tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Haziran 2011 Perşembe

Kıskançlık


Dostum dediğim insanları hiç yarı yolda bırakmadım ben onlarsa beni savaşımın en zor anında terk ettiler. Hayır üzülmedim sadece dargınım belki bir parça da kızgınım. Ama kızgınlığım kendime hak etmeyene gereğinden fazla değer verdiğimi fark ettiğimden. Bilmeliydim aslında kadınlar kadınların en büyük düşmanı ve içinde hiç kıskançlık olmayan kadın yok gibi bir şey. Kıskanıyoruz işte birbirimizi yapacak bir şey yok. Önemli olan bunu abartmamakmış benimki hafif bir kıskançlıktan öteye geçmedi hiç ama biliyorum ki beni deli gibi kıskandınız çünkü benim hayatım dışarıdan öyle güzel görünüyor ki dışı seni içi beni yakıyor kimse bilmiyor, görmüyor. Gizliyorum çünkü zayıflıklarımı ve baş edemediklerimi, güzel bir tablo çiziyorum sizde görüntüyü gerçek sanıyorsunuz oysa her şey zahiri. Sandığınız gibi mükemmel bir hayatım yok. Sağlık problemin yok, derslerin iyi, seni beğenen çok erkek var, para problemin yok kıskanıyorlar sense nedeni kendinde arayacak kadar çok safsın demişti bir arkadaşım, o zaman uyandım. Ben bunlara sahip olmadığımı, çok daha başka problemlerim olduğunu, hayatta bunlardan önemli şeyler de olduğunu biliyorum ya (Sağlığı her zaman dışında tutarım ondan değerlisi yok.)  kıskanılacağını düşünememiştim. Keşke gerçek bir dost gibi anlatamadığım asıl dertlerimi fark edebilseydiniz. Konuşamadığımı bilip sadece destek olmayı becerebilseydiniz. Üzgünüm çünkü hiç dostum olamamışsınız, kıskandığınızı belli etmediğiniz gibi yapaymış her şeyiniz. Şimdi hoşçakalın dostçuklar, sahteliklerinizle işim yok, maskeler tek tek düştü. İşiniz düşünce yeniden kapımda belirmeyiniz, çünkü ben artık o kapının çaldığını duyamayacak kadar sağırım…

28 Haziran 2011 Salı

Gel Uyku Gel


Yine bir gece yine uyuyamıyorum delireceğim galiba sabahın köründe kalkmak gerek ama nalet uyku uğramıyor kaç saattir. Yastık sarılmamdan sevgili moduna girdi, bense gerçekten yatakta dönüp durma eylemini gerçekleştiriyorum, yatağın tersinde uyumayı deniyorum bu kez ama sevgili uyku nerdesin kaç oldu bak? Hep özenmişimdir şu kafasını yastığa koyduğu anda uyuyanlara ne kadar şanslısınız biliyor musunuz, yatakta 3 saat dönüp durup da uyuyamamaktan büyük işkence yok.
Çok ağlamışım gözlerimin ağrısı başıma vurdu yine bir sen eksiktin zaten baş ağrısı sana bile atarlıyım şu an. Duşumu da aldım ama hala yok yok. Tekrar bilgisayarı açtım Güzin ablalık yapıyorum bu saatte ne yapılır ki başka zaten. Film izlesem ya da kitap okusam gelir mi acaba uykum? Ama kafam yeterince karışık kendimi vermem zor versem de bu sefer kopamam kendimi biliyorum sabahlarım sonra. Uyuman gerek şartlan artık Pukidiki kızıyorum amaaaa! Neyse hadi iyi geceler diyeyim tekrar bu saatte boş muhabbetten başkası dönmez zaten. Sabahın köründe uyanılacak o kadar işte! Benim gibi uykusuz gecelerde alarm sesini müzik zanneden, ısrarla duymayan birini uyandıracak ilahi güç lazım zaten. Tatlı rüyalar herkese J

27 Haziran 2011 Pazartesi

Error!!!

Hani hatanın neresinden dönersen kardı? Döndüğüm yer başladığım yer olmuyor bir türlü. Kelimelerim de tükendi zaten, yazamıyorum artık. Evet biliyorum okuyacaksınız ve içinizden oh diyeceksiniz hak etmişti, oysa benim yenildiğimi bilmenizi istemiyorum, güçlü rolü yapmak her zaman daha iyiydi. Sizin okuduğunuzu bildiğim sürece ben yazamıyorum, kelimelerim bile tükendiler. Yazacaktım, rahatlayacaktım burası benim günah çıkartma köşem, ağlama duvarım olacaktı. Belki de kendimi özgür hissettiğim tek yer. Kafam karışıklıktan güzel, yazmıyorum işte şarkımı dinleyin ben öyle yapıyorum…



Her şeyi al
Bana beni geri ver
Bir şansım olsun

24 Haziran 2011 Cuma

Biraz Alkol Biraz Cesaret


Sarhoş bir gece, nereden geldiği bilinmez bir cesaret, bastırılmış cinselliğin ortaya çıkışı… Ne zaman sarhoş olsam işler kontrolümden çıkıyor. Azıcık hoşlanmam yeter. Benden karşı tarafa ne mesajlar gidiyor bilmiyorum ama karşıdan gelen ataklara kayıtsız kaldığım söylenemez. Frenleri zorlamanın da bir sınırı vardır ne de olsa. Dudakların birleştiği o ana kadar kaçtım kaçtım, kaçamadıysam sonu bilinmez bir gecenin başlangıcıdır. Her şey sabah uyandığında başlar aslında bilmediğin bir evde, bilmediğin bir yatakta, yeterince tanımadığın bir adamla… Rüyamı gerçek mi ayrıntıların karıştığı bir gece, genel hatları can yakan…
Pişmanlık insanın içini kemiren iğrenç bir duygudur, zamanla kaybettiğim. Sınırlarımla birlikte pişmanlıklarım da kayboldu. Eskiden yaptıklarıma pişman olurdum şimdi sadece aldattıklarıma. Kendini aldatan insan aldanır, geride kalan en büyük pişmanlığım budur. Peki ama sarhoş bedenimin yaptıklarını ayık ruhum unutur mu? İşte bunun cevabını arıyorum o hesaplaşma sabahlarında. Buluyorum cevabı her şey unutulur, yaşananlar bile ama aradan zaman geçmesi gerek. Böyle diyerek genişlettim sınırları, pişmanlıkları da kaybettim. Zaten alkole suç atmak saçma olur ama zorla değildir hiçbir şey ihtiyacın olan cesareti vermiştir sadece sana ve sende her sağlıklı insan gibi cinsellikten zevk alıyorsundur. Ben yaptım kime ne demek kolay olmasa da kendinle hesaplaştıktan sonra kabullenirsin. Değer yargılarının çok dışında ben bir bireyim sonuçta zevklerim ve isteklerim var. Yanlış anlaşılmasın tabiki kucaktan kucağa atmıyoruz kendimizi bir adamdan hoşlanmak o kadar basit midir ki? Duygusal olarak hiçbir şey hissetmediğin biriyle öpüşmek bile işkencedir sonuçta. Ama hoşlandığım biriyle güzel bir gece geçirdiysem kime ne? 2 kişilik olaya 3. kişiler girmesin yeter. Bu hayat benim pişman olarak uyanırım ya da mutluyumdur kime ne?

20 Haziran 2011 Pazartesi

Bana Güven


Yetiştirilme tarzımdan olsa gerek hayatım boyunca hep ben yaparım, ben hallederim diye iddia ettim durdum. Saçma sapan yardımına ihtiyacım yok ben yaparım hırçınlığı vardı üstümde, aşırıya kaçmış bir kendine güven. Ondandır ki kendime güvenimi kırmaya çalışan insanlardan nefret ettim, sen halledersin diyenlerin peşinden koştum.
Bu konu da geçen gün geldi aklıma, üniversiteye başladığım yılı hatırlayınca. Beni yurda yazdırdıktan sonra ne kayıt yaptıracağımda, ne de bavullar dolusu eşya ile Ankara’ya ilk gelişimde ailem yanımda yoktu. Ben süt kuzusu değilim kendim hallederim diyordum. Allahtan abim Ankara’daydı ilk yılımda da bana çokça yardımcı oldu. Genelde yanımda gelmedi ama yolları tarif etti bana, haftasonları ben onun evini temizledim o da bana yemek yaptı. Ben yurtta kalıyorum tabi, tanımadığım bir sürü insan arasındayım ilk defa ailemden, evimden uzakta. Okul açıldığında ramazandı oruç tutuyorum bir de inatla. 4 kişilik odadayız ve 3’müz yeni gelmişiz. Diğer 2 arkadaşım evlerine gidip geldiler eksiklerini tamamladılar filan, ben inatla gitmedim eve 1 ayın sonunda bayrama gittim. İddia ediyorum hala ben ana kuzusu değilim hallederim. Eksiklerimi tamamlamam bile öyle zor olmuştu ki sürekli marketlere gidiyorum, param çok hızlı bitiyor, oruç tuttuğumdan yemeğe bol para harcıyorum, şehre alışmaya çalışıyorum bir yandan da. O bayramda eve geldiğim gibi bir de yazlığa götürdüler beni dedemlerin yanına. Ben öyle hırçınımki evimi özlemişim ama yazlıktayım hem de kalabalığız zaten kalabalığa uyum sağlamakta zorlanarak gelmişim. Ses ve ışığa duyarlı bünye uyuyamıyor bile hallederim diyorum da alışmamıştım işte henüz, itiraf etmiyorum. Belli etmiyorum işte hiçbir şeyi. İşte o ana kadar. Makineye benim rengarenk çamaşırlarıma alışkın olmayan anneannemin çamaşır suyu dökmesi ve ben çıkan çamaşırlar asılırken görene kadar. Tüm iç çamaşırlarımın ve çoraplarımın rengi birbirine girmiş ben şokta tabi. Ağlama krizine girdim, nasıl da hırçınım anlam veremiyorlar 3 kuruşluk şeyler için bu eziyet yapılır mı diye. Eksiklerimi bile tamamlayamamışım henüz, alışamamışım daha şehre, evimi özlemişim ama evime bile gidememişim, 1 aydır yeni bir hayata başlama çabasındayım ve bütün çamaşırlarım çoraplarım mahvolmuş durumda hiç birine ağlayamadım ya buna ağlıyorum. Neyse bir şekilde bunu da hallettik, uzun zaman sonra da anneme itiraf ettim sebebini.
Bu hep böyle devam etti tabi sevgililerim de aldı nasibini, hayatı bana kolaylaştırmak için yardım etmek istediler bense hayır ben yaparım yardımına ihtiyacım yok dedim. Bir de üstüne gerginlik yarattım benim yardıma ihtiyacım yok diye. Yardımı bile reddedecek kadar manyağımdır ama alışkanlık ne yaparsın işte böyle öğretilmiş bana.

Sadece iddia değildi ama benimki gerçekten hallettim girdiğim her işi. Talihsiz başlangıçlar yapsam da bir şekilde hallederim, ben yaparım. Çünkü bana böyle öğretildi, hep annemin dediği gibi benim çocuklarım halleder. Beni düşünmelerine gerek yok bilmediğim bir şehre yalnız başıma koysalar bile hallederim bir şekilde, biraz bocalarım yorulurum ama olur işte.

19 Haziran 2011 Pazar

Bana Bir Masal Anlat

Bana bir masal anlat içinde ne kurt olsun ne de kuzu. Sadece ben olayım bir de sonsuz sevgi olsun. Kuşu, ağacı, böceği ve en önemlisi de insanı sevmek gibi sonsuz olsun. Kocaman bir kalbim olsun, bu benim masalım olsun. Masalımı anlat ama dinlediğim sahneyi ben seçeyim, yine küçücük olayım o akşamüstü güneş batarken annemin bana şiir okuması gibi olsun, en sevdiğim şiiri dinlediğim o günkü gibi masalım da en sevdiğim olsun. Bir parça da umut koy içine ki mutluluğum da sonsuz olsun.

Ben olayım yalnız içinde, kimseyi istemiyorum masalımda, insanın olduğu yerde hayat değişkendir ben artık tüm mükemmelliğiyle durgun bir hayat istiyorum. Cennet hayal ettiğin gibi bir yerdir, benimki resimlerim gibi rengarenk olsun, her fırça darbemde değişsin ama tuvaldeki resim kadar da durgun olsun. Matruşka bebekleri gibi de masal içinde masal olsun. Sen yaz masalımı, ben besteleyeyim, meleklerse söylesin. Sonsuzda yankılansın benim masalım. Bana bir masal anlat azıcık tuz, bolca şeker tarif ettiğim gibi olsun…

18 Haziran 2011 Cumartesi

Kararlar


Bugün kardeşim LYS’ye girerken fark ettim ki bende tam 5 yıl önce bugün ilk kez sınava girmişim: 18 Haziran 2006. Aklıma kazınmış sanki bu tarih ne yaparsam yapayım, ne kadar uzağa gidersem gideyim unutamıyorum. Benim için berbat bir gündü okul hayatımın gidişatını mahveden o şanssızlıklardan geçtim artık bunları konuşmak ya da hatırlamak istemiyorum da gerçekten uzun zaman olmuş. Daha 18 bile değilmişim. Liseden mezun olalı 5 yıl olmuş, 4 yıldır Ankara’dayım. Çok yol almışım ama hala da aynı yerdeyim. Bir çember gibi dönmüş durmuşum sanki. Her seferinde ilk günkü gibi büyük bir hırsla başlıyorum hayata yenilsem de ben hala bu çemberde dönmeye devam ediyorum. Ama az kaldı yakında kıracağım bu zincirleri. Bu kez benim çizdiğim yolda ilerleyecek hayatım kazansam da kaybetsem de bu benim hayatım. Geri alacağım hayatımı, ne arkamda birilerinin durmasına ihtiyacım var ne de yoluma taş koyanlara fırsat verecek sabrım. Ne çıkarsa yoluma yakıp yıkmaya hazırım, uzun zamandır hazırlıyordum zaten kendimi. Bugün ben çok kararlıyım bir 5 yıl daha geçtiğinde buradan çok uzakta olacağım. Şans bu kez benimle olsun…

17 Haziran 2011 Cuma

Sığıntı Yaşamlar

İhtiyaç gibi gelir bazen bir limana sığınmak, tehlikeli sığ sularda olsa bile. Birinden kaçıyorsundur, kendini yalnız bırakmışındır. Gidecek yerin yoktur, sadece kaçıyorsundur. En zayıf olduğun, sarılacak birine ihtiyaç duyduğun anda biri çıkar karşına kim olduğunun önemi yoktur. Yanlış ya da doğru önemi yoktur, bir anda kucağına atarsın kendini dünyanın en tehlikeli kucağı olsa bile, çok kötü şeyler seni bekliyor olsa bile… Böyle anlarda olmadık kucaklara sığındım, olmadık omuzlarda ağladım bazen zarar gördüm, bazen hiçbir şey olmadan zamanı gelince sessizce uzaklaştım. Arkadaşların bile bencilce kendi hayatlarını düşünmekten seni göz ardı eder ya bazen, ne halde olduğunu fark etmez, daha önemli işleri vardır ya işte o anlarda sığınacak birileri mutlaka vardır. Ya senin zayıf anını kollayan birileri ya da tesadüfen gelmiş birileri. Tesadüfleri tercih ederim ama bana pek denk gelmiyor kendisi. Bana daha çok zayıflığımdan yararlananlar geliyor. Bende pek tehlikesiz sayılmadığım için bütün iyi niyeti sömürüp, kötülerden de yara alıyor sonra zararlarımı da yanıma alıp çekip gidiyorum. Zararın ne kadar küçükse o kadar iyi çeker gidersin ama bu kez zararım büyük gidemem. Her şeyi kaybettim, en yakınlarımı karşıma aldım bu kez gidemem. Sığındığım limanda tutsağım. Bunları düşünmediğinde her şey çok iyi hala gülme ihtimalim var da içimdeki sıkıntıya çözüm bulamıyorum. Düşündükçe boğuluyorum. Kırdığım kalplerin ahından korkuyorum, utancımdan bakamadığım yüzlerle karşı karşıya gelmekten korkuyorum, geri gelmeyecek kayıplarımla yüzleşmekten korkuyorum. Her şeye bir çare buluyorum da içimdeki hüzne bulamıyorum. Zaman diyorlar ya her şeyin çaresi zaman sonsuza kadar kaybedilenlere de çare mi? Geri getiremese de acısını dindirir mi zaman? Elimde kalan son çare zaman, ona güvenebilir miyim?

16 Haziran 2011 Perşembe

Sıcak Bir Duş

Sıcak ve soğuğun bir arada olduğu o duşu hissediyorum tenimde. Doğal gazı olmayan evinde soğuk banyo, sıcak su, sıcak tenin… İçim sıcak üşümüyorum ya da hissetmiyorum üşüdüğümü. Sen varsan bana her yer sıcak, üşürsem saklanırım içine. Sana saklamadığım birçok ilkin pişmanlığı var ama bu ilk sana ait ve en sevdiklerimden… Bilirsin ben üzülünce ya banyoya sığınırım ya da sokakları arşınlarım, özeldir banyom benim çok iyi bilirsin.
Yaşadığın en güzel günlerden birini söyle deseler ilk üçte olurdu belki de o gün. Hayattaki en güzel günlerimden biriydi hiç söylemedim ama çok güzeldi. Sıcak suyun altında sarılmak güzeldi. Ben üşümeyim diye çıkar çıkmaz havluya sarıp,  elektrik sobasının karşısına oturtman güzeldi, saçlarımı kurutman ise mükemmeldi. Öyle kötü bir halde gelip yanına, sıcaklığına yaralarımı teslim etmek güzeldi, iyileştirecektin her şeyi. Oysa yalnızca ben öyle sanmışım, o muhteşem unutamadığım günden sonra işler sandığım gibi gitmedi, yollarımız ayrıldı yine bir şekilde ama ben o günü asla unutmadım. 24 Nisan 2010 dönüm noktası hayatımızın, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Tenimde duşun sıcaklığı kaldı, yaralarımın izleri ise geçmedi üstelik yeni yaralar aldım. Bir daha hiçbir duş o kadar güzel ve özel olmadı belki de benim için, özeldin, farklıydın ama işte bitti bak. Yalnızız şimdi sıcak duşumuzda soğuk bedenlerimizle.

Değişmeyen bir şey varsa ben hala duşa sığınıyorum ya da sokak sokak yürüyorum canım sıkkınken. Bu aralar bende hava kapalı ve kasvetli. Ya bir duşta bulursun beni ya da yollarda ama hep yalnız ve soğuk…

15 Haziran 2011 Çarşamba

Zamana Yenik Hayatlar

Ara ara hesaplaşıyorum geçmişle. Büyüdük ya hatalar ve yaşananlar da değerini yitirdi. Hiç denediniz mi artık görüşmediğiniz bir arkadaşınızla ya da uzun zaman önce ayrıldığınız sevgilinizle konuşmayı? Aradan öyle çok zaman geçmiş ki neydi sizi görüşmemeye iten, ayıran hatırlamıyorsun bile zaman diyorsun geçiyor, büyüdük çocukça şeylermiş onlar. Büyüdük yitirdik bazı şeyleri. Zamanla birlikte aktı gitti bazı insanlar hayatımızdan. Çok garip bir duygu bu, önemsizleşiyor her şey, zamana yeniğiz. Büyümek kaybetmek midir geçmişi? Garip bir boşluk şimdi geçmiş. Hesaplaşıyorum geçmişle, önemi yok artık büyüdük diyoruz geçiyoruz. Biz büyüdük kirlendi dünya değil, büyürken kirlettik dünyayı, önemsizleşti ya her şey öldürdük gitti yarını düşünmeden. Geçmişler hiç olacak derken geleceği de umursamadık nasıl olsa önemsizleşirdi her şey. Hesabımı gördüm, büyüdüm zamana yenildim bu kadar işte önemi yok…

11 Haziran 2011 Cumartesi

Her şeye Rağmen

Her şeye rağmen gülmeye çalışıyorum bu aralar. Kötü olan onca şeye rağmen gülümseme yerleştiriyorum yüzüme. Kafam karmakarışık olsa da çaktırmıyorum bak hayat güzel bugüne de şükür diyorum devam ediyorum. Geçen yıl bir söz vermiştim kendime, ne olursa olsun hiçbir şeyin derslerimin önüne geçmesine izin vermeyecektim. Çünkü ben kariyer peşinde koşacaktım, çünkü ben doğduğum şehre asla dönmeyecek kendime ait bir hayat kuracaktım, çünkü ben bir gün o hayalimdeki şehirde yaşayacaktım, çünkü ben kendime olan güvenimi tekrar kazanacaktım. Olmadı işte yine boşa kürek çektim, kaderi zorladım ama yine yenildim. Genlerimde vardı oysa biz yenilgiyi kabul edemeyiz ailecek, başkalarına çaktırmıyorum da hala kendi içimde biliyorum ki yenildim bir kez daha. Her şeyden vazgeçmiş amacıma doğru koşuyordum, herkesi ikinci plana atmıştım, bu uğurda herkesi harcamıştım ama olmadı. Şimdi kendine itiraf vaktidir. Evet ben yenildim, evet yaptığım her şey boşa gitti, evet o kadar insanın canını boşa yaktım. Ama bir gerçek var ki ben denedim, kendime sözümü tuttum. Ben kaybettim ama aslında kazandım.
Her şeye rağmen gülüyorum bu aralar. Üstüme aldığım yükleri indirmem mümkün olmadı ama buna da şükür diyorum beterin beteri var. Benim artık umudum yok, inanmak başarmanın yarısıdır derlerdi oysa ama kaybettim olmadı. Yine de her sabah Athena’dan ‘’Her şey güzel olacak’’ ile başlıyorum güne. Laf aramızda öyle yüksek ki sesi kendi alarmımdan korkarak uyanıyorum her sabah, şarkıdan da nefret ettim =). Beni korkutsa bile benim şarkılarım var hala her yeni güne umut büyüten içimde.  Kaybettim ama başka şeyler kazanacağım buna inanıyorum hala. Yeniden hayal kuruyorum, olsun ya da olmasın fark etmez ben her şeye rağmen yine yeni hayaller kuruyorum.

Her şeye rağmen gülümsemem yüzümde. Yıllar zaman zaman çalsa da gülümsemelerimi ben her zaman yeni bir tane daha buluyorum. Çünkü onlarsız yaşayamam, boşver be ömür dediğin üç gün her şeye rağmen gülümsemeye devam. Bir de kahkahalarımızı tekrar kazanmak kaldı geriye onu da bulunca benden mutlusu yok bu hayatta…

8 Haziran 2011 Çarşamba

Nokta

Gözlerindeki hüzün bulutlarını sevdim ben. Buğulu bakışlarına kitlendim hep, akarsa o inci taneleri yakalayayım diye. Sen bilmiyordun ama çok değerliydi gözyaşların bile. Sinirleniyordum ya ağladığında kıyamıyordum sana, kızgınlığım kendimeydi, çaresizliğime. Sen üzülme diye dünyaları yakardım öylesine çok severdim seni. Pamuk teninin sıcaklığında nefes alıyordum bir tek ben.
Yıllar geçiyor, mevsimler değişiyordu oysa sende hep sonbahardı. Ölümü bekler gibi sessiz, yaşanmış onca şeyin hüznüyle bakıyordun hayata. Senin dudağının kenarına nokta koymuşlardı sanki gülümsemelerin kısacık bir cümle gibiydi noktası yanında. Oysa öyle tatlıydı ki, o küçücük gülümsemen bile yaralarıma tek dermandı nazlı güzel.
Geçmişiyle kavgalı, yaralarını hiç öğrenemediğim kadın, hiç merak etmedim nedenleri çünkü ben seni böyle sevdim. Benden öncesi yoktu, benden sonrası ise ömür gibiydi hüzünlü ama bir o kadar da huzurlu. Sol yanımda yaşattım seni, bambaşka sevdim, nazar değmesin diye sakladım herkeslerden. En derinlerimde de kaybettim seni, hüzünlü gözlerin şimdi çok uzaklardan bakıyor bana. Keşke başka yerde başka zamanda tanısaydım seni, saçlarının rüzgarından esip geçmeseydim…

Mutlu Olmak İçin

Aşk hakkında öğrendiğim bir şey varsa o da aşkın süper üçlüsü olduğudur. Bu üçü bir araya gelmediği sürece mutlu olamazsın. Nedir bu üçlü biliyor musunuz? Doğru yer, doğru zaman, doğru insan…
Aşkta mutlu olmak öyle kolay değildir, aşığım mutluyum diye bir şey yoktur. Bu üçünden biri bile denk gelmemişse tamamdır, o ilişki bitmeye mahkumdur, çünkü kimse mutlu olmadığı bir ilişkide aşık kalarak devam edemez. Mutluluk ve aşk öyle güzel bir ikilidir ki mutlu değilsen aşkın gider. 3 şart da yoksa mutluluk gider zaten. Birbirine bağlı zincir gibi her şey birbirini iterek ilerletir ilişkiyi. Eğer bunların hepsine sahipseniz siz şanslı azınlıktansınız, sahip olduklarınıza şükretmeyi unutmayın. Sahip olan bilemez çünkü değerini, çok zordur bunları bir arada bulabilmek.
Biz yine de dileyelim Tanrıdan doğru yerde, doğru zamanda, doğru insanla karşılaştır bizi. Verdiğin tüm güzellikler gibi aşkı ve mutluluğu da bizden esirgeme.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Kalp Ağrısı

Duvara yaslandı, yavaş yavaş çömelmeye başladı. Kalbim ağrıyor çocuk dedi, eli kalbindeydi. Kalp nasıl ağrır diye sordu çocuk. Cevap veremedi, düşünmeye başladı neydi böylesine kalbini ağrıtan? Yıllar vardı kalbi hep sızlar dururdu ama bu kez farklıydı her zamankinden çok ağrıyordu. Uzağa doğru baktı sanki boşluğa bakar gibi, gözleri doldu ama belli etmedi, içine yerleştirdiklerimin sapladıkları hançerler acıtıyor çocuk dedi, öyle büyük yer verdim ki onlara yetinemediler yine de hançerlerle kalbimi yaralıyorlar, ağırlığından acıyor kalbim. Anlamadı çocuk nasıl koydun onları kalbine, kötü insanlarsa koymasaydın keşke dedi biraz düştü yüzü. Kötü değillerdi sadece hak etmiyorlarmış, belki de benim kalbim küçük geldi onlara daha genişini düşlemişlerdi ama işte çocuk olmadı bu kalp onlara, onlar kalbime uyamadılar, çok ağrıyor kalbim. Nasıl iyileşir bu yara bir bilsem çocuk, dayanamıyorum bu ağrıya nefesim kesiliyor dedi cılızlaşan sesiyle. Nefesi gerçekten kesiliyordu hissetti çocuk koştu bir bardak su verdi. Biraz daha iyiydi şimdi adam düşünüyordu kalp nasıl ağrırdı, nasıl geçerdi? Bir çocuğa anlatmak için bile ağır değil miydi bu? Bir çocuğun masumiyeti anlamasına izin verir miydi bunları? Sonra olayı düşünmeye başladı kendi kendine sordu neden dedi, niye istemediler de böylesine ağır yaraladılar beni? Çok sevmiştim oysa yaralamak yerine çekip gitseler daha iyiydi, hem kaldılar hem de yaraladılar ne yapmıştım ki onlara bu kadar diye sordu. Sonra gülümsedi hafiften anlamaya başlıyordu. Onlarda beni sevmişlerdi ama olmadı gönül işte sevsen de saplarsın bazen hançeri en derine, aşk içinde tutsak kalmaktansa bir kalbe, yaralı ama özgür olursun. Adam iyileşmeye başladı çünkü artık onun da kalbi özgürleşiyordu, kendini geri alıyordu o yaralı hançerlediği bir diğer kalpten. Gülümsüyordu çünkü anlamıştı artık ikisi de çok sevmişti ama birbirlerinin kalbinde tutsak, hançerleyip duruyorlardı kalpleri. Çözülmüştü şimdi herkes özgürdü. Çocuğa baktı gülümsedi, hemen unuttu çocuk, bir çocuğun masumiyeti hemen unuturdu her şeyi…

3 Haziran 2011 Cuma

İlk

Bir yerde okumuştum kadınlar için ilk sefer hep tecavüz gibidir yazıyordu. Doğrudur belki de toplum baskısı, kafa karışıklığı, yapmakla yapmamak arasında kaldığın o an tecavüz gibidir. Nasıl olduğunu anlamadan büyük bir suçlulukla her şey başladığı gibi hızlı biter. Sonrasında ise kadınlar garip bir bağlılık hisseder, çok garip bir duygudur bu. Zaten kadınlar duygusal olduğu için böyle olmuyor mu her şey? Duygusuz hiçbir şey yapamadıkları gibi burada da duyguları katarlar işin içine. Merak ediyorum kadınları bu psikolojiye sokan ne? Olanları biliyorum da sebepleri bir türlü anlayamıyorum. Neden erkekler gibi ilki yaşadım sonunda diye sevinip devam etmek yerine kadınlar suçluluk duyuyor, kendini kötü hissediyor ve kendini o kişiye ait hissediyor? Yine psikolojinin derinliklerine inmeye çalışıyorum ama bu kez beceremiyorum biliyorsanız siz söyleyin bu kez de…

Dar Dünya

Yüreğim gövdeme sığmıyor
Gövdem odama
Odam evime sığmıyor
Evim dünyaya
Dünyam evrene sığmıyor
Patlayacağım 

Acımın acısından susmuşum
Ki suskunluğum göklere sığmıyor

Böyle bir acıyı kimlere nasıl anlatacağım
Gönül dar geliyor sevgime
Kafam beynime
Ah şakaklarım
Çatlayacağım
Anladım artık anladım
Kimselere anlatamayacağım

                                            Aziz NESİN


(Çok sevdiğim sık sık okuduğum bir şiir. Özellikle de son zamanlarda.)

Masum Değiliz

Masumiyet bir çocuğun gülümsemesindeydi çoktan gitti. İçimdeki çocuk bile çoktan terk etti beni. Okumakla insan olunmaz önce insan ol demişti annem olmadı işte olamadım, ben hayat dersinden sınıfta kaldım, insanlığımı unutup gitmişim sınava. Şimdi oturmuş annemin sevdiği şarkıyı dinliyorum ve ağlıyorum sadece bu gece, her gece olduğu gibi. Eller günahkar, diller günahkar. Bir çağ yangını bu, bütün dünya günahkar…Masum değiliz hiç birimiz… 


Bazen bir fil gelip oturuyor sanki üzerime nefes alamıyorum, çöküyorum bir kenara öleceğim zannediyorum ama ölemiyorum. Dünya dönüyor sonra ben karanlıkta kalıyorum. Sonraki ilk nefes bir bebeğin ilk nefesi gibi oluyor ama boğazımı yakıyor, bir bebek gibi ağlatıyor ama dünyadaki her şeye bedel o ilk nefes. Bugün yine nefes alamadım, ama bu kez ilk nefesimi de alamadım, uzun zamandır da belli belirsiz nefes alıyorum komadayım sanki. Nasılsın diyorlar, yaşıyoruz işte diyorum, bir boş vermişlik hali. Hayatında bir değişiklik var mı diyorlar yok diyorum. Yalan söylüyorum herkese, hiç kimseye yalan söyleyemeyen dürüstlük abidesi (!?) ben yalan söylüyorum herkese. Yok saymak istiyorum çünkü, silmek istiyorum her şeyi. İçimdeki çocuğu geri istiyorum, tekrar büyütmek istiyorum onu bu kez hata yapmadan. Bu kez hatalarımın bedelini o ödemesin istiyorum beni bırakmasın, bana insanı yeniden anlatsın istiyorum, yeniden insan gibi yaşamak istiyorum. Nefes almak istiyorum yeniden. Bu kadar yalnız kalmamak istiyorum. Kalabalıklar içinde yalanlarımla yalandan bir hayat yaşamak istemiyorum, koma halim sona ersin istiyorum. Çok şey istiyorum oysa sil baştan diye bir şey yok hayatta. Kendi cehennemimde yalnızım.
Anlatamıyorum kendi yarattığım cehennemde nasıl hapis kaldığımı. Anlatamıyorum işte hata yaptıysan dönersin, tekrarlamazsın diyorlar, dönemiyorum, anlatamıyorum sebepleri. Konuşamıyorum, nefes alamıyorum, ölemiyorum. Kalbim ağrıyor, kalp nasıl ağrır bilmeyen insanların olduğu bir dünyada yapayalnızım. Çok mutsuzum…