıp savaşabilirim…

14 Temmuz 2011 Perşembe

Özür Dilerim

Hikayeler yazıyor, yazdıklarıma inanıyorum. Düşümdeki hayat bile mükemmel değil oysa. Sadece huzur ve mutluluk istiyorum, hikayemi böyle basit yazıyorum. Kimse inanmasa da ben inanıyorum ama hikayemdeki sona ulaşamıyorum bir türlü. O çok istediğim hayatın oldukça uzağındayım. Özür dilerim hepinizden kendi hayatım istediğim gibi olmadı diye ne istedim sizinkilerden bende bilmiyorum. Affetmezsiniz biliyorum ama yalan da olsa buna ihtiyacım var, vicdanımı temizlemem gerek. Battığım b.k kadar kirli vicdanım temizlenmez bilirim ama hikayemdeki son için buna ihtiyacım var. Siz inanmasınız da benim hikayeme inanmam gerek ki her yeni güne başlayabileyim. Belki bu yazdıklarımı hiç görmeyeceksiniz bile ama yine de özür dilerim, bu özür kendim için bir parça olsun rahatlamam için. Üzgünüm ve pişmanım yaptıklarımdan belki hiçbir şeyi değiştiremem ama özür dilerim. Hesaplaşmayı hiç bitiremediğim gecelerin içten gelen özrünü anlamsız birkaç cümle ile yazmak istedim. Yorgun ve uykusuz olduğum halde uyuyamadığım gecelerimi bir ben bilirim bu gün o günlerden biridir, ne yazıkki her günüm böyledir. Sesimi duyar mısınız? Gerçekten çok üzgünüm beni affedebilir misiniz? Kendimden kaçarak yaşayamam daha fazla, bana bir kez daha yardım eder misiniz? İlk fırsatta uzanan elleri itip ihanet edeceğimi bile bile bana son kez elinizi uzatır mısınız? Hadi hepsini boş verin sadece affedin ya da bana affettiğiniz yalanını söyleyin yeter, bir gece olsun huzurla kapatayım gözlerimi yeter…

p.s: Söz artık yeni bir hayata başlayacağım martavalını okumayacağım.  Gölgeni her an üstümde hissederek yaşayamıyorum işte bu yüzden güneşi tam tepeye çıkarmam gerek ben gidiyorum yeni değil eski bir hayata…
p.s 2: Kabusum olma artık biliyorum en çok kimin ahını aldım bu hayatta, her gece uykulardan karanlığa uyandırma beni. Pişmanım dedim ya bırak beni vicdan…

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Sen Sadece İnsansın


Marcus Aurelius Roma Meydanı'nda yürürken arkasında bir uşak olurmuş. Uşağın tek işi, insanlar Aurelius'a şükranlarını sunduğunda Marcus'un kulağına "Sen sadece insansın" diye fısıldamakmış. Markusu göklere de çıkarsalar, yedi kat yere de batırsalar o Markus'a hep aynı şeyi söylermiş "Sen sadece insansın".

İnsan bu unutur insanlığını biri gelip kulağına fısıldamalı ki hatırlasın sadece insan olduğunu. Unutmamalı ne olursa olsun, kim ya da ne olursa olsun yalnızca insan olduğunu. Ne büyük görmeli insan kendini ne de ezilmeli sadece insan olanlar karşısında. Hepimiz sadece insanız, bir toplumun ne küçük ne de büyük bir parçası. Aynı ve eşitiz çeşitliliğimiz sadece kendimizi ne olarak gördüğümüzden. Sanılmasın ki büyük görüyorsun diye büyüksün küçük görüyorsun diye küçüksün. Statü, mevki, para, güç hepsi gelip geçici nihayetinde sadece insansın.
İnsanlar görüyorum etrafımda kendini bir b.k sanan, yaklaşıp kulağına fısıldamak istiyorum susuyorum. Fısıldayamıyorum kulağına ama lafımı çarpmadan da edemiyorum. Etrafındakileri ezmekten zevk alan insanları aşırı güvenimle ezmekten zevk alıyorum bende. Unutuyorlar ya da bilmek istemiyorlar, aynı şekilde doğup aynı şekilde ölmüyor muyuz? Bu saçma ego niye? Kim ne sanıyorki kendini? Bazen kendime bile kızıyorum onlara benzettimse kendimi. Hani bir sınır vardır ya kendine güvende ucunu azıcık kaçırırsan sende onlardan biri olursun. Bazen dönüp de kendine demeli kendini ne sanıyorsun sen sadece insansın. İnsanları çok seviyorum, eşitlik vazgeçilmez ilkem, haksızlığa tahammülüm yok da işte benim de insanca hatalarım oluyor bazen, hızla sarsıyorum kendimi ve kendime geliyorum. Kendime yaptığımı başkalarına da yapıyorum. Çünkü bazen sen hatırlayamazsan hatırlatmalı biri. Bu küçük güzel bir uyarı, kırıcı olmamalı çok mecbur kalırsan da hafiften laf dokundurmalı. Mükemmel değilsin, ‘’Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var.’’ derler adama. Ha tam tersi de şu ki ezme kendini hata yapmak ölüm değil insanız hata yaparız, değildir ki kimse dört dörtlük. İyi ya da kötü yönde herkes bazen uyarılmayı hak ediyor buna bende dahilim.
Ve ben fısıldıyorum kulaklara "Sen sadece insansın", "Ben sadece insanım", "Biz sadece insanız"

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Zamansız


Mesaj kutumda temizlik yaparken rastladım ‘’Hala zamansızsın, hala sevdasızsın, hala kararsızsın…’’ Daha da fazlası vardı mesaj kutumda zamansızlığımla ilgili. Farklı kişilerden aynı şikayetler ki kendi kendimden de en çok şikayet ettiğim. Her şeye uydum da bir zamana uyamadım, çoğu zamanda elimde olmayan sebeplerden.

Yıllardır koşuyorum bir yerlere yetişmeye çalışıyorum, hırslarım ve amaçlarım var engellere rağmen koştuğum ama işte bazen aşamadığım engeller çıkıyor karşıma. Boyun eğmek zorunda kaldığım istekler, mecburiyetler. Bir kere bile fikrim sorulmadan adıma verilmiş kararlara karşı çıkıyorum, oysa boşluğa konuşuyorum. Yollarımız bambaşka kesiştirmeye çalışmak yoruyor beni, empoze ettikleri hayatı yaşamak benim için ölüm gibi. Gölge olup yok olmak istiyorum böyle zamanlarda.   Zamansızım işte zamanla anlaşamıyorum, olmadık zamanda gelenlere yeniğim. Sürükleniyorum bir yerlere, ama hep koşuyorum yolum uzasa bile sanki yetişebilecekmişim gibi zamana.

Daha durgun bir hayat istiyorum ama durulduğu anda da sıkılıyorum, alışkanlık işte hızımı almışken durmak yaramıyor. Hayalimdeki hayat başka, yaşadığım başka, benden istenen ise bambaşka. Beni teğet geçen, üstüme yapıştırılmak istenen bir hayat ve benim istediğim hayatla boğuşuyoruz. Galibi yok iki taraf da kazanıyor zaman zaman. Bazen ben uyuyorum ona bazense o bana. Bazen yaşıyorum sonuna kadar bazense nefes alamıyorum dayatma hayatlarda. Zamansız, mekansız sadece koşmanın olduğu hayatımda sadece dilediğimce yaşama özgürlüğü verilmesi dileğiyle…

8 Temmuz 2011 Cuma

Yol Part 1

Yollara vuruyorum kendimi çünkü bilinmeyene gider gibi her yola attığımda kendimi başka yere gidiyorum. Mekanlar değil başka olan ben değişiyorum. Yeniden başlıyor, yeniden büyüyor ve yeniden bitiyorum her yolda olduğu gibi. Kayıplar veriyorum çokça bazen fark etmiyorum neyi kaybettiğimi bile. Her yolda bırakıp gittiklerim kızsalar da bana kalamıyorum hiçbir yerde, değişkenlik yaratılışımdan.
Olmayan dengemi daha da alt üst edenleri yol arkadaşı seçiyor mola yerinde bırakıp gidiyorum arkama bile bakmadan. Yol benim yollar benim virajsız değil hiçbir yerim. Nereye kadar kaçabileceğimi bilmeden sorumluluktan kaçıyorum. Bencilliğimi kabullendim, ihtiyacım yok diyorum da sizlere korkuyorum yalnızlıktan, kalabalık içinde yol alıyorum, çok insan tanıyor çok insan harcıyorum, çok sevip çok nefret ediyorum. Ama her zaman yolun sonu yalnızlık. Ve sonunda bende yoruluyorum. Ruhum yorgun sadece, bedenimi yoramaz yollar bu bambaşka.

p.s: Yolda yolla alakasız bir yazı yazmayı da becerdim sonunda. Haftasonu kaçamakları yapıyorum bu aralar, yaz okulu ve sıcak Ankara çekilmiyor. Gerçi yolum da memleketten fazla uzağa geçebilecek gibi değil ama her neyse yolları seviyorum…
p.s 2: Yanımdaki kız 16 saattir yoldaymış aktarmalarla birlikte, şarjı bitti sürekli telefonla konuşuyor. Usb aradı şarj için otobüste yokmuş benim bilgisayarımda etmeyi teklif ettim çok teşekkür etti, otobüsün interneti arızalıymış bende bu yazıyı yazdım bu arada. Kaç kere hakkını helal et dedi sayamadım, ne olacak canım dedim insanlık ölmedi ya. Yaşımı sordu söyledim sadece 3 yaş büyükmüş benden ama yaşlandım dedi, adlarımızı sormadık bile otobüs arkadaşlıkları bu kadar olur işte herkes iner ve yoluna devam eder, sadece birkaç saatlik küçük bir paylaşım işte, seviyorum yolculuğu...

5 Temmuz 2011 Salı

Karamsar Günlerden

Gözlerimdeki hüznün ardından aynaya bakıyorum. Sahi kim bu? Ben miyim o yabancı siluet? Niye bir başkası gibi bakıyor gözlerim? Kendimden bu kadar mı uzak ruhum? Daha derine bakıyorum. Grilikten karanlığa doğru… Beni buraya getiren neydi? Hangi yaşanandı bedeli bu kadar ağır olan? Bir uzun yola bakar gibi bakıyorum hayat yoluma…  Daha başından bir dizi şanssızlıkla başlamış hayat. Ama diyorum ki her şeye rağmen hayat güzel, nefes almak dünyaya bedel. Oysa ilerledikçe görüyorum ki zaman zaman nefes bile alamaz olmuşum, yastığımdan gözyaşım kurumamış ve her gece tek bir dua ‘’Allah’ım bana yardım et.’’ Bir yanım karamsarlığa gömülmüş diğer yanımsa insanlar neler yaşıyor buna da şükret yılma diyor. Ben her şeye rağmen zorla da olsa nefes alıyorum. En büyük servetim ailem tüm aksiliklere rağmen yanımda, aramıza karışan zehirli yaşam formlarına inat bir aradayız. İşte burada tekrar karanlığa bakıyorum… Niye yaptın bunu diyorum, bu sen değilsin, ne olursa olsun yapmamalıydın, dön bak ailene yakışıyor mu, hak etmiş miydi onlar bunları diyorum. Bir düğüm boğazıma oturuyor, oradan da vücuduma yayılıyor. Evet biliyorum yapmamalıydım. Bir süngerle temizlemeye çalışıyorum, hayır daha çok bulanıyor, kapanmalı o sayfa açılmamalı, bulanık kalsın öyle, kimse duymasın hişşttt… Gözlerimi kapatıyorum ve bir umutla tekrar açıyorum, karanlık gerimde bakamıyorum, korkuyorum yönüm aydınlığa… Güzel günler beni bekliyor. Sıkıca tutuyor ellerimi, onunla birlikte daha aydınlık dünya. Bırakamam ellerini artık yolumuz bir. Geride bıraktığım gülümsemelerimden birini yerleştiriyorum yüzüme. Her şey güzel olacak…
                                                                                                                                11.10.2010        20:10

Bir kağıda yazılmış eski bir yazı olmakla beraber;
p.s: 5 ay sonra ellerim yine boşlukta,  bir de üstüne neler neler yaşandı. İnanmıyorum artık kendime çünkü ben her bıktığımda tuttuğum eli bırakırım, bir kez bırakmamıştım onda da sonunda bıraktım işte. Aylar yıllar geçiyor ben hala deniyorum, her tuttuğum elde bu son olsun diyorum bakalım bu kez ne olacak… Ve bu yazıyı yazdığım güne atfen: Kimler geldi hayatımdan kimler geçti, hiçbirisi hasretini gidermedi, en güzeli senin kadar sevilmedi, kimler geldi kimler geçti J         dıp dırı dıp dıttt dıtttt J

p.s 2: Yıllar sonra gelen ekleme (01.10.2013): O zaman itiraf edememişim evet daha kötülerini de yaptım ben, daha utandığım günler de oldu kendimden ama yazamadım kendim atlatmadan sizlere anlatamadım. Ama zamanla yazdım işte hepsini…

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Gizli Bahçemde Yalnız Ben

Gizemli olmak değildi amacım sadece bazı şeyler gizli bahçemde saklı kalsın istedim. Bana özel olsun kimseler bilmesin. Gizli saklı yaşadım ne hesap vermekten hoşlandım ne de arka arkaya gelen sorulardan. Belki de bu yüzden çok gizli bir ilişki yaşıyorum etrafımdaki kimseye anlatamadığım. Bu duyduklarında beni yargılayacakları bir şeydi o yüzden bırakın bende kalsın dedim bir süre sakladım. Fakat bir süre önce bazıları öğrendi işte tahmin ettiğim gibi artık görüşmüyoruz. Yargıladılar, cezamı kestiler, yalnızlığa mahkumum şimdi. Ama hala en yakın arkadaşlarım bile bilmiyor söyleyemiyorum. Kendimi kabul ettiremem onlara, anlatamıyorum içimde büyüyor. Başka başka konular konuşuyoruz, son zamanlardaki sessizliğime anlam veremiyorlar bu yüzden de onlarla da fazla görüşemiyorum. Kapattım kendimi içeriye ne internette fazla dolaşıyorum ne de sokaklarda. Dünya üzerindeki küçücük bir kum tanesi kadar değersiz hissediyorum kendimi, zorla gözlerine kaçmadığım sürece varlığımı bile fark etmiyorlar. Gizemli olmak değildi amacım dedim ya yalnız kalmayı da ben istemedim hayat öyle getirdi işte. Her şeyin satılık olduğu dünyada benim değerim de kocaman bir hiç artık…

3 Temmuz 2011 Pazar

Resim Yapıyorum Ben Yaaa!

Elim yüzüm boyalı tıpkı çocukluğumdaki gibi. Boyama kitaplarıyla başladım bütün çocuklar gibi resme. İnanın hiç taşırmadım ama boyadıkça çizgilerle sınırlanmak fazla geldi kocaman resim defterleri aldı annem. Rengarenk pastel boyalarım bir de fazla anlaşamadığım kalem boyalarım. Bir gün o zaman için her evde olmayan en değerli varlıklarımızdan =p videomuz bozuldu tamirci geldi bilin bakalım içinden ne çıktı. Pastel boyalarım!!! Uslu çocuk Pukidikinin tek yaramazlığı videonun içine pastel boyaları tıkıştırmış arkadaşıyla birlikte. Sonra bir gün abim deli gibi bağırıyor sulu boyama kim dokundu!!! Evet Pukidiki dokunmasın diye dolaba saklamışlar ama o durur mu su doldurursa belli olur diye her seferinde lavaboya gidip ıslatmış fırçayı hiç üşenmemiş sulu boya resim yapmış azıcık da batırmış tabi sulu boyayı J Annem bana bir de sulu boya aldı bu kez kendininkini kullan dedi. Bir de dedi ki bunda renkleri suyla açarsın, guaj boyada ise beyazla o zaman ne oldu peki? Bu kez de aklıma guaj girdi. Sulu boyayla defterler dolusu resim yaptıktan sonra onu da aldı annem. Uzun süre de onunla devam ettim ama üniversiteye gelince hepsini bıraktım. Beni her zaman destekleyen annemin aldığı kaliteli Samur fırçalarım bile kayıp şimdi. Annemden aldığım resim taktiklerim bile unutulmaya yüz tutmuş. Ama hala aklım resimde seviyorum yahu yüz çizemiyorum mesela ama soyut resim çizmeden de yaşayamıyorum. Boyalarım yok yanımda ama karakalem denemeleri yapıyorum arada. Kalemle aram iyi değil gölge yapabiliyorum da çizemiyorum ki. Siyah beyaz hayatıma inat resimlerim hep rengarenk hoşlanmadım işte karakalem filan. Geçen yıl yağlı boya mı yapsam bu kez de diye sayıklamaya başladım ve arkadaşımdan doğum günümde fırçalar ve yağlı boya geldi. Bende bir tuval ve şövale aldım ama itiraf edeyim bunu da beceremedim. Teknik bilgi annemden aldığım genel hatlarıyla resim hakkında ilk dersler dışında sıfır olunca çok iyi değilim evet ama ben resim yapmayı seviyorum yaaa J Ellerim rengarenk, boyalarım rengarenk ve sadece resimlerimde rengarenk hayat. Dünyanın en berbat resmi de olsa resim yapıyorum ben yaaa!!!