tasarım

tasarım

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

16 Mayıs 2017 Salı

Aşk Sana Benzedi

Kirlenmişti dünya, anlamını yitirmişti. Günleri dolduruyor hayallerimle birer birer vedalaşıyordum. Bir tek sevgim saftı onun dışında kalan her şey kirli. Saçmaydı işte yeniden mutlu olabileceğime inancımı yitirmiş küçük bir parça huzur arıyordum sadece ve her seferinde çok yanlış bir yerde olduğumu anlayıp pes ediyordum. Sayısız savaştan galip çıkmış kendime yenilmiştim, umutsuzluğa... Üzerimde dünlerin yorgunluğu vardı, bitirmeye ve yeniden başlamaya gücüm yoktu. Tükenip gidiyordum ait olmadığım, olamadığım hikayelerde. Ama harika bir maskem vardı en pembesinden, mutluymuş gibi yaptığım geç anlaşılıyordu.
Sonra sen geldin... Kalbimin yerini hatırladım önce, birinin yüzüne bakınca nedensiz heyecanlanmayı, zeminin ayaklarım altından kayma hissini...
Geldin yeniden iyi biriymişim gibi hissettim kendimi, dünyanın geri kalanını umursamadan gözlerinde kaybolmak istedim, bembeyaz ve tertemiz oldu her şey...

Geldin ya kocaman bir keşkem oldu. "En başından beri seninle olmak varmış desem de avuçlarıma taze baharın mutluluğunu yeniden saklayabileyim diye gidenlere ve hiç gelmeyenlere teşekkürlerimle..."

Not: Hiç aklıma gelmezdi bir gün gidenlere teşekkür edeceğim, bana yeniden yazdıran adam hoşgeldin...  (24.04.2017)



Çünkü sen geldin, aşk sana benzedi..

Bu Son Olsun...

Klasik yoğun ve yorgun bir Pazartesi işten çıkmışım araba kullanıyorum, üzerimde haftasonunu sevgilimle gizli geçirdiğim İstanbul kaçamağının yorgunluğu, ışık kırmızı yaklaşırken, daha durmamışken dürttü şeytan, dayanamadım baktım. Neredeyse 4 kocaman yıl önce beni b.k gibi ortada bırakan, hayatımın aşkı dediğim adam, her şeyden çok sevdiğim dediğim adam orada bir fotoğraf karesinde başka bir kadınla duruyordu. Benim sevdiğimdin ya, senin gibi kimse sevemez beni diyordun, bir kez bile çiçek almamıştın bana nasıl aldın o kırmızı gülleri de o benden çok çirkin karıyı istemeye gittin sen? Bana bunu nasıl yaptın, niye yaptın Cio Çocuk? Nasıl nişanlandın ya, hangi haksız kefede benden ağır bastı? Ağlama krizim geldi, nefesim kesildi, sonra da ellerim, onlar da uyuştu. Hissizleştim ağlarken, ama ne oldu biliyor musun Cio Çocuk çabuk geçti, öyle ya 2 yıllık ilişkimiz üzerinden 4 yıl geçti… Hem ben aşığım biliyor musun, senden daha çok seviyorum başkasını, o kadar iyi bir insan ki kırmaktan korkuyorum, incitmekten korkuyorum, alıp içime saklamak istiyorum kimse dokunmasın ona diye. Koyu mavi gözleri var, bir görsen ben her baktığımda eriyorum. Her bakışımda gidenlere teşekkür ediyorum beni böyle bir adama emanet bıraktıkları için. Göğsünde yattığımda dünyanın en huzurlu, en mutlu kadınıyım.. Ama korkuyorum Cio Çocuk sen o b.ktan, seni kapakladığını söylediğin kadına gidebilmişken benim gibi saf temiz kadını çok üzerler bu dünyada, biliyorum çünkü istatistiklerim kötü senden ötürü… Hem ben senden önce mutlu olacaktım, senden çok mutlu olacaktım, neden yaptın ki bunu? Eve gelince bana aldığın Pepee’yi çaldım duvardan duvara sonra da sordum sana sorduğum gibi “İnsan sevdiğini hiç üzer mi?”

4 yıl sonra beni yine çok üzdün, ama bilirsin güçlü bir kadınım ben, hem aşığım da şimdi, s.ktir ettim seni hadi git, insan sevdiğini üzmez sen sevmedin beni, hiç de hak etmedin zaten… Biliyorum bu kez gerçekten bittik…

17 Kasım 2016 Perşembe

Bir Kere Ölen Bir Daha Ölemez

Bunlar koymaz bana çocuk bir kere ölen bir daha ölemez. Öyle de bir güzelliği var bu ölmelerin, bir kez diplemişsen hayatı görmüşsen en dibi bir daha itseler de koymaz. Görünmez olursun, su olursun, ateşin kendi olursun da o dipte yanmazsın bir daha. Dünyayı yerinden oynatacak kadar güçlenmişsin savaşın sonunda bir küçük adamcığa mı yenileceksin bu saatten sonra? Hem bilir misin ihanetle vurulmuş bir kalp öyle bir daha cesaretle kanatlanamaz. Cebimde çekmeye hazır silahım, içimde hırçın rüzgarların yorgunluğu, dalgalar vurdu yine kendimi attığım sularda gemime, dönmedim ama bu kez yenilmedim de. Giden giderken kalanı öldürürmüş ki ne kadar yüzsüz de olsa dönemesin geri ve kalan öyle güzel öldürürmüş ki içinde yaşattığı onun izi bulunan her hücresini bir daha kendi bile bulamazmış kendini. Dönecek yer yok çocuk aslında hiç yer yok, iki doğru tek bir noktada kesişti o da o kadar küçüktü ki hızlı bitti, gelemez geri. Giderken çıktığın kapı yok anlayacağın, zaten aynı yerde de değil hiç kimse, bundan böyle kesişim kümesi boş küme, sakın dönme. Zaten ben de cebimde birikmiş acılarımı yanlışlıkla dönmeyeyim diye geçtiğim yollara bıraktım, inan bana çocuk öyle çok gitmişim ki bir daha hiç rastlamadım. Zaten çocuk dedim ya bir kere ölen bir daha ölemez diye, bir kere giden de dönmez, kalan da aynı yerde kalmaz işte.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Bir Küçük Not Düştüm İçimden

Sevmezdim ben çocukları, hiç anne olmayı hayal etmemiştim. Hani bütün kadınların hayal ettiğini söyledikleri mutlu yuva, gelinlik, düğün filan var ya bana çok uzaktı. “Gidecek çok yerim, yapacak çok işim var” idi hayatımın mottosu nasıl bunları hayal edebilirdim ki?
Bundan 2 yıl önceydi mis kokulu bir prenses geldi ameliyathaneden, annesini filan düşünmedik biz o anda gözlerimizi kitledik onu izledik. Dokundum, kokladım, duygusallaştım sonra kendimden bile sakladığım içimdeki anaç kadını tanıdım. Onu ilk gördüğüm günden beri sadece basit huzurlu bir hayat istiyorum, anne olmayı istiyorum, çekirdek ailemle dünyanın geri kalanını umursamadan yaşamak istiyorum. Bugün 27 yaşın da sonlarına yaklaşırken umudum sıfıra doğru yaklaşıyor. Eskiden olsa kendim derdim benden anne olmaz diye ama bir bakıyorum da etrafımdaki saçma sapan çocuk yetiştiren yaşıtım kadınlara benden çokta güzel bir anne olurmuş, keşke istemek için geç kalmasaydım belki de o zaman fırsatım olurdu daha farklı bir hayat yaşamak için.  Sanırım hiç etmediğim bu hayali hak da edemedim. Nereden bilirdim ki bir minicik kız çocuğu hayattaki en büyük hayalimi de hayal kırıklığımı da bana hediye edecek. Olmadı işte geri al tuşu yok hayatın, ben hatayı en başında hayatımı da hayalimi de yanlış kurarken yapmışım. Ama olsun varsın, her şeye rağmen istiyorum, içimde kalacak en büyük ukde de olsa…

Not: Aklımda bile yokken bir küçücük iç dökme yazısı oldu. Yıllar sonra kelimelerim bu kadar hızlı dökülürken kendime saklamadım bu kez…

15 Kasım 2016 Salı

Maydanozu Sevmeyen Adam

Gittiğinden beri üç kere daha yaz gördü gözlerim, sonra sonbahar yapraklarını ezerek yürüdüm, karda izimi bıraktım, ilkbaharın yağmurlarında tek başıma ıslandım ama sana aşık olduğum o bahar gibi hiç olmadı. Yeni şeyler denedim, yeni yerlere gittim, yeni bir işim oldu, yeni arkadaşlarım... Binlerce kez güldüm, binlerce kez de ağladım ama hiç seninle olduğu gibi huzurlu olmadım. Türk kahvesine abone oldum, filtre kahveyi azalttım senden sonra, bazen de damardanmışcasına alkol aldım, zaman zaman bağımlısı bile oldum. Bir de arabam oldu hatta kaza yaptım bu ikincisi bir zamanlar hayalim olan modelden, hayalimiz olan yerlere sensiz gittim, manzaralar keşfettim ama hiçbir yol seninle olduğu gibi güzel olmadı. Bu arada sen eksiktin ya salatalarımdan ve kısırımdan maydanoz hiç eksik olmadı.
Kaç demet maydanoz aldım bilmiyorum, kaçını ben yemişimdir onu da bilmiyorum. Ama kendin yemiyorsun diye benim almamı da çok istemezdin ikimizin de yiyeceği gibi yap derdin ya kısırı bile, hani öyle bir şeydi ya ilişkimiz de ben ödün veren taraftım hep, bir daha hiç maydanozumdan ödün vermedim. Kendi tabağındakileri de benimkine koyardın ben de bitiremezdim ama kalan bende kalırdı ya sana inat bütün maydanozları bitirdim. Sonunda maydanozu sevmediğin gibi beni de sevmediğini kabul ettiğimde, senden çok kendimi sevdim. İnan bana eskiden bayılmazdım bu kadar, olsa da olurdu olmasa da ama senden sonra en çok kendimi ondan sonra da maydanozu sevdim. Her maydanoz gördüğümde seni andım ama sevilmeyecek bir tadı mı var diye sorgulamayı bıraktım. Ve ben hayatıma çok güzel devam ettim, seninle olduğum kadar mutlu olamadım ama sensiz daha iyi oldum...
Maydanozları sevmeyen adam onlara iyi bak çünkü ben maydanozları çok sevdim...

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Başka Bir Hayatta Çok Mutluydular...

Az önce uyumaya gitmek üzere bilgisayarı kapatacaktım, gözüme ilişti The Sims 3 ve bir an kendimi oyuna tıklarken buldum. Açıldı oyun, işte dram bu olmalı! Karşımda soyadın, yanında bir kadın bir adam ve biri erkek biri kız iki çocuk, altındaki tarih 6 Ekim 2013… En son o zaman girmişim oyuna, onca zaman bir simülasyon oyunda devam etmişiz mutlu hayatımıza. Aile olmuşuz, mutlu olmuşuz gerçek hayatta olamadığımız kadar. Ne kadar unuttuysam sesini bile, o oyunda unutmamışlar yüzleri de dahil hiçbir şeylerini. İnan bana oyunun içine girmeye cesaret edemedim, soyadın aile adıydı baktım baktım, yıl 2013’tü bıraktım bizi orada. Oyunlarda bari mutlu ve birlikte devam etsinler diye dokunmadım onlara da uğursuz gelir ellerim diye.
Yine kötü oldum, yine gözyaşımı akıttım içime, aslında alıştım da... Bazen oluyor böyle, bir anda kokun geliyor burnuma etrafıma bakıyorum korkarak, çünkü ben seni görürüm diye korkuyorum. Bir kokunu unutmuyorum neyseki onu kullananlar hep başkaları, hem bilmiyorum ki  görürsem tanır mıyım yine yüzünü? Ya çok yabancı gelirse bana, o zaman ne yaparım, ya da küçük ellerin bir başkasının ellerinde olursa ben ne yaparım? Bir tek kokular kalıyor geride, alıp götürüyor seni o çok uzak zamanlara, bir oyunun içinde devam eden mutlu hayatımıza. Bir koku paralel bir evrende mutlu mutlu devam eden bize götürüyor bazen beni. Başka bir hayatta yine güzeliz biz, ama sonra sert bir iniş yapıyorum hatırlıyorum gerçek olmadığını. Gerçekler ağır sevgilim, kocaman kocaman boşluklar kaldı içimde ve ben her geri dönüşümde o boşluklardan birine daha düşüyorum. Zaman sadece oyunda yenememiş bizi, gerçek hayatta çoktan yenildik tam 3 yıl 1 ay önce…

Not 1: Paralel kelimesinden yazarken korktum, oysa ben simetri severdim, kelimelerden bile korktuğumuz nasıl bir hayattayız artık? Şunu da belirtmeliyim ki siyaset yazmak istemiyorum bu aralar, çünkü hava yastığı patlamış gibi gaz ve toz bulutu dağılmadı henüz, ne neye çarptığımızı görüyoruz ne de hasar tespiti yapabiliyoruz. İki ucu boklu değnek dedikleri o iğrenç ikilemdeyiz şimdi, kötünün iyisini seçerken ya kaybedersek en güzel günleri?
Not 2 : Bir oyundan bu kadar duygusallaşmak ve dökememek kelimelere… İçim böylesine yanmasa yazmazdım ki…

14 Temmuz 2016 Perşembe

Ben Yoruldum Hayat

Ben yoruldum hayat…
Bir hata yaptım, yaptığım andan beri içimde sızıdır, vicdan azabıdır. Ama ben vicdanının sesini susturamayanlardanım, dürüst oldum bedelini uzun mu uzun, yavaş mı yavaş ödedim. Öğrendim ki bazen bir hata bir ömür ediyormuş. Öyle bir hataydı ki her gün vicdan azabı çeksem de, bir daha aynısını bırak küçücük bir kusur bile işlemesem de işe yaramadı. Bazen bir hata bir ömür ediyormuş. Ve ben bir daha hiç iyi olamadım, hiçbir şeyi yoluna koyamadım. Ne yaparsam yapayım bir daha olmadı. Neye sarılmayı denesem olmadı, neye tutunsam elimde kaldı. Bir hata işledim, sonrası hep hata, ben bir daha hiç doğru bir şey yapmadım. Sonunda diz çöktüm kadere, isyansız…
Ben yanıldım hayat…
Düzelir sandım, ayağa kalkınca yeniden mutlu olurum sandım. Yanlış yerlerde, yanlış insanlara dair hayaller kurarak başımı eğdim. Yeniden başlarım sandım, bu kez mutlu olurum sandım. Olmadı, bir hata bir ömür ediyormuş bazen ve bir hata bin hata ediyormuş sonunda. Bu kez diz çökmekle kalmadım yıkıldım…
Ben pişmanım hayat…
Yaptığım ilk hata ve arkasından gelen her şey için pişmanım. Yaşadığım iyi, güzel, kötü, çirkin her şey için pişmanım. Yanlış insanlara inandığım için, yanlış kişilere değer verdiğim için ve en değerlimin değerlisi olamadığım için…
Her şey için pişmanım, diz çöktüm, yıkıldım ve sonunda sustum…
Bir hata bir ömür,
Bir hata bin hata,
Bir hata bir ömür pişmanlık…
Bir gün affedersem kendimi eğer, bana yapılan her şeyi, kesilen cezalarımı, hayatın dibinde sevgisiz bırakılışlarımı da affedeceğim. İlk hatayı affettiğim günün sonrasında bana yapılan her şeyi affedeceğim. Ama o güne kadar düşene tekme vurduğunuz için, zaafları kullandığınız için her şeyden çok siz suçlusunuz…
                                                                                                                                            Mayıs 2016
                                                                                                                                   

24 Mayıs 2016 Salı

Bana Sevilmeyi Anlat

Son günlerde artan farkındalığım ve işittiklerim ile içime oturan kocaman bir yumrukla geziyorum. Onca zamanı aşıp, onca derdin üstesinden gelmişim, ne kadar güçlü olduğumu kanıtlamışım ama bunu farketmeye başladığımdan beri içim acıyor, ruhum acıyor, kalbim bu kadarını kaldıramıyor. Sürekli kafamda aynı şey yankılanıyor "Sen hiç sevilmedin ki..."
Kimsenin en değer verdiği kişi olamadım bu hayatta... O yalanlarla evlenen kadın kadar bile olamadım ya da 12 yıldan sonra bırakıp giden ama hala arkasından yası tutulan bir diğer kadın kadar da olamadım. Peki ya bir diğeri, terkedildiği halde hala unutulamayan o kadın? O kadar da olamadım. Ben hiç vazgeçilmeyecek kadar çok sevilen olmadım. Ben hiç unutulamayacak kadar çok sevilen olmadım. Nasıl sevilir çok güzel biliyorum da sevilmek nasıl bir şey bilmiyorum ben. Bana kırılmak öğretildi, sevilmemek, istenmemek, vazgeçilebilir olmak, ilgiyi hak etmemek, hayatta tek başına bırakılmak, tek taraflı sevmek öğretildi bana. Ama ben hiç çizginin öteki tarafını bilemedim. Olmadı işte ben hiç sevilemedim ve bu his tarifsiz bir şekilde canımı yakıyor artık. Neler yaşadım hiçbiri yıkamadı da bunu derinlerde hissetmek yıktı işte beni. Günlerdir, haftalardır ve belki aylardır kafamda aynı şey dönüyor. Sevilmek nasıl bir şey, neden ben hak edemedim? Çok mu değersizdim acaba, yoksa bir eksiğim mi vardır sevilmememi gerektiren? Neden ya neden ben hiç sevilemedim, neden sevilme duygusunu hiç öğrenemedim. Ben çok sevmek nasıl bir şey iyi bilirim de çok sevilmek nasıl bir şey hiç bilemedim.
İnsan sevilince çok mu mutlu olur bilmiyorum, kendini o zaman değerli hissedebilir mi bilmiyorum, rüzgarlarda savrulmaktan vazgeçip değerli olduğu yere bağlanır kalır mı bilmiyorum. Bir kez sevdiğimin yarısı kadar bile sevilseydim eğer dünya benim olurdu galiba, ama bu hiç tahminden öteye gidemedi. Ben en kıymetli olmayı hiç bilemedim...
Sürekli kafamda aynı şey yankılanıyor, gözümde ise akamayan bir damla yaş eşlik ediyor "Sen hiç sevilmedin ki..."

26 Mart 2016 Cumartesi

Ön Yargılarınız Var Kardeşlerim!

Ön yargılarılarınız var kardeşlerim, tanımadığınız insanlar hakkında çok kolay ahkam kesebiliyorsunuz. Oysa bilmiyorsunuz başından neler geçti, hangi şartlara maruz kaldı da görünenin altında neler sakladı. Hiçbir şey bilmiyorsunuz ama her şeyi biliyormuş gibi yorumlar savuruyorsunuz.
"Ondan uzak dur, sana zarar verir pek tekin değil"
"O biraz dengesiz gibi bence yaklaşma"
"Sürekli depresif insanın enerjisini sömürür"
"Orospunun/şerefsizin teki"
"Herkese yazıyor diyorlar onun için"
"Baksana çok sinsi duruyor, bakışlarında da şeytanlık var"
"Muhatap olma çok dedikoducu bir tipe benziyor"
Ve benzeri birçok ön yargı peki ama kaçınız bunlardan önce tanımayı denediniz? Kaçınız yorumlamadan önce şans verdiniz? Kaçınız her şeyden önce senin benim gibi bir insan, hepimiz kadar iyi hepimiz kadar kötü olabilir diye yaklaştınız? Sahi yıllarca evli kalanlar bile hiç tanıyamamışım onu diyebiliyorken siz üç kez görüp nasıl verdiniz bu kararları? Görüşten karakter analizi yapacak kadar iyi bir psikoloji eğitimi mi aldınız hepiniz? Siz kimsiniz, ne kadar iyisiniz, ne kadar kusursuzsunuz ki başkalarını yargılayabiliyorsunuz? Ben bile tanıyamazken bazen kendimi, olduğum göründüğüm olmak istediğim üç kadını bile barıştıramazken birbiri ile siz kimsiniz de yorum yapıyorsunuz hakkımda?
Ön yargılarınız var kardeşlerim, aptalca savurduğunuz. Etiketleriniz var kardeşlerim, ağzınızdan çıktığı anda insanların üzerine yapışan. Kul hakkıdır kardeşlerim, yorumlarınızla ne kendinizi yanıltın ne de bir başkasını. Bilmediğiniz ama ahkam kestiğiniz her şeyin hesabını vereceksiniz bir gün...
              17.02.2016

22 Şubat 2016 Pazartesi

İki Kişilik Yatakta Tek Kişi Yatmak

Geçenlerde Ekşisözlük'te gördüm entry’yi nasıl da içime oturdu, sanki ben yazmışım gibi hislerime tercüman... Tek başıma iyiydim ben de, tek başıma da mutluydum, kimseye ihtiyaç duymadan yaşıyordum. Sonra o geldi... Hayatım oldu, elim kolum ayağım oldu, varlığı olmadan hiçmişim gibi her şeyim oldu. Ve sonra da gitti... Bir başıma kaldım, bir baktım ki hatırlamıyorum ondan önceki PukiDiki'yi, tek başıma hayatta kalamayacakmışım gibi saçma bir his. Korktum onsuz yaşamaktan. Hafta sonlarından nefret ettim o güzelim kahvaltılarımız yok diye, yatağımdan çıkmayı bile reddettim, oysa ben tek başıma oturup çay simit eşliğinde tek başıma oturabilirdim caddede bir kafede ya da evimde. Cuma akşamları alkolü depolayıp eve kapattım kendimi hakkım yokmuş gibi tek başıma insan içine çıkmaya, oysa oturur yemeğimi söylerdim yanına da bir bira gelen geçeni izlerdim eskiden. Uzun süre yeni bir kıyafet almadım sanki damsız alışveriş merkezine bile almıyorlardı, oysa kafamı kimse karıştırmadan fikir dahi almadan alışveriş yapmayı da iyi bilirdim. Mutsuz son ve aşk acısı barındıran filmlerimi indirip evde izledim sabaha kadar ağlayarak oysa ben kendi başıma sinemaya gitmeyi de bilen kadındım. Ama şimdi bir adamın bağımlısı olmuştum ve yokluğunda sudan çıkmış balık gibiydim. Uzun süre böyle hissettim, yalnızlıktan saçma sapan şeylere saldırdıkça saldırdım ve bataklığa battıkça battım. Başımdan bir sürü boktan şey geçti, durumumla tezat oluşturacak kadar yapayalnız kaldığım bir ilişki de dahil olmak üzere. En korktuğum şeyleri yaşadım bu beklenmedik, hiç gelmemesi gereken adamla... Hayatımı onun yüzünden hızla diplerken o hiç çığlıklarımı duymadı. Her ihtiyacım olduğunda kendi yerine kocaman bir yalnızlık verdi bana, bir ıssız adaya düşmüş gibi çaresizdim. Gelişi, varlığı, gidişi hepsi başlı başına bir yalnızlık hikayesiydi. Ve aslında hayatımda hiç var olmamış, bana ait son kalan güzel şeyleri de sömüren bu adam sayesinde eski PukiDiki'den daha güçlü, daha yalnız ve daha özgür bir kadın yarattım. Yeniden tek başıma var olmanın egosal tatmininin son noktasındayım ve bir daha kimseyi bu şekilde sevmeyi, kimseye bu kadar güvenmeyi düşünmüyorum. Bu yolda yalnızdım ve hep yalnız kalacağım. En çok şeyi kaybeden de kazanan da benim aslında. Yatağın boş tarafı umurumda değil, unuttuğum bir şeyi hatırladım çapraz yatmak güzeldir...