tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

30 Nisan 2011 Cumartesi

Gidenlerin Ardından

Yine boynu bükük kalemim elimde... Anlaşılmaz şeyler yazıyorum, biliyorum çünkü onlar bütünü kafamda olan parçalar sadece. Yalnızca bende anlamlanır. Niye yazıyorsun o zaman diye soruyorum kendime. Niye? Cevabı bilmiyorum belki unutmak istemiyorum geride kalanları, belki de yazınca acısı geçecek sanıyorum; ne önemi var yazıyorum işte.
Yine boynu bükük kalemim elimde… Oysa bu kalemi bir daha dolu gözlerle elime almayacaktım. Güzel olacaktı her şey. Hayalim içimde yaşayacaktı işte, gerçekleşmeden ölürsem gözüm açık giderim diyordum. Ama bu hiç hesapta yoktu, hayaller ölür müydü hiç? Ben ölmedim hayalim niye öldü? Niye söylemediler bana öldüğünü, yaşıyor sanıyordum, orada duruyor sanıyordum, ulaşmak için çabalıyordum, benim olacak sanıyordum. Neden?
Hadi bir kez daha sil baştan, yeni hayaller kur ve onlar da ölsün ellerinde, bembeyaz hayaller simsiyah izler bıraksın sende, sonunu bilsen de bir kez daha yeni bir hayal kur. Oysa ben yoruldum ve git gide ruhsuzlaşıyorum… Bir gün üzülür sonra umursamaz oldum. Ne yapalım hayat bazen alıştırır, öyle çok aynı durumu yaşatır ki bir bakmışsın çoktan alışmışsın, üstünde hiç bir etki bırakamaz olmuş.
Gidenlerin ardından yine boynu bükük kalemim elimde... Hayalim çoktan ölmüş, gömmüşler bile. Mezarına bile koşmadım, gözümde bir damla yaş, bir parça hüzün… İşte bu kadar yarın yeniden başla, inatla bir kez daha…

                                                                                                                                   9.11.2010   -   16:50

29 Nisan 2011 Cuma

Kayıp Bir Ülkenin Sevgili Koyunları


Kimsenin başkaldırmadığı koyun gibi yaşadığı o kayıp ülkenin sesi çıkan azınlığında olmaktan gurur duyuyorum. Ne kadar sesimi kısmaya çalışsanız da inatla susmayacağımı bildirmek istiyorum çünkü ben koyun sürüsüne katılmayacak kadar aykırı bir inatçıyım. Bugün yine beni öylesine kızdırdınız ki, siz gücü elinde bulunduran, ceplerini doldurmak için zavallı halkımı sömüren, dini duyguları sonuna kadar sömürüp göstere göstere bu insanların hakkını, yani kul hakkını(!), yiyen üç kağıtçı, gericiler.
Zavallı halkıma koyun demek hiç istemem ama kusura bakmayın sevgili Ankara’nın ay sonunu düşünmekten başka bir şey düşünmeyen, koyunlaşmış memurları size bugün yine çok sinirliyim. Sevgili İ. Melih’i seçtiğiniz sürece sırtınız asla yerden kalkmaz. Pabucumun başkentinde ulaşıma verdiğiniz parayla kaç öğün yemek yenir bunu hesaplamakla başlasaydınız bugüne kadar acaba aynı oyları vermeye devam eder miydiniz? Çalıyor ama iyi hizmet ediyor sözünü duymaktan, laf anlatmaya çalışmaktan inanın ben bıktım. Pardon ama belediyelerin görevi zaten size hizmet etmek değil mi? Ben olmasam, sen olmasan onlara gerek kalır mıydı zaten? Senin vergilerin nereye gidiyor, bunların zaten sana dönmesi gerekmiyor mu acaba hiç düşündün mü? Anlayamıyorum sizi sevgili Ankaralılar.  Geçen yıl isyan ettiğiniz yapılan zam geri alındı, ulaşım ucuzladı, ilk defa takdir etmiştim sizi ama noldu? Sadece bir hafta sürdü daha kötüsü bir hafta sonra tam biletlerde aktarmalar kaldırılmış bir şekilde zam yapıldı tekrar. Baktınız zararlı çıktınız sustunuz sevgili Ankaralılar daha çok isyan etmeniz gerekirken sustunuz. İşte böyle susturuluyorsunuz bu ülkede, koyun sürüsü azıcık yoldan çıksa çobanınız sizi korkutuyor ve sürü yola devam ediyor. Durmak yok yola devam(!) gerçekten. Nasıl bir yolsa bu hiç sizin yararınıza ilerlemiyor. Ulaşıma verdiğimiz paranın yanında bugün beni yine kızdıran olay paso saçmalığıdır. Üniversite öğrenci kimliğim üzerindeki bu yıla ait bandrol bile nasıl yetmez öğrenci olduğuma inandırmaya? Soruyorum her yerde öğrenci olduğuma kanıt olarak geçerliliği olan bu bandrol nasıl ulaşım araçlarında 22 TL’lik pason yoksa bir hiçe dönüşür? Herkes susuyor kaybedecek bir şeyi var da size ne oluyor sevgili üniversiteliler kaybedecek neyiniz var şirketleriniz mi sürgüne gönderilecek memuriyetiniz mi, ücretsiz eğitim hakkınız mı, yoksa kesilecek bir bursunuz mu var? Bu devlet size ne veriyor ki geri alır diye korkuyorsunuz? Ankaray ya da metroya bineceksiniz turnikeleri geçiyorsunuz ve size bir soru geliyor pasonuz var mı? O 22 TL’lik pasoya sahip olmadığın için her türlü iğrenç muameleye maruz kalabiliyorsun. Daha ilginç olan bizim vergilerimizle sırf bu soruyu sorsun diye oraya hiçbir iş yapmayan bir adam dikiyorlar. Kusura bakmayın ama ne 22 TL mi ne de elimden alınan egomu helal ediyorum ve de asla bir koyun olmuyorum isyan ediyorum. Çünkü benim kaybedecek bir şeyim yok, çünkü makamlar ve mevkiler gelip geçicidir,  bugün bulunduğunuz mevki yarın benimdir.
Siz koyunluğu benimseyenlere bir gün anlatabileceğim belki de sizi yönetenler ceplerini doldurmak zorunda değiller, siyaset dürüst de yapılabilir, insanlara hizmet etmek gerçekten Allah rızası için 3 kuruş kazançla da yapılabilir, gücü elinde bulunduran size hakaret etme hakkını asla elde edemez. Biz yoksak bu ülke de yok, bizimle birlikte kuruldu bu ülke ve bu devlet bize hizmet için var.  Biz de bu ülke için, biz daha iyi yaşayalım diye hayatlarını verenlerin torunlarıyız. Asla unutma, unutturma!

27 Nisan 2011 Çarşamba

Feminizm Yalanı

Son yıllarda dünyanın en büyük yalanı belki de feminizmdir. Pozitif ayrımcılık adı altında ne ayrımlar gördük oysa. Ataerkil toplum yapısı benimki gibi modern görünümlü bir aileye bile o erkek sen kızsın, kıymetlisin, dikkatli olmalısın dedirtiyorsa feminizm gerçekten koca bir yalandır.
Tutucu bilinen bir şehrin, 90’ların çocuğu olarak bende bu yalana inanmak isteyerek büyüdüm. Uzun süre de inandım aslına bakarsanız. Gün geldi büyüdün dediler, şehrimi terk ettim üniversite okumak için ve o zaman anladım ki bizim aile yapımıza feminizm ters, ne kadar uzakta olursa olsun aile bu, korumak için her yerden karışır sana. Şu an onun geçmiştekinin aynısı şartlara sahip olduğum için erkek kardeşimle kendimi karşılaştırıyorum da aramızda uçurum var. O istediği hayatı ben buyum diyerek yaşadı bense saklayarak yaşıyorum, her an öğrenirler hayal kırıklığı yaşarlar diye ölümüne korkuyorum. Hiç bir şeyden değil belki de en çok güvenlerini kaybetmekten korkuyorum. Bende ''Belki kıstaslarınıza uymuyorum, 25 yıl önceki sizden farklı yaşadım belki ama ben buyum hatalarımla birlikte böyle bir kadınım.'' demek isterdim.
Bu ülkede kadın olmak zordur, en büyük tezatsa en büyük, en acımasız yargılayıcımız yine kadınlardır. Kendini bastıran topluma isyanı feminizmle değil başkasını da baskı altında yaşataraktır, böyle öç alır kadınlar ya da aldıklarını sanırlar. Biz kadınlar tuhaf yaratıklarızdır söylediklerimizle yaptıklarımız hiçbir zaman birbirine uymaz. Bazılarının hoşuna bile gider bu durum çünkü onlara göre bu bizi koruyup kollama yöntemleridir. Ama düşünmezler ki şartlar böyle olmasa korunmaya ihtiyacımız olmazdı. Aslına bakarsanız bu yönden suç biraz da bizde, bizi gönüllü köle haline getiren biz miyiz erkekler mi bunu tartışarak başlamak gerek belki de. Kim ne düşünürse düşünsün ne kadar farklı olursak olalım, bütün kadınların hemfikir olduğu tek nokta feminizm sözlerde kalmış bir masaldır, bir yalanın peşinde koşan bütün kadınlar adına ilk adımı ben atıyorum sloganım biz böyleyiz yargıcımız da siz değilsiniz…

Kuyularda Saklanır mı Sırlar?

Gordion şehrinin efsanevi kralı Midas’ı hepimiz biliyoruz. İster eşek kulaklarıyla tanıyın ister dokunduğu her şeyi altına çevirmesiyle ama benim hikayem Tanrı Apollon’u kızdırıp ‘’Eşek Kulaklı Midas’’ olması efsanesinden öte bu hikayenin adı sanı geçmeyen berberiyle. Güç ve baskı altında bir sır saklamaya zorlanan zavallı berber.
O berber gibi hepimiz bu hayatta sırlar saklamaya zorlandık bazen kendi tercihimizle bazen de başlarının istekleri doğrultusunda. Her insanın karanlık saklı bir yanı vardır ama bir kuyuya Kral Midas eşek kulaklıdır diye bağırmak da bir ihtiyaçtır bazen. Midas’ın herkesten sakladığı sırrını görüp de susmak mümkün müydü? Bu sır insan ağzına sığar mıydı? Tabi ki berber sancılar geçirir, dayanılmaz ıstıraplar yaşar. Sonunda gider bir kuyuya eğilir ve sırrını ifşa eder: ‘’Midas'ın kulakları eşek kulakları.’’ Su yıkar mı sanırsınız sırları çamuruyla birlikte bir yolculuğa başlar. Sır kuyudan suya, sudan sazlara, sazlardan rüzgara salına salına bütün etrafa yayılır. Böylece bütün ülke Midas'ın sırrını kısa zamanda öğrenir. Efsane burada biter ama asıl bilmemiz gereken Midas olmak da berber olmak da kolay değildir ve bu bir güven meselesi değildir. İnsan paylaştıkça çoğalırken, dertler paylaştıkça biterken, insan konuştukça rahatlarken saklanamaz hiçbir sır, içinde tuttukça bin baloncuk olur süzüle süzüle dışarı çıkmaya çalışır. Sen sussan gözlerin anlatır, yolu yok her sır kendini ele verir. Bir kuyuya ya da insana anlatmak fark etmez, karanlık sonsuz bir boşlukta da olsan anlatacaksın çünkü insansın. Bazen Midas’sın bazen berber. Zavallı berbersen bir kuyuya avaz avaz bağır dünya duysa bile sırlarla dolup patlamaktansa bırak Midas korkularıyla yüzleşsin. Midas’san er geç öğrenilecek her şey saklama, insanlığından mı önemli ki kulakların? Zavallı berberi bu kadar zorlamak niye? Tek ihtiyaç biraz cesarettir bazen. Bir parça da merhamet bekle seni kabullensinler diye.
Efsane bu evet eşek kulaklarımız varsa da bugün bu genetik kaynaklı bir problemdir. Sırlarımız da insana özgüdür. Ama herkesten önce ben başlıyorum bağırmaya bazen berberim bazen de Midas fark etmez ben sussam kör kalemim bağırır.

Puzzle

Bir puzzle düşünün bir parça var ki ait olduğu puzzle’ın hiçbir yerine uymuyor ya da aslında oraya ait değil ama orada başlamış her şeye orada devam etmesi mecbur. O parça ne yapar sizce? Uyumlu gibi davranır hafif havada kalır ama çaktırmaz sanki orası için yaratılmış gibi yaşar. O puzzle parçası ki tüm dünyayı kandırır bazen kendini bile... 
İtiraf ediyorum o puzzle parçası oraya ait değil uyamıyor, bütünlüğü bozuyor, çok sırrı var kendiyle ilgili ama böyle olmasını o da istemedi oraya ait olmak için yıllarca uğraştı ama olamadı. Kayıp bir parçadan daha az dikkati çeken yerine tam oturmayan parçaydı böylesi daha iyi gibi görünüyordu, ondandır öyle güzel sakladı ki kendini renkli bütünlüğe... Üzgünüm puzzle’ın geri kalan parçaları sizin dünyanıza ait değilim, olamadım… Denedim, çok istedim ama olamadım… Bende isterdim sizin gibi düzgün, kaliteli insanlar olmayı ama ben beceremedim…

İyi bakın bana, o ayıpladığınız yargıladığınız insanlardan biriyim. Değer yargılarınızı tepe taklak ettim, evet üzgünüm sizlerden farklıyım.  Hadi beni de yargılayın asın ama ben sizin bir parçanızdım, düne kadar dünyanıza ait olmak için yırtınıyordum. Nasıl kıyarsınız bilmiyorum ama tek söyleyebileceğim bu sizin suçunuz değil benim de değil. Suç bizi kirlenmiş bir hikayede aynı kareye yazmalarında. Bizler sadece yanlış bir bütünün parçalarıyız…
           
                                                                                                                                       17.04.11     15:06

Yine Sana Döneceğim İzmir

 


Hayallerimin başkenti, Victor Hugo’nun prensesine veda…
Görmeden sevdiğim, görünce aşık olduğum şehre elveda…




Yıllardır içimde bir tutkuydun, öyle unutamadığımdan değil ben seni hayal ederek sevmiştim. Ne İstanbul kadar kalabalıktın ne de Ankara gibi gri. Hem sade hem şatafatlı… Kapılarını herkese açmış her ırktan, dinden,  hikayeden insanları barındırmış uygarlık ve efsaneler şehri.
Bir hayal büyüttüm içimde, hiç beklemediğim bir anda verdiler seni bana. İşte o an, gördüğüm ilk andan beri tutkumdu sende yaşamak. Büyük laflar ettim, hayatımın bir döneminde İzmir’de yaşamazsam gözlerim açık giderim dedim. İşte öyle delice, saçma sapan sevdim seni. Doğduğum şehirden kaçıp sığınacağım mabet ilan ettim seni. Bir gün ansızın elimden almaya kalktılar. Bırakmamak için uğraşmadım, sadece dua ettim sessizce nolur hayallerimi ellerimden almasınlar diye. Ama olmadı işte, bir damla yaşla birlikte sana hasretim başladı. Ağladım işte, çok güzel bir oyuncak hediye edilip sonra elinden alınmış bir çocuk gibi ağladım. Bütün hayallerim gibi sende terk ettin beni, sende hepsi gibi kilometrelerce uzağımdasın artık. Bir daha görür müyüm seni, sokaklarında dolaşır mıyım, kırıklarımı denizine salar mıyım ve güneşini görür müyüm denizine batarken söylesene o güzel manzarayı hapsedebilir miyim hayallerime? Belki bir gün yeniden kavuşuruz, söz veriyorum yine sana döneceğim İzmir, zamanı gelince yeniden tut ellerimden. O zamana kadar şimdilik HOŞÇAKAL İzmir’im Karşıyaka’m…
                                                                                                                                   23.02.2011     00:25


” Smyrna est uno prencesse ” ( İzmir bir prensestir ) VICTOR HUGO

26 Nisan 2011 Salı

Kimdir O?

Hiç işleyeni meçhul bir cinayet gördünüz mü? Bu ülkede belki yakalanmayan onlarcası var, biliyoruz nedenleriyle birlikte (!) ama her katil geride bir iz bırakır. İnsanız ve izler bırakırız hayatta eldiven taksan da topraktaki izini kaybetsen de cinayeti işleyiş tarzın bile seni ele verir. Yazdıklarımın beni ele vermesinden korkarak da olsa yazıyorum. Avaz avaz bağırıyorum: ‘’BEN KİMİM? NEREDE BAŞLADIM NEREDE BİTECEĞİM?’’

Neden?

Neden bu bloga yazıyorum? Öncelikle bunu anlatarak başlamalı belki de hikayeme. Bu uzun bir hikaye ruhumun derinliklerine yolculuk yapmak istemiyorsan hemen terk et burayı bu ilk uyarım. İkincisi ise kelimelerle aram iyi değildir öyle edebiyat da parçalayamam içimden ne geliyorsa dilim döndükçe anlatmaya çalışacağım.
Uzun zaman önce ‘’sessiz kız’’ beni tanımlayan sıfat tamlamasıydı sonra maskeler takmayı öğrendim bu hayatta, ruhumun karanlık noktalarını, en derin yaralarımı, küçük büyük sırlarımı kimse görmesin diye. Öyle güzel gizledim ki kendimi sonunda etrafımdaki kimseye gerçek olan ‘’ben’’ i anlatamadığımı fark ettim. Anlatmalıydı ama nasıl derken bir şimşek çaktı kafamın içinde ve sonuç olarak maskelerimden birini takıp bir blog yazmaya karar verdim.  Bazen eğlenceli bazen bunaltıcı hepimizinki gibi sıradan bir o kadar da farklı bir hayatı kamuya açıyorum. Yargılanmadan yargılamadan paylaşma arzusu benimkisi. Sadece İNSAN diyin anlam aramayın yaptıklarımda çünkü tek gerçeğim insanlığım...


video

Çıkış noktam ise çok sevdiğim bu reklam filmi
''Gün gelecek herkes sana sadece İNSAN diyecek''